Ne maliyet artışları ne de döviz. Ortada açıkça bir soygun var!.. Deniliyor ki ‘gübre, ilaçlama, sulama maliyetleri arttı.’  Tamam da, bu çiftçiyi ilgilendiren bir durum. Zaten maliyet artışları olmasının ardından sen çiftçi’ den salatalağı 2 TL’ye almışsın. Bunu Hal’ciler veya Marketlerin konu etmesi deli saçmalığı. Ama bakıyorsun, 2 TL’lik salatalık, Hal’de 18 lira, market’te 25-30 lira.

“KUR- FAİZ- ENFLASYON” kıskacına giren, çok zor bir süreçten geçen Türkiye ekonomisi’nde, bu üçlü’nün, üçünün de yüksek seyretmesi, derin bir buhrana yol açıyor. Yüksek faizler, rekor kur fiyatları derken, Türkiye şimdi de ‘YÜKSEK ENFLASYON’ derdiyle başbaşa!.. “Enflasyonist ortam, artan fiyatlar, zamlar, hayat pahalılığı, geçim derdi” Türkiye’de şu anda en önemli, güncel sorun… ‘Enflasyon, kronik enflasyon’ denildiğinde de; ilk akla ‘GIDA FİYATLARI, GIDA ENFLASYONU’ geliyor. Halkın gerçek enflasyonu, hayat pahalılığını somut bir şekilde hissettiği alanların başında gıda rakamları geliyor. Üstelik; gıda fiyatlarındaki artış, enflasyon sorunu, sadece biz de değil, pandemi sonrası tüm dünyada yaşanan küresel bir kriz. Dünyada yaşanan, küresel bir boyut alan, gıda ve enerji krizleri, Türkiye’de ise; enflasyonu rekor bir seviye’ye taşıyor, taşımaya devam ediyor. Gıda rakamlarında, öteden beri tartışılan konulardan biri de; “tarladaki fiyatlar ile raflardaki fiyatlar arasındaki derin uçurum, farklar…”  Bu konu ülkemizde yıllardır dile getirilse de; özellikle kur ve enflasyonun çok konuşulduğu bir ortamda çok daha fazla yankı bulsa da, üreticinin ürün satışlarının büyük bir farka ulaşması, aradaki makas, aslında Türkiye’deki yapısal sorunların, adeta bir özeti gibi… Peki; bu fark nereden kaynaklanıyor? Aradaki farkı kimler kazanıyor? Gıda fiyatlarının önü, neden bir türlü durdurulamıyor?  Bu sorulara cevap arayan Türkiye gazetesi’nden Kaan Zenginli’nin haberinde ilginç bilgiler, veriler yer alıyor. “BU NE HAL- Meyve sebzede organize işler: Tezgâha gelene kadar fiyatı 10 kat artıyor” başlıklı haberde, sebve ve meyvenin zam yolculuğu anlatılıyor. Peki; bu tespitler her zaman dile getirilse de, asıl çözüm ne? Genelde bu tür haberler gündem olduğunda, konunun uzmanları “KOOPERATİFLEŞME’ye” dikkat çekiyor. Gelişmiş ülkelerde, üreticinin kooperatifler vasıtasıyla ürünü tüketiciye ulaştırdığı, aradaki aracıyı, komisyoncuyu kaldırdığı belirtilerek, Türkiye’de de buna benzer bir mekanizmanın hayata geçirilmesi gerektiği sıkça belirtiliyor.

Tarladan raflara uzanan fiyat değişimleri

Meyve sebzede organize işler: Tezgâha gelene kadar fiyatı 10 kat artıyor

Tarla’dan 2 lira’ya çıkan salatalık, iki komisyoncu ve bir tüccarın elinden geçtikten sonra markete 16-18 lira’ya giriyor. Market kendi kârını üzerine koyarak kilosunu 25-30 liradan satışa çıkarıyor. Üretici ise; “Biz direkt olarak markete ürünü satamıyoruz. Büyük bir rant var ve bu zinciri kırdırmazlar. Fiyatlar Haller’de belirleniyor. Market de kârını koyunca fiyat bu oluyor” diyor. Pandemi’nin etkisiyle bozulan tedarik zinciri, enerji ve ulaşım maliyetlerinde artış gıda fiyatlarını son yılların en yüksek seviyesine çıkardı. Ülkemizde, bunlara bir de fırsatçılar eklendi.

Dolar kuru’nu gerekçe gözeterek zam yarışına girenler, kur’un neredeyse sabit tutulmasına aldırmadan türlü bahanelerle vurgun yapıyor. Hükûmet temel gıda ürünlerinde KDV indirimine gitmesine rağmen, fiyatlarda dişe dokunur düşüş yaşanmadı.  Bunun altında yatan en büyük sebebin Hal’lerdeki komisyoncuların ve zincir marketlerin fahiş kâr marjlarının olduğu düşünülüyor.  Örneğin Antalya’daki üreticiden kilosu 2-3 TL’ye çıkan salatalık, iki komisyoncu ve bir tüccardan geçtikten sonra İstanbul’daki markete 18-20 lira’ya giriyor. Market de kârını üzerine koyduğunda rakam 30 lira’yı buluyor.

Antalya’ya göre ulaşımda avantajlı bulunan Bursa’nın salatalık ve domatesi de İstanbul’da 30 lira’ya satılıyor. Doğrudan tarladan alım yapan bazı büyük marketler ise; ürünü ucuza satmak yerine piyasada oluşan şişirilmiş fiyatlardan tezgâha koyuyor. Pazarcılar da ürünü Hâl’den aldığına göre değil, marketle kıyas yaparak fiyatlandırıyor.

HAL YASASI ÇIKMALI

İstanbul Ziraat Odası Başkanı Ömer Demir, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Hal Yasası çıkmadan meyve-sebze fiyatlarındaki fırsatçılığı önlemek mümkün değil. Hem marketler hem de Hal’lerde ciddi anlamda oyunlar dönüyor. Alanya’da 2 TL’ye çıkan bir salatalığın 25 lira’ya markette satılmasının izahı yok. Bunun ne maliyet artışları ne de döviz ile ilgisi var. Ortada açıkça bir soygun var. Deniliyor ki ‘gübre, ilaçlama, sulama maliyetleri arttı’ Tamam da, bu çiftçiyi ilgilendiren bir durum. Zaten maliyet artışları olmasının ardından sen çiftçi’ den 2 TL’ye almışsın. Bunu Halciler veya Marketlerin konu etmesi deli saçmalığı. Ama bakıyorsun, 2 TL’lik salatalık, Hal’de 18 lira, market’te 25-30 lira olmuş. Görünen köy kılavuz istemez” dedi.

BÜYÜK BİR RANT VAR

Bir üreticinin malını direkt olarak markete satmasının da mümkün olmadığını söyleyen Ömer Demir; “Belli lobiler var. Hiçbir üretici, direkt olarak markete ürün satamaz. Antalya Hal’i, İstanbul Hal’i ve market… Bu zinciri bozdurmazlar. Çünkü; büyük rant dönüyor. Normal şartlarda direkt markete satış olsa ve marketler de cüzi miktarda bir kâr payı ile satsa 2 TL’lik salatalığı vatandaş 8 lira’ya alabilir” dedi.

Marketlere kesilen cezaların da caydırıcı olmadığını söyleyen Demir, “Marketlere kesilen cezayı o market yine vatandaşa ödetiyor. Resmen kâğıt altında gider gösteriyorlar” ifadesini kullandı. Marketlerin kendi aralarında fiyat belirlediği konusuna da değinen Demir “Bu o kadar ayyuka çıktı ki, marketlere ceza bile kesildi. Hal’ciler ile marketler de iş birliği içinde, fiyatlar ortak belirleniyor. Diyelim domates’te bu yıl çok iyi verim alındı. Ürün bol… Dolayısıyla fiyatın düşmesi gerekiyor. Ama vatandaşa yansımıyor. Üreticiye de yansımıyor. Aradaki kâr, market ve hal’deki komisyoncular arasında bölüşülüyor. Kısacası verim fazlaysa bundan market ve komisyoncu nemalanıyor” şeklinde konuştu.

Marketlerin sadece kâr elde etmediğini aynı zamanda pazarcılar ve küçük esnaf da dâhil fiyat belirlediğini söyleyen Demir, sorunun çözümü için Türkiye’nin belli bölgelerinde merkezler kurulması gerektiğini belirterek “Devlet tarafından büyük depolama, paketleme ve lojistik merkezleri kurulabilir. Maliyetler üzerine bindikten sonra fiyatlar burada belirlenir. Kamuoyuna açık şekilde satış yapılır, o zaman herkes hakkını almış olur” dedi.

SALATALIĞIN ZAM YOLCULUĞU

Antalyalı üretici tarladan salatalığı 2 lira’ya Hal’de Komisyoncu’ya teslim ediyor. Antalya Hali’nden İstanbul’a gidene kadar kilogram başı maliyetler İşçilik: 50 kuruş, Ambalajlama: 1,5 lira, İşletme giderleri: 1 lira, Hal’deki komisyoncu kârı: 3 lira, Ürün İstanbul Hal’ine geldikten sonraki kilogram başı maliyetler Nakliye: 3 lira, Hamaliye: 50 kuruş, Hal’deki komisyoncu kârı: 3 lira, KDV: %1 (güncel olan) Markete geliş 16-18 lira’yı buluyor. Burada en az 6-10 lira kâr marjı ekleniyor. Ürünün fiyatı 30 lira’ya dayanıyor. BURSA’DAN İSTANBUL’A YOLCULUĞU Ürün Bursa’dan 3 lira’dan alınıyor. Nakliye-depolama: 10 TL, İşleme-paketleme: 6,65 lira, Mağazacılık: 3,33 TL, Vergi: 5,89 TL, Toplam maliyet: 28,99 TL