22 Mart tarihinde, su’ya ve su kaynaklarına dikkat çekmek amacıyla kutlanan ‘DÜNYA SU GÜNÜ’nde bu yıl, “kuraklık tehlikesi ve iklim değişikliği” öne çıkan konular oldu.

Özellikle 2020 yılı başından bu yana tüm dünyada etkisini sürdüren korona vakaları, pandemi sürecinden sonra, “gıda, tarım, kuraklık endişeleri, küresel iklim değişikliği” gibi konular, dünya ve ülke kamuoyunda çok daha fazla yer bulmaya, önem kazanmaya başladı. Bu yılki ‘Dünya Su Günü’ de böyle bir atmosferde gerçekleşince, su kaynaklarına ilişkin uyarılar, medyada geniş yer buldu.

Ülkemizde ve bölgemizde göller, sulak alanlar denilince ilk akla gelen uzman isimlerden biri olan, bilim insanı Erol Kesici, Yeni Gün  okurları için yine çarpıcı bir makale hazırladı. Kuruyan göller’den, yer altı sularına kadar geniş yelpazede ‘su meselesini’ ele alan Erol Hoca, yer üstü sularının tüketildiği takdirde, yer altı sularının da tükeneceği, kuruyacağı ikazını vurguladı.

DÜNYA SU GÜNÜ KUTLANMALI MI? YER ÜSTÜ SULARINI TÜKETİRSEN (KURURSA) YERALTI SULARI DA TÜKENİR (KURUR), AMBARLARIMIZDA (Yer altı depolarında) SU KALMADI!

“Su kaynaklarımızın giderek azalması, endişe verici bir boyutta”

Ülkemizde 24 Eğirdir Göl veya 3 Van Gölü ya da Marmara Denizi kadar doğal göl ve sulak alanlardaki su kütlesi kurudu/ kurutuldu! Yer altı sularında da durum farksız. 30 yılından bu yana her yıl 22 Mart günü, ‘Dünya Su Günü’ olarak kutlanıyor. Ülkemizde son 60 yılda 60dan fazla, adeta Marmara Denizi büyüklüğündeki su yüzey kütlesi sulak alanını kurudu/kurutuldu. Üç tarafımız deniz sularıyla, içimiz 300den fazla doğal gölle kaplı iken, ülkemiz aynı enlem dairesinde içilebilir ve kullanılabilir su kaynaklarının hızla yok olan ülkelerin başında gelmekte.

Ülkemizde son altmış yıl içerisinde Marmara Denizi’mizin yüzölçümünden daha büyük veya üç Van Gölü’müzün yüzölçümü büyüklüğünde ya da İstanbul ve İzmir  il ve ilçelerinin  yüzölçümleri toplamı kadar 60 yakın doğal göl kurumuş ve kurutulmuştur.

Göllerin kurumasında; insanlığın her şeyi aşırı tüketimi; bütün doğayı etkilediği gibi, göllerimizi de olumsuz biçimde etkilemiştir.  Bunun nedeni; çok su tüketen yanlış tarım politikaları,  (neredeyse % 80’i) sularımızın atık alanı olarak kullanılması( kirlilik) ve suyun doğal döngüsünün yani gölün beslenmesinde önemi büyük olan yüzey akış sularımıza dere çayların önlerinin baraj, gölet, HES su şişeleme tesislerinin düzensiz bir şekilde yapılmasıdır. Ayrıca göllerin çevresindeki yasal ve yasal olmayan  kuyularla yer altı sularının çekilmesi…

Yer altı ve yer üstü sularımız da tükenmekte!

Dünyadaki hayat yüzey sularına olduğu kadar yer altı suyuna da bağlıdır. Kara üzerine düşen yağışın bir kısmı yer altı suyuna sızarak, yeraltı suyunun bir parçası olur. Bu su’yun bir kısmı kara yüzeyine yakın hareket eder ve dere yataklarına boşalarak çok çabuk ortaya çıkar, ancak yer çekimi yüzünden bu suyun büyük bir kısmı yer altına doğru daha derinlere inmeye devam ede. Kara üzerine düşen yağışın bir kısmı yer altı suyuna sızarak, yer altı suyunun bir parçası olur. Bu suyun bir kısmı kara yüzeyine yakın hareket eder ve dere yataklarına boşalarak çok çabuk ortaya çıkar, ancak yer çekimi yüzünden bu suyun büyük bir kısmı yer altına doğru daha derinlere inmeye devam eder. DSİ Genel Müdürlüğü verilerine göre, Türkiye’de kullanılabilir yer üstü ve yer altı su potansiyeli yıllık toplam 112 milyar metreküptür. Bu su potansiyelinin 57 milyar metreküpün; 44 milyar metreküpü tarım sektöründe, 13 milyar metreküpünün de içme kullanma suyu olarak yararlanıldığı bildirilmektedir. Araştırma sonuçlarına göre tarımda kullandığımızın suyun 20 milyar metre küpünün de  israf edilmesi de  düşünülmesi ve  bilinçli sulamanın / iletiminin yapılmasının  bilinçli bir şekilde düzenlenmesi  gerekmektedir..

Türkiye’de yer altı sularının kullanımında mevcut 18 milyar metreküplük yer altı suyu işletme rezervi bulunurken, bunun 16,62 milyar metreküpü tahsis edilmiş durumda bulunuyor. Bu tahsisin 11,21 milyar metreküplük kısmı tarımsal sulama (bireysel sulamalar, kamu ve kooperatifler), 1,49 milyar metreküplük kısmı sanayi suyu, 3,92 milyar metreküplük kısmı içme kullanma suyu olarak ayrıldığı bildirilmektedir. Ülkemizde yer altı suyunun kullanımında mevcut yer altı suyunun neredeyse % 75’i tahsis edilmiştir. Bunun da yaklaşık % 70’lik kısmı tarımsal sulama suyu olarak kullanılması ve kuraklık nedeniyle de yeraltı sularımız kuruma ve tuzlanma tehdidi altında olup, bilhassa İç Anadolu bölgelerinde tehlikeler oluşturan obrukların giderek artmasının nedeni yer altı sularının seviyelerinin çok azalmasından kaynaklanmaktadır. Yeraltı sularının karşı karşıya kalmış olduğu en büyük iki tehlike kirlenme ve aşırı pompajdır. Aşırı pompaj yapılmadığı durumlarda süzülme ile kısmen temiz su sağlanacak olan kuyu, aşırı pompaj sonucunda, kirlenme daha çabuk ve daha geniş bir alana yayılacaktır. Yer üstü sularınızı tüketirseniz, ambarda da su kalmaz.  Yer altı suları doğanın yastığıdır… Direğidir! Ambar tükenince, Konya’daki obruklar birçok alanda söz konusudur. Bu da doğanın değil insanın “deprem felaketidir”!

NASA UYARMAKTA!..

NASA’nın raporunca; Türkiye’nin büyük bir bölümünde yer altı suları ortalama seviyenin altında olduğu bildirilmektedir. Gravity Recovery and Climate Experiment Follow On (GRACE-FO) uydularıyla 11 Ocak 2021 itibarıyla Türkiye’deki yer altı sularının durumu hesaplandığı haritaya göre; karedeki mavi kısımlar, normalden fazla su olan bölgeleri, kırmızı ve turuncu renkteki kısımlar ise normalden az su olan bölgeleri gösteriyor.2020 yılında yaşanan kurak- lığın çok daha ciddi boyutlarda olması 2021 yılında ülkemizde yer altı su miktarlarının çok daha ciddi boyutlarda olduğu bilinmektedir.

YER ALTI SUYUNUN NASIL OLUŞTUĞUNU BİLMEK ve BİLANÇOSUNU KORUMAK GEREK

Yağış ile yeryüzüne düşen suyun bir kısmı buharlaşma ve terleme ile atmosfere dönerken bir kısmı da süzülerek yerin derinliklerine doğru ilerlemektedir.

Yer altı suyunun oluşumu ve beslendiği kaynaklar; yağışlar, denizler, ırmaklar, göller, bataklıklar, yapay gölcükler ve su arıtma sistemlerinden oluşur.

Bu alanlardaki su akışlarına engel olunmaması gerekir. Ayrıca; deniz suyu ile kirletilen tatlı verici zeminin (akiferlerin), tekrar tatlı su verebilmesi için yüzlerce yıllık bir zaman sürecine gerek vardır.

* Her sene çekilen yer altı suyu miktarıyla yıllık beslenim ve boşalım miktarı arasında uzun süreli bir denge kurulmalıdır.

* Kar ve yağmur yağışının az olduğu kurak mevsimlerde yeraltı suları aşırı oranda azalmaktadır.

* Yer altı suları izleme programları ve ağları ile model sonuçları takip edilmelidir. Bu değişimlere bağlı olarak emniyetli çekim miktarları güncellenmelidir.

YER ALTI SULARININ SEVİLERİNİN AZALMASI SUYUN KALİTESİNİ KULLANILABİLİRLİĞİNİ AZALTMAKTA… AŞIRI SU ALIMLARI TUZLANMAYI, ÜRÜN KAYBINI ARTIRMAKTA…

Su yetersizken veya sulama ücretleri fazla olduğu zaman tarımda çalışan kesim, yer altı suyu sulamalarından faydalanma yoluna gitmekte ve talep etmektedir.  Yer altı sularının azalması, Türkiye’yi çevreleyen birçok kıyı ovasında yer altı su kaynakları ya tamamen tuzlanmış ya da tuzlanmaya başlamıştır. Bunun ana nedeni; derine yakın akiferlerden çeşitli amaçlarla aşırı yeraltı suyu çekilmesidir. Çünkü; hidrolik eğim küçük olduğundan aşırı çekim gibi doğal sistemi bozan bir dış etken, deniz suyu girişini kolayca başlatabilmekte olduğu birçok bilimsel çalışmalarla belirlenmiştir. Yer altı sularının sondaj, pompaj vb yöntemlerle hesapsız bilim dışı açılması ve kullanılması sonucunda fizik kurallarına göre azalan tatlı su içeren yer altı sularının tuzlanması kaçınılmaz.  Öncelikle bu ilkelerin bilinmesi gerekmektedir. Ülkemizde, ruhsatlı ve ruhsatsız ne kadar kuyu vardır? Yağışların giderek azaldığı son yıllarda, yağışlardan beslenemeyen yer altı sularında, çekilen su miktarı beslenmeden fazla olduğunda yer altı suyunun bitmesi kaçınılmaz bir sonuçtur.

SU SIKINTISI ÇEKİLMESİ SEBEBİ 

Türkiye, sanılanın aksine su zengini bir ülke değil, hatta tam tersine önceki yıllarda kişi başına düşen su miktarı 1800 ton fazla iken,  günümüzde 1000 ton’a kadar düşmüş su miktarı ile “su sıkıntısı çeken” bir ülke konumunda durumdadır. Su tüketiminde tarımda aşırı su kullanımını görmezden gelip , diş fırçalarken, banyo, mutfak su tüketiminin baş sorumlu olmasını öne çıkararak suyumuzu koruyamayız.. Elbette; evlerde su tasarruflu kullanılmalı, ben insanlarımızın bunu çoğunlukla yerine getirdiğine inanmaktayım. Tarımsal sulamada  boşa harcanan su’yun yıllık miktarı ülkemizde tüm insanların  içme kullanma suyunun iki katından fazla olduğu bildirilmekte… Tarım’daki aşırı su kullanımıyla, bereketli topraklarımızı giderek kaybetmemize, tarımda daha çok gübre tarım zehiri kullanmamıza ve daha da  fazla su  tüketmemize neden olmaktadır… Bunun sonucu yaşadığımız günlerde  farklı şekillerde olumsuzlukları yaşatmaktadır.

SU, AYAK İZİ GİDEREK ARTMAKTA…

Su; doğa’nın bir armağanıdır. ‘Su güvenliği’ ise toplum sağlığının bir parçasıdır. Herkesin temel ihtiyaçlarına yetecek miktar ve kalitede suya erişiminin temel bir insan hakkıdır. İnsanların, suyu bilinçsiz tükettiklerinde- kirlettiklerinde bu kirliliğin- kıtlığın tekrar kendilerine döneceğinin bilincinde olması gerekir. Su’yun özensiz, plansız, verimsiz ve aşırı kullanılması, su kirlenmesi ve su kaçakları en büyük sorundur. Günümüzde tüketim çılgınlığı arttıkça, su kaynaklarımızı da bilinçsiz kullanmaya başladık, öncelikle bunun önüne geçmeliyiz. Geçtiğimiz yıllardaki yapılan çalışmalarda; dünya insan nüfusu 3 kat artmasına karşın tüketilen su miktarı 7 kat artış göstermiş olduğu belirlenmiştir. Su’ya olan talep giderek artarken; tarımsal sulamanın kontrolsüz olması, enerji-gıda- tüketim çılgınlığı ve insanların su tüketim alışkanlıklarısu yönetimindeki uygulamaları göz ardı edilmemelidir. Su’yun tüketiminde ve bir ürünün üretimi aşamasındaki tarım-sanayi vb. üretim aşamasında suyun akılcı ve verimli kullanılması gerekmektedir. Çünkü suyun doğrudan kullanımının yanında dolaylı kullanımında da fazla su tüketmekteyiz. Suyun tüketim miktarını göstergesi olan, “su ayak izi “dediğimiz bir malın veya hizmetin üretimi için kullanılan su kaynaklarının toplam miktarı akla gelmektedir. Ürün miktarına göre, dolaylı yoldan harcadığımız su miktarı ise, susuz kalmamız için, bizlerin iğneden ipliğe kadar her şeyi tüketmekte çok tutumlu olmamız gerektiğini göstermektedir. Bilimsel çalışma sonuçlarından elde edilen değerler ve su rezervleri göz ardı edilerek planlanması sonucunda, sularının yakın zamanda tükeneceği unutulmamalıdır.  Orta Asya’dan göçlerin, 68.000 km² yüzölçümüyle( yaklaşık 20 adet Van Gölü büyüklüğündeki) Asya’nın ikinci, dünyanın dördüncü büyük gölü olan Aral Gölü’nün kurumasının nedeninin da göl’den aşırı oranda su çekilmesi ve vahşi sulama olduğu göz ardı edilmemelidir. Kısacası su yaşamın olmazsa olmazıdır. 22 Mart Dünya Su Günü öncesinde bu günlere gelişin en önemli nedeni ne yazık ki bizler suyu hiç bitmeyecek kaynak gibi gördük yaşadık ve ucuz olan her şeye (değer biçerken) “su’dan ucuz” dedik. Artık ülkemizde/ dünyada su bile su’dan ucuz değildir.