Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Burdur’daki sulama alanlarının yüzde 48’ini sulayabiliyoruz. Dolayısıyla daha sulanacak yüzde 52’lik bir alanımız var. Bunları da bir an evvel sulamaya açtırmak lazım. Çünkü su demek verimlilik demek, su demek üretim demek.” dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Burdur Teke Yöresi 9. Tarım, Hayvancılık, Tarım Teknolojileri ve Yem Fuarı açılış töreninde konuşma yaptı.

Başkan Bayraktar, konuşmasında tarım ve hayvancılık alanındaki sorunları ve yapılması gerekenler ile kuraklık hakkında açıklamalarda bulundu.

“ÇİFTÇİLERİMİZİ DOĞRU BİLGİYE VE TEKNOLOJİYE ULAŞTIRMAZSAK HEDEFLERE ULAŞMAMIZ ZOR”

“Tarım sektöründe anahtar kelime verimlilik. Bunu yakalayamayan ülkelerin üretimini sürdürülebilir kılması ve dünya ile rekabet edebilmesi mümkün değildir. O zaman bu anahtar kelimeyi bütün çiftçilerimizin, doğru bilgiyle ve teknolojiyle buluşması gerekiyor. Bunu sağlayamazsak ne yaparsak yapalım yani çiftçimizi bilgiyle buluşturamazsak bu teknolojilerle buluşturamazsak, bunları kullanmasını sağlayamazsak ne yaparsak yapalım, ağzımızla kuş tutsak, hangi desteği verirsek verelim bu sektörde hedeflere ulaşmamız zor. İşte bu nedenle bu fuarları çok önemsiyoruz. Çiftçilerimizi buraya taşımaya devam ediyoruz, bilgi ve teknolojilerle buluşturuyoruz.

“YAĞIŞ ALAMAZSAK REKOLTE DÜŞÜK GELECEK”

Yaklaşık 1 milyona yakın çiftçimize eğitim verdik. Ve eğitimlerimizi hızlı bir şekilde sürdürmeye devam ediyoruz. Tarım sektörü çok önemli sektör. Ama kıymeti biliniyor mu? Tartışılır. Şunu kabul edelim sadece ülkemizde değil dünyada modası geçmeyen tek sektör tarım. Her şeyin modası geçer tarım sektörünün ve gıdanın modası geçmez. Her şeyi ertelersiniz, araba alacaksınız, beyaz eşya alacaksınız erteleyebilirsiniz ama gıdayı erteleme şansınız yok. Gıdayı erteleyemeyeceğinize göre en stratejik sektörlerin başında geliyor demektir. Dolayısıyla önem verilmesi gereken bir sektördür. Bu kadar önemli bir sektör olmasına rağmen bu sektörün sıkıntıları var mı? var, dünyada da var bizde de var. Bunların en başına tehdit olarak küresel ısınmayı koyabiliriz. Bakıyorsunuz kuraklık olarak sizi vuruyor. Şu an 15 vilayette kuraklık devam ediyor. Bunların içinde daha Burdur’u koymadık ama Burdur’da da kuraklık var. Eğer şu 1 hafta içerisinde yağış alamazsak buğdayda tahminlerimizin çok altında rekolte olacak. İnşallah yağışlar gelir tahminimizin üzerinde bir rekolte ile karşılaşırız.

“TÜRKİYE SU ZENGİNİ BİR ÜLKE DEĞİL”

Demek ki kuraklık bitkisel üretimi, hayvansal üretimi çok yakından ilgilendiriyor. Bakıyorsunuz kuraklığın arkasından da bazen aşırı yağışlar, dolu yağışları. Her türlü doğal afetle karşı karşıya kalan bir sektör, risk taşıyan bir sektör. Kuraklıkla ilgili Bakanlığımızla çalışmalarımızı yapıyoruz. Üzerimize düşen vazifeyi yapmamız gerekiyor. Şunu hiçbir zaman unutmayalım; Türkiye su zengini bir ülke değil. Su kaynakları sınırlı. Dolayısıyla kullandığımız suyu başta tarım sektörü olmak üzere çok dikkatli ve tasarruflu kullanma mecburiyeti var.  Tarım sektörü suyun yüzde 75’ini kullanıyor. Basınçlı sulama sistemini kullanan çiftçilerimizin oranı yüzde 32, Demek ki daha alacağımız mesafe var. Demek ki halen vahşi sulamaya devam ediyoruz. Böyle bir lüksümüz yok. Böyle bir şansımız yok. bir an evvel Türkiye’de basınçlı sulama sistemlerine geçmemiz gerekiyor. Sulama alanlarını sulamamız gerekiyor. Gelirken baktım Burdur’daki sulama alanlarının yüzde 48’ini sulayabiliyoruz. Dolayısıyla daha sulanacak yüzde 52’lik bir alanımız var. Bunları da bir an evvel sulamaya açtırmak lazım. Çünkü su demek verimlilik demek, su demek üretim demek.

“ÜRETİMİ PLANLAMALIYIZ”

Bunun dışında ciddi bir erozyon, çölleşme yaşıyoruz. Dünya da ve ülkemizde bu var, bunun tedbirlerini almamız lazım. Muhakkak suretle üretimi planlamamız gerekiyor. Bunun altında yatan, pazarlama sorununun altında yatan sebep planlama sorunu. İç ve dış talebe uygun planlama, üretim yapamazsanız, planlı üretime geçemezseniz bir zaman gelir domateste batarsınız, biberde batarsınız, patlıcan da batmışsınız, örtü altında ürünler para etmez, sera ürünlerine bakıyorsunuz para etmiyor, narenciyeye geçiyorsunuz plansız büyümeye geçiyorsunuz bir ihracat tıkanıyor, dış talebe uygun üretim yapmıyorsunuz ondan sonra da narenciye çöküyor. Ondan sonra da limon bahçelerini, portakal bahçelerini kesmek zorunda kalıyorsunuz.

“TÜKETİCİ ZARAR GÖRÜYOR”

İthalatçı olduğunuzda ne oluyor; fiyat politikası çok önemli, pazarlama sorununun aşılması çok önemli. Fiyat politikaları üreticiyi desteklemiyorsa, destekliyorsa sorun yok o zaman üretici üretimine devam ediyor ve sektör gelişiyor. Ama siz fiyat politikasını ayarlayamadınız, iç ve dış talebe uygun üretim yapamadınız, arz fazlalığı da oldu mal elde kaldı. İthalatçı oluyorsunuz. Peki ithalat çözüm mü? Bu kadar et ithalatı yapıyoruz eti ucuzlatabildik mi? bu kadar süt hayvanı kestik, kesiyoruz, her 5 yılda bir hayvan getirip popülasyonumuzu yeniliyoruz bu da çözüm oldu mu? Bu da çözüm değil. En ucuz üretim sürdürülebilir üretimdir. Sürdürülebilir üretimin yolu da üreticiyi desteklemek ve üreticinin planlı üretim yapmasını sağlamaktan geçer. Bunu yapamazsanız sürdürülebilir olmaktan çıkarsınız ve bunun sadece üreticiye dokunan, üreticiye zarar veren ayağı yok. Kim zarar görüyor bundan? Tüketici zarar görüyor.

Kanun Geliyor! Sokak köpeklerine ne olacak? Kanun Geliyor! Sokak köpeklerine ne olacak?

“BURDUR, HAYVANCILIK VE BİTKİSEL ÜRETİMİ BERABER GÖTÜRÜYOR”

Dünyada tarım sektörüne baktığınızda hayvancılık ve bitkisel üretim beraber gider. Bu iki üretimi beraber götürürler, kalkınmanın yolu budur, çiftçiyi refaha ulaştırmanın yolu budur. Burdur’da üreticilerin yüzde 15’i hayvancılık, yüzde 15’i bitkisel üretim, ama yüzde 70’i hayvancılık ve bitkisel üretimi beraber götürüyor. Bu Burdur için çok önemli. Ülkemizde bunu sağlayamıyoruz ama bunu Burdur’da sağlamışız. Burada önümüze bir problem çıkıyor; ölçek sorunu. Yani işletmelerimiz ekonomikti. Belli bir optimal büyüklüğe ulaştıramazsanız bitkisel üretiminizi ve hayvansal üretiminizi oradan para kazanamıyorsunuz. Yani ölçek sorunu var. Zamanında bu sorunu sayın Cumhurbaşkanına götürdüm, “bu meseleyi çözemezsek 20 sene sonra bu ülkeyi besleyemeyiz” dedim. 8 ay uğraştıktan sonra sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla değiştirdik. Bunu 50 sene önce yapsaydık bugün işletme büyüklüklerimiz 100 dekar 150 dekardı. Bu sorunları konuşmuyor olacaktık.

“HERKES HER ŞEYİ İSTEDİĞİ YERDE ÜRETMEYECEK”

Ekonomik faaliyette bulunma mecburiyetimiz var. Hayvancılıkta da bitkisel üretimde de bu böyle. Planlama, havza bazlı desteklemeyi sağlamamız lazım. Hangi ürün hangi bölgede hangi ekolojik koşulda üretmeye müsaitse orada üreteceğiz. Herkes her şeyi istediği yerde üretmeyecek. İç ve dış talebe bağlı olarak üretim planlaması yapmak zorundayız. Yapısal sorunlar en büyük maliyettir. Biz hep gübreye takılıyoruz, doğru. Dışa bağımlı bir üretim modelimiz var, her şeyi dışarıdan alıyoruz, kur arttıkça maliyetlerimiz artıyor bu bizi zorluyor. Bir de pazarlama sorunuyla karşı karşıya kaldığımızda işin içinden çıkamıyoruz. Borçlarla üretim yapmaya devam ediyoruz. Bütün bunlar doğru. İtirazım yok. Ama en büyük sorunun yapısal sorunlardan geldiğini, işletmelerimizin küçük olduğundan geldiğini, işletmelerimizi sulamaya açamamamızdan geldiğini göz ardı edemeyiz. İşletmelerimizi büyütemediğimiz için teknolojiyle tanıştıramıyoruz.”

Kaynak: MUHAMMET FATİH BAŞCI