Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından şiir okumayı, yazmayı ve yayınlamayı teşvik etmek amacıyla ilan edilen 21 Mart Dünya Şiir Günü, 25 yıldır kutlanıyor. Dilsel çeşitliliğe de fırsat sunması hedeflenen gün kapsamında birçok ülkede çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

"Sur Kenti Hikayeleri", "Usta Konuşmak İstiyor", "Arastanın Son Çırağı" ve "Bir Japon Nasıl Ölür" adlı kitaplara imza atan şair Ali Ayçil, şiir yolculuğunu, geçmişten bugüne Türkiye'de şiirin durumunu ve şiire olan ilgiyi anlattı.

Ali Ayçil, 25 yıllık edebiyat serüveninde hiçbir zaman yoğun şiir yayınlamadığını, zor beğenen ve kusursuz şiir yazma arzusundaki bir şair olduğunu dile getirdi.

Şiirin günlük söze çok yaklaştığını ve bunun yeni arayışları ortaya çıkardığını kaydeden Ayçil, "Genç kuşaklar geçmişte de olduğu gibi yeni yönelimlere girdi. Çünkü dijital bir çağdayız. Çocukları düşünün, küçük yaştan itibaren sürekli cep telefonlarıyla ilgileniyorlar. Anneler çocuklarını susturmak için cep telefonu veriyor. Bu yeni kuşak doğal olarak dijital bir kısım organizmalar içerisinde büyüyor. Edebiyatla ilgilendiğinde de kendi yetişme biçimini, kültür misyonunu yansıtmaya çalışıyor. Bundan dolayı yeni şair kuşaklarının arayışında bir hayat işareti görmek lazım." diye konuştu.

"Çocukluğun dönüştürülemez bir tarafı olduğunu düşünüyorum"

Gurbet kültürü içinden geldiğini vurgulayan Ayçil, şiirinin mekanla, yolla ve yeni kurulan şehirlerle ilişkisi olduğunu, şiirin hayatla kurduğu ilişkinin daima ontolojik olması gerektiğini söyledi.

Ayçil, ilk şiirlerinden bugüne gelinceye kadar, kendi şiirinin belli dönüşümler geçirdiğine işaret ederek, şunları kaydetti:

"Anadolu'da çok güçlü bir folklorik topluluk içerisinde büyüdüm. Annem Karacaoğlan'ın sayısız şiirini ezbere bilen, Dadaloğlu'nu, Köroğlu'nu, bütün halk hikayelerini bilen bir kadın. Evimizin selamlık odasında haftada bir büyüklerin sohbetleri olurdu, hikayeler anlatılırdı. Düğünlerde ve ölümlerde sürekli bir ağıt kültürü vardı. Öyle bir yerden şehre ve modern doku içerisine girmenin gerilimi, bir günde halledilebilecek bir şey değildi. Ben çocukluğun hiçbir zaman dönüştürülemez bir tarafının olduğunu düşünüyorum. Çocukluğumuz dünyaya hangi dönemde başladıysa o dönem o insanda kalıcıdır. Değişirsiniz, ortama uyum gösterirsiniz. Ama çocukluk bizim ebedi yurdumuzdur, onun dışına çıkamayız. Tat duygumuz da onun dışına çıkmaz. Benim tavımdaki pastoral görüntü bir deniz ya da dokusu yüksek bir kent görüntüsü değil. Uzak sert dağlar, kışın kar fırtınaları, güzle beraber her şeye yayılan bir ölüm sarartısı. Bunu ben istesem de değiştiremem. Bu benim dünyayla tanışıklığımın fotoğrafı. Bütün edebiyatçılarda bir çocukluk fotoğrafı kalıcıdır ama edebiyatçılar kuşkusuz yeni koşulları anlatır. Bu fotoğraftan da hiçbir zaman kurtulamazlar."

"Türkçe bir şiir dilidir ve Türkçe ile kötülük yapılamaz"

Dünyada şiirin hala diri olduğunu ve en yoğun şiir yazılan ülkelerin başında Türkiye'nin geldiğini kaydeden Ayçil, "Gezdiğimiz ülkelerde bir edebiyat dergisi bulamıyoruz. Üsküdar'da Kadıköy'de bir yere gittiğinizde dergiler, fanzinler görürsünüz. Bu, Türkiye'nin hala daha egemen kapitalizme, tüketime, insanın, öznenin, ezbere bir varlığa dönüştürülmesine karşı içsel direnişinin sürdüğünü gösteriyor. Türkiye'deki şiirin bu bolluğunu, gençlerin, çocukların şiire ve edebiyata yöneliminin fotoğrafını iyi çekmeliyiz. Bu ülkede teslim olmayan ve teslim olmayacağını edebiyat ve şiir yoluyla beyan eden insanlar var." ifadelerini kullandı.

Şair Ayçil, Batı'da şiirin bir sahne gösterisi olarak yorumlanmaya başladığını vurgulayarak, şiiri sadece şairlerin yazdığı ve edebiyatseverlerin okuduğu bir şey olarak değil, bir halkın geleceğinin bir öznede toplanması olarak görmek gerektiğini söyledi.

19. yüzyıldan beri her kuşağın şiirin ölmekte olduğunu söyleyen yazılar kaleme aldığını belirten Ali Ayçil, sözlerini şöyle tamamladı:

"Şiirin insanın içindeki bir şeyleri ortaya çıkardığı özel bir yöntem olarak ölme ihtimali düşük. Bazen yeni toplumsal koşullar, yeni üretim biçimleri özellikle eşya ile ortaya çıkan tahakküm, insanların şiiriyetini kısıtlayabilir, şiirin etki alanını azaltabilir. Ama şiir ya da şiirin fonksiyonunu yerine getiren bir düzlem, sürekli devam eder. Bu bağlamda benim şiirin de şairin de öleceğine dair bir kanaatim yok. Bir ülkede şiirin etki sahasının geniş olması, o ülkenin ruhu için bir sağlık alametidir. Çünkü şiir özneyi, insanı, ferdi güçlendiren bir şey. Bizi dışarıdan içeriye doğru çağıran, karar verme, düşünme, analiz etme mekanizmalarımızı da güçlendiren bir şey. Şiirsizlik durumu, egemen bir merkezden herkesin sevkle idare edilebileceği koşulları kolaylaştırır. Tüketim kültürüyle beraber Türkiye'de şiirin etki alanının zayıflayacağını söylemek mümkün. Türk şiirinin bir şansı var. Çünkü Türkçe, Yunus Emre tarafından tescillenmiş bir dil ve biz Anadolu'da Türk şiirinin atasını Yunus Emre görüyoruz. Bundan dolayı 'Türkçe bir şiir dilidir ve Türkçe ile kötülük yapılamaz.' diyoruz."