EğitimGündemManşetSEDA ÖĞRETMEN: “Ders anlatmak bana çocukların hayatına dokunmaktan sonra geliyor”

2 hafta ago

Öğretmen… Anne ve babadan sonra hayata hazırlayan, ikinci öğretici kişi. Öğretmen okuma, yazma dışında insan sevgisini, ahlakı, dürüstlüğü, saygıyı ve kısacası hayatı öğreten kişi.

Hep der aileler çocuklarını okula teslim ettikleri gün, öğretmenlere çocuklarımız bundan sonra size emanet diye. Demek ki o kadar önemli insanlar ki öğretmenler hayatta en değerlimiz olan, üzerine titrediğimiz çocuklarımızı hiç gözümüz arkada kalmadan onlara teslim edebiliyoruz.

24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz. Topluma ışık tutan, geleceğe yön veren öğretmenlerimiz bizim için çok önemli. Biz de Yeni Gün Gazetesi olarak öğretmenlerimize yer vermek, onların okul ve ev hayatlarında yaşadıklarını sizlerle paylaşmak amacı ile 25 yıldır öğretmenlik yapan ve birçok çocuğun hayatına dokunan, onların iyi bir yerlere gelmeleri için gerek evinden, gerek ailesinden ve çocuklarından fedakârlık yapan Seda Gören öğretmeni gazetemize konuk ettik.

Öğretmenlik yapmaya başladığı günden bu tarafa yaşadıklarını Muhabirimiz Muhammet Fatih Başcı ile paylaşan Seda Gören şunları söyledi; “Ben 1974 Bandırma doğumluyum. Buraya Üniversite okumaya gelmiştim, Eğitim Fakültesi 2 senelikten 4 seneliğe geçmişti o zaman. Biz ilk mezunlarındanız. Sınıf Öğretmenliği mezunuyuz doğu görevi yaptım, Sivas’ta çalıştım, Afyon’da ça- lıştım. Eşim burdur da esnaf olduğu için eş durumundan buraya tayinim çıktı. 10 yıla yakın kayış köyünde görev yaptım o zaman daha tabi acemilikti.

İnsan gerçekten böyle yaşadıkça gördükçe öğreniyor ama şöyle bir şey o zaman ki ruhu ben şu anda arıyorum, mesela biz seminer döneminde şalvarı giyerdik ondan sonra boya yapardık, boya yapmayı okulda öğrendik.

Herkes kendi sınıfının boyasını yapardı, tahtasını boyardı temizliğini yapardı ve biz bunu çok mutlu bir şekilde yapardık, öğrencilere sınıfı hazırlayacağız diye. Köyde o zaman küçük bir okulumuz vardı. Okulun her işini yapmaktan hiç gocunmazdık ve bir ekip işiydi.

“BİZİM KÜÇÜK GÖRDÜĞÜMÜZ DOKUNUŞLAR ÇOCUKLAR İÇİN ÇOK BÜYÜK”

Bizim çocukluğumuzda bilgi kaynakları sınırlıydı.. Günümüzde ise küçük yaşlardan itibaren teknoloji ve İnternete tanışan yeni nesil çocuklarımız. Çocuklarımıza hitap edebilmek için pek çok alanda kendimizi sürekli güncellememiz ve değişen çağa ayak uydurmamız şart…

Kıyaslama yapmam gerekirse, şimdiye bakıyorum evet aile hayatımız, çocuğumuz önemliydi ama o ruh çok önemli yani o çocukları güldürmek onlar için bir şey yapmak okula bir katkıda bulunmak yani oturup sadece çay içtim dinlendim evde işim var değil biz daire memuru değiliz biz eğitimciyiz, insanların hayatına dokunuyoruz kelimeler öyle etkilidir ki insanın hayatında bir sözümüzle bir çocuğu kaybedebiliriz ya da bir sözümüzle bir çocuğu kazanabiliriz. Köyde ben o ortamda biz böyle piştik, çok güzel duygular yaşadık yeri geliyor akşam 9-10 da eve geldiğim oluyordu çocuğum küçüktü işte ne yapabiliriz çocuklar için ondan sonra o Kayış yollarında kaldığımız oldu ve doğuda çalışmak köyde çalışmak bir öğretmeni, zorlanarak bir yere getiriyor yani bakış açını orada bir geliştiriyorsun. Sonra geldim Çerçin Gökçebağ’da görev yaptım, daha sonra branş değişikliği yaptım Fen Bilimlerine geçtim yapabilir miyim yapamaz mıyım dedim ama eğitimciyim dedim bir yerinden yine yapılır diyerekten Turan Ortaokulu’nda görev yaptım şimdi TOBB Ortaokulu’ndayım.

O zamandan bu zamana gelinceye kadar elimizde ki o zaman ki çocuklara bakıyorum, hatta 2 gün önce bir öğrencim öğretmen arkadaşım olarak okuluma geldi, ben onu hatırlamıyorum ama o dedi ki öğretmenim ben sizi hiç unutmadım sadece bir müzik dersine o zaman için girivermişim.

O çocuk şimdi öğretmen olmuş ve bana unutmadım dedi ve daha çok etkilendim. Mesela köyden bir öğrencim hiç hatırlamıyorum canı 1 dilim kek istemiş bende demişim ki ben sana getiririm ve yapıp getirmişim şimdi o öğrencim öğretmen olmuş ve bana o kekin tadını hiç unutmuyorum diyor baktığımız zaman çok küçük şeyler bunlar ama insanların hayatına dokunuyorsunuz. O yüzden çocukların benim dokunmamla bir sözümle ya da bir yaptığım bir şeyle yüzü gülsün çünkü onlar çok masumlar.  Hiç birimiz doğduğumuz aileyi, anne-babayı yaşadığımız şehri yaşadığımız şartları seçemiyoruz o yüzden onları damgalamak yaramaz şöyle böyle demek bana çok acımasızca geliyor. Çocuk yaramazlık yapıyorsa bile acaba neden? Acaba altında ne var? Bunları düşünmek zorundayız.

Şimdi stajyerlerim geliyorlar onlara da söylüyorum sakın bakın kendi öğretmeninizden öğrendiğiniz öğretmenliği yapmayın her şekilde kendi tarzınız olsun. Gidebildiğim kadar eğitim seminerlerine gittim ama birçok şeyi okudum ama onu okumakla kalmıyor içselleştirmek ve bilinçaltına geçirmek ve kendi yaşantına uyarlamak çok önemli hiçbir zaman da çok mükemmelim de demiyorum sadece şöyle söylüyorum çocukların içine girdiğim zaman çocuk gibi olmayı seviyorum.

Ders anlatmak bana onların hayatına dokunmaktan daha sonra geliyor çünkü kalıplaşmış bir bilgi var, bu tabak nasıl yapıldı bunu öğretirsin isterseniz en iyi profesör olun anlatın ama asık bir suratla ve çocukları azarlayarak, kötü hissettirerek bunu yapıyorsanız çocuk yüzünüze göstermelik saygı ile karşılık veriyor arkanızı döndüğünüzde aman çok sıkıcıydı diyor. Hele bir o çocuğa bağırdıysanız falan o çocuk onu ömrü boyunca hiç unutmuyor.

Yani işin aslı benim öğretmenlikten anladığım birikimden önce insanlığımızı ortaya koymak zorundayız. Bende yeri geldiğinde kızıyorum söyleniyorum tabi ki de ama anneler babalar da bazen çocuklarına kızar o yüzden kızıyorum ben size iyiliğinizi istediğim için kızıyorum diyorum öğrencilerime de söylüyorum bunu o an öyle hissettiğim için kızmam gerektiğini düşündüğüm için ama bu kızmam sizi sevmediğim için değil yani bu şekilde anlayın diyorum onlar da haklısınız öğretmenim siz kızdığınız zaman biz hiç kırılmıyoruz haklısınız diyorlar, önce sevdirmek sonra saydırmak çok önemli.

“ÇOCUKLARIN HAYATINA İNMEK GEREK”

 Bizim çocukluğumuzda bilgi kaynakları çok sınırlıydı.. Öğretmen, kütüphane… Ama şimdiki çocuklar daha bebeklik çağında teknolojiyle tanışıyor. Ellerinin altında Google ve you tube gibi sınırsız bilgiye ulaşacakları bilgi kaynakları var.. Onlara bu kaynakları doğru biçimde kullanmayı öğretmemiz gerekiyor.. Ayrıca bizler sokakta, yeri geldi tatillerde tarlada bahçede oynayarak büyüdük.. Şimdiki çocuklarımız evlerinde dört duvar arasında büyüyor.. Bu da onların şanssızlığı.. Daha yalnız, daha az paylaşımcı ve doğadan uzak, televizyon ve İnternete bağımlı olarak yetişiyorlar.

Onların dünyasına inmeden olmuyor, diyorum ki bu hafta hangi müzikler diyorum, diyorlar ki şunu şunu dinliyoruz diyorlar şimdi kuşak çok değişti. Onlar zevk kuşağı çocuğu, ondan sonra oynadığı oyunları soruyorum neydi müziği falan diye, bir giriyorum pubg’den, my crafttan çıkıyoruz.

Sonra da derse giriyorum. Çünkü o çocuğun dünyasına girmeden onu anlamadan olmuyor ondan sonra başlıyorlar dinlemeye dersi biraz anlatıyorum diyorum ki bu hafta uzaya şöyle bir araç gönderildi gündemi çok yakından takip ediyorum çocuk diyor hemen ay evet öğretmenim öyle olmuş falan diye geçmişte kalmış bilgiler ona şimdi hiç somut gelmiyor öğreniyor ama yazılı için sınav için ama birde hayatın içinde yaşayan bir hayat var onla da bağlantı kurmak gerekiyor o yüzden de kendimizi geliştirmek zorundayız bu çocuklara hitap etmek için geliştirmek zorundayız.

“ÖĞRENCİ ÖĞRETMENİNİ SEVERSE DERSİNİ DE SEVİYOR”

Nasıl annemizi babamızı seçemiyorsak öğretmenimizi de seçemiyoruz hepsi şans benim kendimin anlaşamadığım öğretmenlerim de oldu çok sevdiğim öğretmenlerim de oldu bizim zamanımızdan değişmeyen fark aslında insan insana kurulan iletişim yalnız ben şuan branş öğretmeniyim 4 yada 6 saat görüyorum bir çocuğu ama mesela arada o mesafeyi her zaman koruyorum ben ona samimi davranıyorsam o bana arkadaşı gibi davranıyorsa ben ona ben senin arkadaşın değilim diyorum onu ayarlıyorum.

Bana bir annenin sıcaklığıyla da yaklaşıyor benim öğretmenlerim de çok samimi olanları da oldu anne sıcaklığını bir arkadaş sıcaklığını bize hissettiriyorlardı. Zaten sevdiğin öğretmenin dersini de seviyorsun bu hep böyle olmuştur. Beni seviyorsa dersimi de seviyor bende dersi sevdirmek için önce kendimi sevdirmeye çalışıyorum. Sadece okul içinde değil benim öğrencim öğretmenim sizinle konuşmak istiyorum deyip evime gelebilir istediği zaman. Onlarla dışarıda oturmayı, parklarda muhabbet etmeyi, sadece okulda değil eğitim parkta, kafede benden bir şeyler öğrenebilir. Her şey kitabi bilgi değildir. Mesela ortaokulda aldığım öğrenci liseyi bitirmiş üniversiteye gelmiş beni gördüğünde öğretmenim hayatım da bakın bu oldu falan diye bana anlatıyor anlatmak isterse anlatır her konu da ben keyif duyarım bundan.

Öğrencimle okul içinde veya dışında birlikte vakit geçirmek bana mesai gibi gelmiyor, keyif alıyorum onlarla vakit geçirmekten. İnanın onlarla beraber olmadığım da canım sıkılıyor bir keresinde ayağım kırılmıştı dedim ki ben evde çatlarım, öğrenciler bindirdiler beni tekerlekli sandalyeye gittik beraber oturduğumuz yerden işledik dersimizi.

Yaz tatili çok uzun sıkılıyoruz okul olarak yaz okulu düzenledik sadece ders olarak bakmamak gerekiyor, bisiklet turu düzenledik, kitap okuma etkinliği düzenledik, belediye başkanımızdan randevu aldık oraya gittik onun hayat hikâyesini dinledik bunlar da okuldur aslında. Okul bu 4 duvar çatı değildir.

Ben okulun biraz daha dışarıda olması gerektiğine inanıyorum yazın yaptığımız o etkinliklerde çocuklar çok şey öğrendiler ve etkinlik yaparken çok mutlulardı.

“SEVGİYİ ONLARDAN ÖĞRENMEK LAZIM”

Toplumumuzun yapısı oldukça değişti bizim çocukluğumuzda öğretmenlere değil aslında çocukluğumuza ve şimdiki çocuklara bakmak gerekir onların hayatları yaşadığı hayatı seçemeyen, sıkıntılar yaşayan, annesi babası ayrılmış bakın toplumumuzda ki bu kadınların da artık o erkek baskısına bir şekilde tepkisini koyması ama bir de şu var düşünmeden yapılan çocukların düşünülmemesi ortada kalan bir sürü çocuk şimdi ben dersi anlatıyorum ama o çocuğun aklında ne var o çocuk okula nasıl geldi sabah kahvaltı yaptı mı yani nasıl bir durum içinde onu düşünüyorsun.

Çocukları keşfetmeyi seviyorum onların hayatına inmeyi severim çok sohbet ederim birçok öğrencimin özelliğini bilirim işte sevgi elinden gelen çocuklar var, köyden gelen çocuklar var zorlu aile şartları sıkıntılar görüyorsunuz toplumumuzda yani onlardan illaki başarı not beklemek çocuk yavrum kim bilir ne sıkıntılar yaşıyor okula geliyor aklında neler var en temel ihtiyaçları karşılamayan çocuklar var onları göz önünde bulundurmak gerekiyor.

O yüzden notu falan bırakıp onların yüzünü güldürebilmek onların yüzüne birazcık da olsa tebessüm olabilmek için uğraşıyorum. Sevgiyi onlardan öğrenmek lazım biz büyüdükçe birçok şeyi kaybediyoruz, ruhumuzu yoruyoruz baskı altına alıyoruz. Bir çocuğun yüzüne gülün sen çok tatlısın sen çok akıllısın deyin sırtını sıvazlayın öyle bir sevgi verir ki size ya ben ne yaptım bu sevgiyi görmek için dersiniz. Yani büyüklerin çocuklardan çocukların ruhundan öğreneceği birçok şey var. Onlar çok güzel seviyorlar karşılıksız seviyorlar. Şunu yaparsak o çocuk sizi ömür boyu unutmuyor dönüp dolaşıp hayatın ilerleyen zamanlarında karşına çıkıyor o yüzden biz öğretmenler insanların hayatında çok önemli bir yere sahibiz.”

Kodlama : SadeMedia Interactive