GenelİlçeManşetSevgiyle; ‘bir yastıkta’ geçen ömürler…

6 ay ago

14 Şubat tarihi, “Sevgililer Günü” dünyada ve ülke- mizde en popüler günlerden biri… Bir yıl içerisinde, takvim yapraklarında öne çıkan, özel bir gün… Son yıllarda ülkemizde de giderek büyük ilgi görmeye başlayan ‘14 Şubat Sevgililer Günü’ne yönelik tüketim eleştirileri yapılsa da; “sevgi bir güne mi sığar, insan sevgisini hediye alarak mı? anlatır, sevgi her gün yaşanır…’ şeklinde sitemler olsa da; 14 Şubat, günümüzün en trend, ilgi gören günlerin başında geliyor. Yeni Gün bu özel günde; tüketimi, alış-verişi özendirme eleştirilerinden ziyade, sevgiyi öne çıkaran, sevginin değerini ortaya koyan örnekler sunmaya çalıştı. İnsan odaklı bir yayıncılık uğraşı için çabalayan Yeni Gün, 14 Şubat’ta sevgiyi anlatan, bir ömrü, bir yastıkta paylaşan çiftleri, iki ayrı hikâyeyi sizlerle paylaşıyoruz. Bu hikâyelerde gerçek sevginin gücünü ortaya koyarak, 14 Şubat’ın asıl anlamına, özüne katkı sağlamak istedik.

Evliliğin en temel taşı; “GÜVEN”

Evlilik hayatının iniş ve çıkışlarla dolu olduğu hiç kimse için bir sır değil. Hayatınızı paylaştığınız kişi ile vermiş olduğunuz “Hastalıkta ve sağlıkta, zenginlikte ve fakirlikte birlikteyiz” sözü bir yana, karşınıza çıkacak daha nice farklı kilometre taşları bulunuyor. Tıpkı sahip olduğumuz çocuklar, yaptığımız borçlar, iş hayatındaki yükselmeler, inişler, kayıplar gibi uzun bir liste…

Hayat inişli çıkışlı, kimi zaman dalgalı kimi zaman fırtınalı bir deniz… Peki evlilik gemisi bu uzun yolculukta nasıl ilerleyecek? Daha önemlisi, bir yandan gemiyi rotada tutmaya çalışıp, diğer yandan manzaranın tadını çıkarmayı başarabilecek miyiz?

Her çiftin, en içten dileğidir, bir yastıkta yaşlanmak. Her şeyin bir yolu yordamı olduğu gibi, mutlu ve uzun bir evliliğin de kuralları var. İşte size uzun ve mutlu bir evlilik yaşayan ilimizdeki deneyimli bir çift’ten tavsiyeler…

Burdur’da evlikleri boyunca birçok mutluluk ve hüzne birlikte tanıklık ederek, 52 yılı bir yastıkta geçiren Ziynet – Ramazan Çalışkan çifti, birbirlerine olan sevgi ve saygılarıyla gençlere örnek oluyor…

Sevinci, hüznü birlikte yaşayan, zorluklara karşı birlikte mücadele veren, yıllar geçse de bir yastıkta geçirdikleri evliliklerinin mutluluğunu paylaşıyorlar. Birbirlerine her bakışlarında tebessüm ve tatlı sözü esirgemiyorlar….

‘14 Şubat Sevgililer Günü’ dolayısıyla 69 yaşındaki Ziynet Çalışkan, 52 yıllık eşi Ramazan Çalışkan’ın evine konuk olduk… Eşi ile akraba olduklarını ve aynı mahallede oturduklarını dile getiren Ziynet Çalışkan, mutlu ve uzun evliliğin sırrını bize anlattı.

“Birbirimizi çok sevdik, hep saydık”

“Amca çocuklarıydık biz, aynı mahalledeydik birbirimize aşık olarak evlenmedik. Ama, sonradan birbirimizi çok sevdik saydık. Annem Ramazan’la evlenmemi çok istiyordu. Çünkü eşimle aynı mahallede büyüdük, akrabaydık. Yakından tanıdığı  ve çok uzağa gelin gitmemi istemediği için  Ramazan ile evlenmemi istediler.

Bu kadar zaman geçti, dile kolay 52 yıl;  onun izni olmadan ben daha  buraya gidiyorum demeden, bir yere çekip gitmedim, halen de söylemeden gitmem.

Burdur’un Hacılar Köyünde doğduk ikimiz de. Evlendikten sonra bir yıl kaldık sonra Burdur’a taşındık. 1 yıl kaldıktan sonra 1970’te Ramazan Almanya’ya gitti. Ben Hacılar’a dönüp annem ve kardeşlerimle iki sene yalnız kaldım. 1972 yılında da ben gittim Almanya’ya…. Orada birlikte bir çok iş’te çalıştık… Önce Almanya’nın Hannover şehrinde daha sonra Münih’te tam 40 yıl kaldık. Ramazan Almanya’da tuz fabrikasında çalıştı, ben de televizyon fabrikasında çalıştım. Hiç boş kalmadık, sürekli bir iş’ten başka bir işe koşturduk. Tarlada salatalık topladım, Almanların kabristanını temizledim. Çok çalıştık, çok ama, yine de birbirimizden kopmadık, zorluk, sıkıntı yaşadık, ama bir günden bir güne birbirimize of, öf demedik!…  O kadar çalışıyorduk ki; nerdeyse uyumuyorduk, ikimiz aynı evde yeri geliyordu, birbirimizi göremiyorduk.

“Ev alabilmek için Almanya’ya gittik”

Türkiye’de Burdur’da iken ekonomik sorunlarımız çoktu. Eşim bir dönem Arasta’da kalaycılık yaptı, fakat geçimimiz için yeterli olmadı. Öyle olunca mecbur kaldık, yurt dışına gitmeye. Almanya’ya da bir ev alabilmek için gittik. Burdur’da evimiz yoktu kirada oturuyorduk, önceki oturduğumuz evde zaten çok kötüydü, yaşanacak gibi değildi, yıkıntı döküntü bir yerdi. Almanya’ya gittik Allah’a çok şükür evimizi aldık…

Kesinlikle aramızda para ayrımı olmadı. Neyimiz varsa bölüştük az da olsa bölüştük çok ta olsa bölüştük. İkimizin kazancı bir yere döküldü. Çoğunlukla ben harcadım o hiç karışmadı. ‘Yuvayı dişi kuş yapar’ dedi sustu. ‘Sen nereye harcadın ne yaptın bu parayı?’ diye bir gün bile sormadı. Güzel, çok mutlu yıllarımız geçti ve hâlâ öyle devam ediyor, yıllardır çalıştık da tam oturup yiyeceğimiz zaman hastalıklarla boğuşmaya başladık.

“Onunla evli olmaktan çok mutluyum!”

Bundan 11 yıl  önce 2009’da Türkiye’ye ve Burdur’a kesin dönüş yaptıktan bir yıl sonra, kocam beyin kanamasına bağlı felç geçirdi. Bu duruma çok üzüldüm, çok ağladım. Zor zamanlar yaşadık, halen yaşıyoruz. Ama çok şükür gene de onunla birlikte olmaktan çok mutluyum. Seve seve bıkmadan ona hizmet ediyorum, edeceğim de… 11 yıldır hem evin erkeği hem de kadını oldum, evet yorucu ama onunla olmaya değer…

Dediğim gibi; ‘hiç karışmadı, ne alıyorsun, ne satıyorsun, ne yapıyorsun, parayı’ diye sorgulamadı. Bana karşı çok büyük güveni var ve benim de ona karşı. Zaten; bu yüzden yıllardır birlikteyiz, bir evliliğin en temel taşı ‘güven.’

“Yurt dışına giderken, çocuklarımı bırakmak zorunda kaldım”

2 çocuğum var, 7 torunum var. Hepsi şu an Almanya’da ve çalışıyorlar. Almanya’ya gittiğimizde 2 çocuğumu burada bırakıp gitmek zorunda kaldık. En önemli kısmı burası, kızımı babaanesine, oğlumu da anneannesine bıraktık. Kızım iki yaşındaydı, oğlum ise 6 aylıktı, henüz emiyordu. Ama yoksulduk, çok yoksul. O kadar kötüydük ki durumumuz, sırf onların geleceği için kendi canımızı hiçe saydık, onların tam sevgiye ve bize ihtiyaçları olduğu yaşta onları başka kimselere bıraktık. Oysa ki; her şey onlar içindi… İki yıl boyunca çocuklarımıza hasret kaldık. O zamanlar ne telefon, ne internet hiçbir şey yoktu. Mektupla onların ağzından dökülen şeyleri okumak, çok canımızı yaktı! en acı tarafı da buydu. Bizim onların geleceğe dair olan kaygımızı daha çok arttırdı. Bu yüzden daha çok çalıştık. Altı aylık oğlum anne sütü yerine inek sütü içerek büyüdü. Biz Almanya’dayken kızıma babaannesi oğluma ise kız kardeşim Fethiye Ünal baktı. Çocuklarım da Türkiye’de ayrı ayrı yerlerde, iki kardeş’te birbirini görmeden büyüdü. İki yılın sonunda onları da, Almanya’ya yanımıza aldık.

“Biraz eksik yaşadık hayatı….”

Evliliğimizde değiştireceğim hiçbir şey yok çok şükür. Ama geriye dönme şansım olsaydı, bu kadar çok çalışmazdım. Oğlumu, kızımı bu kadar ihmal etmezdim. Ama o zamanlar mecbur kaldık. Sırf onların geleceği için çabaladık, çocuklar da zaten bunun farkındaki, şu an geçmişte istediğimiz hayal ettiğimiz geleceği onlara sunduk çok şükür. Biraz da birlikte vakit geçirebilseydik Ramazan’la yiyip içip giyinip gezmeyi isterdim. Zor şartlarda yaşadığımız için biraz eksik yaşadık hayatı…

“Evliliklerde sevgi kadar, güven de çok önemli”

Bir evlilik de senin, benim olmayacak, ne varsa ikimizin, ben demek yerine biz demeye başladığınız an sizden olur. Güven çok önemli güven en temeli. O bunu yapmaz demek yerine, o bunu yaptıysa bir düşündüğü var demelisiniz. En zor zamanlarda birbirlerine destek olsunlar. Sıkıntılarla karşılaştıklarında birbirlerinde suç bulmak yerine bir olup sorunu çözmeye çalışsınlar.

Çünkü; sorunlar ilişkiyi güçlendirir. Sıkıntıları, sorunları atlattıkça birbirinize kenetlenirsiniz. Çünkü; senin ondan onun senden başka kimsesi kalmıyor evlendikten sonra. Birbirinize sırt dönerseniz o zaman sonunuz gelir. Her karanlığın, bir aydınlık zamanı geliyor ve şunun altını çizmek istiyorum; ilk evliliğin yerini hiçbiri tutmaz. Bence ilk  evlilik çok önemli. İnşallah gençler de sağlam  ilişkiler kurar da mutlu olurlar…”

Aynı yastıkta 80 yıldır “ilk günkü aşkla” süren mutluluk

Burdur’da 80 yıldır evli Rukiye ve Yusuf Baş çifti, ilk günkü gibi birbirlerine büyük sevgi ve saygı duyuyor.

Rukiye (94) ve Yusuf Baş (105) çiftinin tüm sıkıntılarının ilacı bugüne kadar hep sevgileri oldu. Baş çifti, 80 yıl önce hayatını birleştirdi.

Hastalıkta sağlıkta, yoksullukta bollukta, iyi günde kötü günde omuz omuza veren çiftin aşkları insanın içini ısıtıyor. İlerleyen yaşlarına rağmen ilk günkü gibi birbirlerine sevgiyle bakmayı başarabilen çiftin, Burdur’da 1971’de yakınlarından bazılarının hayatını kaybettiği depremde, Hacılar köyündeki kerpiç evleri yıkıldı. Çift, deprem sonrası devletin köyde yaptırdığı evlerinde yaşamını sürdürdü. Evinin geçimini berberlik yaparak sağlayan Yusuf Baş’a eşi Rukiye de tarlalarda çalışarak destek verdi.

Beş çocuk büyüten Yusuf ve Rukiye Baş çiftinin evleri 2018’in sonlarında elektrik aksamından çıkan yangında kullanılamaz hale geldi. Komşularının yardımıyla yangından son anda kurtulan çift, emeklilik maaşıyla Burdur merkezde kiraladıkları evde yaşamını sürdürüyor.

Çocuklarının da yardımıyla günlük ihtiyaçlarını karşılayan çiftten Yusuf Baş’ın kulakları az duyuyor, eşinin de koltuk değnekleriyle hareket etmesinin dışında önemli bir rahatsızlıkları bulunmuyor.

– Yanan evleri yaptırılırsa köye dönmeyi planlıyorlar

Çift, yaptırılması durumunda yaşamlarını köylerindeki evlerinde sürdürmek istiyor.

Torunlarının torununu gören Baş çifti, sevgileriyle ısıttıkları evlerinin kapılarını AA muhabirine açtı.

– “Yusuf’umu çok seviyorum”

Eşiyle tanışmasını gülümseyerek anlatan Rukiye Baş, Yusuf Baş’ın kendisini istemeye geldiğinden haberi olmadığını, söz kahveleri içildikten sonra durumu anladığını söyledi.

Görücü usulüyle yaptığı evliliğine sığdırdığı anının sayısı olmadığını aktaran Baş, “Çoluk çocuğa karıştık. Bazen aramızda kavga olduğunda susmasını bileceksin. Susarsan çocuk sahibi olursun, susmazsan borç sahibi.” diye konuştu.

Baş, eşine destek olmak için çocuklarıyla tarlalara çalışmaya gittiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Tarlada, tapanda, odunda, kırda çalışarak vaktimizi geçirirdik. Eşim de çevre köylere tıraşa giderdi. Birlikte düğüne, bayrama, çarşıya, gezmelere giderdik. Sabırla bugünlere geldik, Allah daha kötü günler göstermesin. Eskiler, ‘Bu eve gelin geldin ancak kefenle çıkarsın.’ derlerdi. Eşim bana kızdığında bir şey demem, ben de ona kızdığımda o seslenmez. Yusuf’umu çok seviyorum. Evlilikte şakalaşma, tartışma, iyi gün de kötü gün de olur. Ben hasta olunca o bana bakar, o hastalandığında ben ona bakarım. Köyümüzü, 80 yıl yaşadığımız yanan evimizi özlüyoruz. Devletimizden bize yardım etmesini, evimizi yaptırmasını istiyoruz. Şehirde kalamıyoruz, aldığımız aylık şehirde yaşamaya yetmiyor.”

– “Çok güzel günlerimiz geçti”

Yusuf Baş da eşiyle arasındaki muhabbetin güzel olduğunu dile getirdi.

Eşiye sürdürdükleri mutlu evliliğin çevrelerinde örnek gösterilmesinin kendilerini sevindirdiğini vurgulayan Baş, “Çok güzel günlerimiz geçti. Hiç ayrımız, gayrımız yok. Onu çok seviyorum. Sevmezsen, ömür geçer mi? Çocuklarımızı da çok seviyoruz.” diye konuştu

– “Hala birbirlerinin üzerine titriyorlar”

Çiftin kızı Güray Türe, anne ve babasının evliliklerinin sabırla, birbirlerine anlayışla geçtiğini ifade etti. Görücü usulüyle evlenen anne ve babasının severek evlenenlerden daha iyi anlaştığını herkesin çok iyi bildiğini belirten Türe, “Hala birbirlerinin üzerine titriyorlar.” dedi.

Hacılar köyü Muhtarı Ramazan Öztürk, çocukluğundan bu yana tanıdığı Baş çiftinin, sade bir şekilde sürdürdüğü yaşamlarıyla bugüne kadar birbirlerini kırmadan evliliklerini sürdürdüğünü dile getirdi.

Kodlama : SadeMedia Interactive