Neredeyse son bir yıldır hayatımızın içinde olan koronavirüs’ün psikolojik etkilerine dair analizler, gözlemler, yorumlar, son zamanlarda medyada en öne çıkan konu başlıklarından biri… Evet; korona insanların dengesini iyice bozdu, derin tahbiribatlara yol açıyor!.. İşte; bu noktada uzman isimlerin değerlendirmeleri dikkat çekiyor.

Sürecin başından beri yaptığı ilginç yorumlarla korona salgınına farklı bakış açıları, eleştiriler getiren ünlü yazarlardan Haşmet Babaoğlu, hafta sonu uzman isimlerden Psikoterapist Tuba Karacan’ın görüşlerine Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde yer verdi.

“Biraz da ruh halimizden konuşalım mı?” başlıklı köşe yazısında Haşmet Babaoğlu, Tuba Karacan’ın şu sözlerine yer veriyor:  “Mesele eve döndük, kendimize döndük meselesi değil. Eski kayıplarımızın muhasebesi de tetiklendi; geçmişin defterleri açıldı. Benim kendimde, danışanlarımda ve meslektaşlarımın tecrübelerinde gördüğüm bu diyerek devam ediyor: “Zamanında oldu bitti, yaşandı dediğimiz şeyler sanki ‘hâlâ buradayız’ demeye başladılar. Ben ilkokul öğretmenimle yaşadıklarımı hatırlıyorum, bir başkası neden ayrıldıklarını bir türlü anlayamadığı eski sevgilisini, diğeri işyerinden çıkarılma biçimini unutamıyor…”

***

Tuba Karacan çok değer verdiğim psikoterapist arkadaşım.

Yeni çıkan “Herkes Evine Dönmek İster” adlı kitabını konuşacaktık.

Fakat laf döndü dolaştı, şu pandemi günlerindeki ruh halimize dayandı.

Dur, dedim, en iyisi ben sorayım, sen anlat…

Martta, nisanda sıkı karantina tedbirlerine rağmen sanki daha dirençliydik, yaz aylarını idare ettik ama şu anda fena durumdayız gibi geliyor bana. Sen neler görüyorsun?

“Başta kaygı vardı” diyor Tuba…

“Şimdi kanıksamış, bezgin ve biraz da ümitsiz bir hal var. Zaten o balkondan balkona şarkı söylemeler falan da bir inkâr çabasıydı. Online etkinliklere düşkünlük de öyle. Şimdi hiçbiri kâr etmiyor.”

Yas hali gibi ama sanki bir yandan bunu da beceremiyoruz… Yanılıyor muyum?

Gülümsüyor Tuba. Biraz buruk bir gülümseme…

“Acıda kalabilme kapasitemiz zayıfladı. Bu olamayınca da iyileşme, toparlanma olmuyor. Bu dönem de geçecek elbet. Ama geçmişin nostaljisine takılıp kalırsak, olmaz. Bu insanlık adına da rezillik olur!”

***

Tuba’nın genç danışanları çok. O yüzden gençlerin hali hakkında diyeceklerini merak ediyorum.

Canı sıkılarak anlatıyor:

“Gençlerin yavaşlaması, durması başka yaş gruplarına benzemez. Üstelik anne babalarının burnunun dibinde durup kaldılar… Yalnız kalmak istiyor, olmuyor. Göze batıyor. İsyan etse, neye isyan edeceğini bilmiyor. Zaten kendilerini ifade etme, birbirlerini anlama, fedakârlık, vefa gibi konularda zayıftılar. Şimdi dijital kapanma onları daha kırılgan yaptı.”

Tam olarak ne yaşadık biz, ne yaşıyoruz diye soru- yorum.

Şöyle bir arkasına yaslanıyor.

“2020 benim için hayal kırıklığı neymiş, tam olarak anladığım bir yıl oldu” diyor.

Susuyorum.

VİRÜS, BAHANE!..

“Cumartesi notları: Virüs bahanesi…” başlıklı köşe yazısında da Babaoğlu, pandeminin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerine yazısında şöyle devam etti:

***

“Psikoterapist Tuba Karacan’la sohbetimizin bir bölümünü dün köşemde yazdım. Tuba’nın söyledikleri arasında bir nokta vardı ki, önemliydi fakat yer yetmemişti…

“Bulaşma” fikrinin bilincimizden çıkıp bilinçdışımıza kadar nüfuz ettiğini konuşuyorduk. Dezenfektan kullanımımızdaki aşırılık, en yakınlarımızdan bile kaçınmak, vd. “Bu zaten çok yaygın bir takıntıydı” diyor Tuba: “İçimizde bir türlü temizlenemeyen bir kirlilik hissi ve bağ kurma korkumuz bu takıntıyı güçlendiriyor. Bağ kurma konusunda beceriksiziz, üstelik son zamanlarda birbirimizi rakip veya kendi varlığımıza engel olarak görüyorduk. Uzak durmak istiyorduk. Virüs, modern insan için şahane bir bahane oldu.”

***

Bazıları Whatsapp krizine “Zaten bütün hayatın dijital haberleşme servislerinin elinde, bilgilerini bir de Whatsapp kullansa ne fark eder?” tavrıyla yaklaşıyor. Konunun uzmanlarına gelince, onlar da medyaya aslında bütün platformların güvenlik açığı taşıdığını anlatmaya çalışıyor. Oysa sanıldığının tersine, kamuoyu esas olarak güvenlik meselesine değil, Whatsapp ve Facebook’un küstah tavrına gıcık oldu. Sosyal psikolojiyi hafife almayın. Bu önemli ve değerli bir direnç noktasıdır. Whatsapp “Benim kurallarımla oynamayacaksan, git!” mi dedi; kullanıcılar da şimdi ona “Sen çek git!” diyor.

***

Buyurun bakalım!.. Moderna’nın CEO’su geçen gün bombayı patlattı: “Yeni tip koronavirüs, aşıyla falan hiçbir yere gitmeyecek, hep bizimle olacak!” Bu bilinen bir gerçek ama biz söylesek “komplo”cu oluyoruz. Batı’nın kullandığı mRNA aşılarının en etkilisi sayılan MODERNA’nın başındaki adam da söylediğine göre, artık bir durup “Madem öyle, yaşamakta olduğumuz nedir?” diye düşünün.”

Pandemi  sürecinde yeni tehdit;

‘KAYGI VİRÜSÜ’

ALLOSTATİK YÜKLENME DURUMU

Korona salgınında medyada yaptığı değerlendirmelerle en öne çıkan isimlerden biri olan Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, dün Hürriyet Gazetesi’nde kaleme aldığı köşe yazısında, korona’nın kaygı boyutuna dikkat çekti. Kovid-19 pandemisinin bir çeşit “kaygı pandemisine dönüştüğünü” belirten Müftüoğlu’nun yazısında şu ifadeler yer alıyor:

“Yeni tehdit: Kaygı virüsü

Pandemi hepimizi yordu.

Sadece yorsa neyse, aynı zamanda korkuttu da. Dahası, muazzam bir yılgınlık ve kaygı yükü de bütün ağırlığıyla üstümüze çökmüş durumda. Kısacası işin uzmanlarının deyimiyle “MUAZZAM BİR ALLOSTATİK YÜKLENME DURUMUYLA” karşı karşıyayız.

İsterseniz gelin bu yeni tehdidin, yani KAYGI PANDEMİSİNİN neticelerini ve çözüm süreçlerini daha kolay anlayabilmek için işe “Nedir bu allostatik yüklenme?” sorusuna yanıt arayarak başlayalım.

NEDİR BU ‘ALLOSTATİK YÜKLENME’ MESELESİ

ALLOSTATİK yüklenme uzun süreli streslere bağlı olarak beden, zihin ve duygularımızdaki aşırı yıpranmanın yol açtığı “bedeli” ifade ediyor.

Herhangi bir fiziksel ve/veya ruhsal stresin oluşturduğu aşırı yüklenme hali beden, zihin ve duygularımızdaki kapasiteyi aştığında, baskı altına giren fiziksel ve ruhsal yapılanmamız içten içe çürümeye, çökmeye, kaygı ve korku çukurlarının içine düşmeye, kısacası sonu karanlık bir tüke- niş sürecine girmeye başlıyor.

Varlığını neredeyse bir yıldır sürdüren COVID-19 pandemisi işte bu nedenle şimdi de bir çeşit “KAYGI PANDEMİSİNE” dönüşmüş durumda. Eğer kendimize iyi bakmazsak, eğer tehdidin büyüklüğünü vaktinde fark edip gerekli tedbirleri almazsak, çöküntü daha da büyüyecek ve bundan en çok da virüsle savaşmak zorunda olan bağışıklık sistemimiz etkilenecektir. Peki, ne yapmalıyız? Yanıt için yandaki kutuya geçin.

KRİZ KAYGISINI AZALTAN İLK 3 ŞEY

KRİZ kaygısı, emin olun ki en az virüs kaygısı kadar önemli bir ayrıntı haline geldi.

Hepimiz olması gerekenden daha yorgun, gergin, çökkün, sinirli, öfkeli, kaygılı, korkulu, endişeli ve tükenmişlik durumundayız. İşte bu nedenle kaygıyla baş etmek korkuyu ve paniği az da olsa hafifletmek çok önemli bir sağlık ayrıntısıdır.

Bu ayrıntıya çözüm üretmek için gelin Harvard’lı iki uzmana, Tony Schwartz ve Emilly Pines’a kulak verelim. Bu iki uzman, “Yaşadığımız günlerde kendimize nasıl daha iyi bakabilir, değerlerimizi, benliğimizi, beden, akıl ve zihin sağlığımızı nasıl daha iyi hale getirebiliriz?” sorusuna bakın ne yanıt vermişler.

1- FARKINA VARIN: “İlk adımımız herhangi bir andaki hislerimizin daha fazla far- kına varmak olmalı. Bu basit değişim duygularımız tarafından yönetilmek yerine, duygularımızı gözlemleme kapasitemizi geliştirmek anlamına gelir. Duygularımızı adlandırmak, özellikle o duygular ciddi ölçüde negatif olduklarında bize onlardan daha kolay, hızlı ve fazla uzaklaşma imkânı tanır.”

2- SAKİNLEŞİN: “İkinci adımımız, etrafımızda olup bitenlerden bağımsız olarak ‘kendimizi sakinleştirmek’ olsun. Bunun en basit yolu NEFESİMİZİ KULLANMAKTIR. 3 saniye boyunca burnunuzdan nefes alıp, 6 saniye boyunca ağzınızdan vererek kan dolaşımınızı stres hormonu kortizolden 1 dakika gibi kısa bir sürede temizleyebilirsiniz. Hareket etmek de faydalı bir çözümdür. Zıplamaya başlamak ya da merdivenleri koşarak inip çıkmak – bana göre de dışarıya çıkıp temiz havada biraz dolaşmak- stresimizi boşaltmanın, beden ve zihnimizi sakinleştirmenin en hızlı ve etkili çözümleridir.”

3- EMPATİ YAPIN: “Benliğinize ‘Zor bir dönemden geçiyorsun. Bu şekilde hissediyor olman normal’ ya da ‘Bu kötü hisler sonsuza kadar sürmeyecek’ veya ‘Kendini daha iyi de hissedebilirsin’ şeklinde mesajlar göndermeyi de unutmayın. Bu ve benzeri mesajlar sayesinde yaşadığınız kuşatılmışlık duygusundan daha kolay kurtulursunuz.”