Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Özgür Özel, Burdur’da ülke ve Burdur gündemine dair açıklamalarda bulundu.

Özgür Özel’in CHP İl Binasında yaptığı açıklamaya başta CHP İl Başkanı İzzet Akbulut ve Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz olmak üzere CHP Yeşilova Belediye Başkanı Mümtaz Şenel, CHP Merkez İlçe Başkanı Serkan Şimşek, CHP Kadın Kolları Başkanı Zinet Gezer ve partililer katıldı.

“Burdur Şeker Fabrikası’nın bu yıl tarihi bir üretim rekoru kırdığına dikkat çeken Özel, “Şimdi bu vakitten sonra aynı hatayı bir daha tekrarlamaya gerek var mı? Yeniden özelleştirme söylentilerine gerek var mı? Gelin Burdurun malı Burdurlular da kalsın” diye çağrıda bulundu. 

“Burdur’un kuraklığı afet noktasına geldi.” diyen Özel “Burdur’un hızlı bir şekilde afet bölgesi ilan edilip özellikle hayvancılıkla geçinenlere mutlaka hayvanlarını beslemeleri, sürdürmeleri için çok önemli bir destek verilmesi lazım. Biz yem’in %50’sini devlet tarafından karşılanmasını teklif ediyoruz. Başka türlü bu işin içinden çıkılmaz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Özgür Özel’in ülke ve Burdur gündemine dair yaptığı açıklamalardan pasajlar şöyle;

“Örgütümüzün uyumu çok önemli ve bu otomatik olarak başarıyı getiriyor”

“Burdur benim için bambaşka bir yer. Özelikle yerel yönetim de eli değdiği günden itibaren Burdur’da hem sosyal belediyeciliği yaşatan hem de belediyenin 45 milyonluk borcunu sıfırlayıp ardından 20 milyonluk bir varlığa belediyeyi kavuşturan, ilk günden beri Burdur Belediyesi’nin AK Parti döneminde taşeronlardan aldığı bütün hizmetleri çöp toplama en başta olmak üzere belediye bünyesindeki araçlarla, personelle yapıp hem istihdam sağlayan hem de çok önemli tasarrufları sağlayıp bunu hizmete dönüştüren neredeyse çocukluk arkadaşım, üniversiteyi birlikte okuduğumuz Ali Orkun Ercengiz’in ve ekibinin Burdur’a yaptıklarını bu nokta da elleri değdikçe nasıl güzelleştiğini her geldiğim de görmek benim açımdan büyük bir kıvan vesilesi. Tabi yerel yönetimin bizde olduğu yerler de örgüt ile yerel yönetim arasındaki ilişki de çok önemli. İl Başkanlarımız, İlçe Başkanlarımız, İlçe Belediye Başkanlarımız, Belde Belediye Başkanlarımızla örgütümüzün uyumu çok önemli ve bu otomatik olarak başarıyı getiriyor. Ben bu başarının ve bu uyumun parçası olan her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İl Başkanımızın şahsında da bütün örgütümüze çok teşekkür ediyorum.”

‘Burdur’un malı Burdurlularda kalsın’

“İl yönetimimizin çok gayreti olmuştu. Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba’da 20’nin üzerinde Milletvekili ile birlikte Şeker Fabrikaları’nın satışını protesto etmek için bütün Türkiye’yi gezdiler. Daha son yola çıkan CHP’nin otobüsü ‘Şeker İttifakı’na dönüştü. Biliyorsunuz Şeker İttifakı, Millet İttifakı’ndan da Cumhur İttifakı’ndan da eski bir ittifaktır. Şeker İttifakı ilk kez İYİ Partililer, CHP’lileri, Saadet Partilileribir araya getiren ve orada Adalet ve Kalkınma Parti’ne itiraz eden herkesi hatta bazı şehirlerde MHP’lileri dahi içine almış olan önemli bir ittifaktı. 14 Şeker Fabrikası gözümüzün içine baka baka kar ede ede satıldı. Bunlardan bir tanesi de Burdur Şeker Fabrikamızdı. Daha sonra bunların 10 tanesi el değiştirdi yükümlülüklerini yerine getiremeyenler yüzünen 4’ü el değiştiremedi. Burdur’da bu açıdan bir şansı yaşadı. Biz Şeker Fabrikalarının Cumhuriyet tarihi açısından önemini hepimiz biliyoruz, hep anlattık. Ama Burdur için, Burdur’un sanayisi için, küçük esnafı için ve hayvancılık için önemini de burada çok anlatıldı hep duyduk, hep öğrendik. Ama Burdur Şeker Fabrikası’nın satışı, para ödenmediği için devredilemeyişi, örneğin Burdur Milletvekillerinin Cumhurbaşkanı’ndan 3 kez süre uzatımı istemeleri ve o sırada yaşananlar ve bu sene yaşanan tam bir laboratuvar gibi. Bakın Burdur Şeker Fabrikası, polarizasyonu en yüksek şekeri üreten Şeker Fabrikası, en kaliteli. Tek başına bıraksanız da acayip karlı bir Şeker Fabrikası. Toplamın içinde değerlendiriyorlar, zarar oluyor falan çalıştırılmayan yerlerle. Burdur Şeker Fabrikası son derece kârlı, son derece başarılı bir fabrika. Özelleştirme söylentileri başladığından itibaren düşüşe geçiyor. Normalde yılda 600 bin ton şeker pancarı işlerken o tartışmalar sırasında 400 bin ton şeker pancarı işleyebiliyor. Sebep; millet ürküyor, devletin garantisi yok. ‘Pancarı üretirim de ya almazsa’ ‘alır da paramı vermezse’ ‘dışarıdan ithal ederse’ bilemezsiniz ki nereden ucuz buldu oradan aldı şekeri. Bir bakıyorsunuz Suriye’den zeytin yağı geliyor, Ayvalık’ta ki zeytin üreticisini vuruyor. İnsanlar korktular ve devletin güvencesi ortadan kalktığı için şeker pancarı üretiminin azlığından dolayı o kaoslu günlerde 400 bin tona düşmüş. Bakın verimsizdi ya, kötü yönetiliyordu ya, daha iyi olacaktı ya 400 bin ton’a düşüyor Şeker Fabrikası tedirginlikle. Ama satış iptal oluyor, bu senenin devlette olacağı belli oluyor. Öyle olunca aaa eskisi gibi demek ki köylü Şeker Fabrikasının, devletin, kamunun olmasına güveniyor ve bunu önemsiyor. Bu sene 817 bin ton alım, 705 bin ton işlenmiş ve rekor. 92 bin ton şeker üretmiş bu fabrika. Kendi tarihi rekorunu kırmış. Kimin elinde? Devletin elinde. Tedirginlik yok, satılmadı, el değiştirmeyecek, tıkır tıkır çalışıyor ve Türkiye’nin en güzel şekerini, en billur şekerini, polerizasyonu en yüksek şekerini rekor kırarak üretmişler. E şimdi bu vakitten sonra Burdur’daki bütün AK Partililere sorayım, aynı hatayı bir daha tekrarlamaya gerek var mı? Yeniden özelleştirme söylentilerine gerek var mı? Ne kadar yanlış bir iş olduğu ortaya çıktı. Gelin bu şeker fabrikası Burdur’un malı Burdurlularda kalsın, Türkiye’de kalsın ve doğru bir şekilde işlenilmeye devam etsin.”

“Burdur hızlı bir şekilde afet bölgesi ilan edilmeli”

“Burdur için bir ayrı önemi de hayvancılık, küspe üretiyor burası ve kuraklık var, dolar yüksek yani yeme ihtiyaç var. Yemin maliyeti her gün artıyor. Böyle olunca Şeker Fabrikası’nın ürettiği küspe ve bu fiyattan halka veriliyor olması Burdur’daki hayvancılık açısından çok önemli. Biz Burdur deyince 1100 ton süt üretilen devasa bir tarım işletmesini görüyoruz ve bu son derece önemli. Ama hep bildiğimiz bir şey var. Bütün Türkiye’de de bir denklem söylenir. Burada da hep arkadaşlarımız ifade ediyorlar.Eğer siz 1 litre sütü sattığınızda 1.5 kilo yem alamıyorsanız artık süt hayvancılığı karlı değil sürdürülebilir değil. Şimdi bu sene Burdur’da mevsimsel bir kuraklık yaşanıyor. Yani hayvanların yem dışında beslenmeleri olanaksız ve yem ile beslenecekler. Bu sefer bu denklem çok daha önemli hale geliyor. Dolar’da aldı başını gitti. Yem’in içindekiler parasal olarak %70 dövize bağlı, dışarıdan gelen mineraler, elementler, kimyasallar olduğu için bir bakıyorsunuz bu sefer yemin fiyatı fırlıyor gidiyor. İnsanlar şu zor hesabın içine sıkıştılar. 160 lirayı geçmiş 50 kiloluk yem’in fiyatı. Kiloya böldüğünüzde 3.2 lira. 1.5 kilosunu almak için 4.8 lira. Süt’ün 4.8 lira olması lazım ki hayvana yem yedirip, süt sağıp para kazanabilesiniz, altı kurtarmıyor. Bugün süt 2.8 desteklemeyle ki çok geç ödeniyor, çok tepkileri hep duyuyoruz, meclise de gündeme getiriyoruz 2.9 lira. Şimdi 2.9 liraya satacağınız ürünü 4.8 liralık yem ile karşılamaya çalıştığınız da bu iş olmaz. Bunun imkanı, mümkünatı yok. Peki bunun sonucunda ne olur; bunun sonucunda süt hayvanları kesime gider. Süt hayvanları kesime gidiyorsa ülke açısından çok kötüdür. Hem hayvancılık için risktir. Bakmayın şimdi covid’den dolayı talep %20 azalmış durumda, yoksullaşmadan dolayı ama hayvanların yerine yenisi konulamadığı için bunlar besi hayvanı değil süt hayvanı. Kurtulmak için kestiriyor. Borcunu ödemek için kestiriyor. Çünkü 4.8 lira yiyiyor 2.9 lira veriyor. Zarar makinesine dönüşüyor o yüzden kestiriyor. Bu yarın öbür gün artık kesilecek süt hayvanı kalmayıp talep arttığı sırada bu sefer besiciliğe de zarar verecek. Yine dışarıdan et ithalinin gündeme geleceği bir Türkiye’ye yaşatacak. Böyle’de son derece önemli sıkıntılar var. Yem 80 lira iken 38 liraya hayvan kestiriliyordu. Yem oldu 160 lira hayvan kesimi yine 39-40 lira. Orada da çok büyük bir şekilde besicilik açısından da çok ciddi zarar var. Süt hayvanlarını kestirmek zorunda olanlar açısından ben köylü çocuğuyum Manisa’dan yıllarca sütünün sağıldığı hayvanı artık yaşından dolayı veya bir sebepten o evden kesime götürürlerken bütün ev ağlar. Böyle evden süt ineği kesime giderken evin kadınları ağlar. Göz yaşlarını tutamalar. Böyle hazim bir şeyden bahsediyoruz, Burdur’da takır takır süt için yetiştirilen hayvanlar et için kesilmek zorunda. Çünkü sürdürülemez hale gelmiş. Bunu son derece önemsiyoruz. Buradan bir çağrımız var, AFAD yetkilileri bu işe bakar. Cumhurbaşkanı yardımcısının mı görev alanındadır? Tarım Bakanı’na mı söylemek lazım, hepsine birden sesleniyoruz. Burdur’un bu kuraklığı afet noktasına geldi. Burdur’un hızlı bir şekilde afet bölgesi ilan edilip özellikle hayvancılıkla geçinenlere mutlaka hayvanlarını beslemeleri, sürdürmeleri için çok önemli bir destek verilmesi lazım. Biz yem’in %50’sini devlet tarafından karşılanmasını teklif ediyoruz. Başka türlü bu işin içinden çıkılmaz. Yem’in %50’sinin devlet karşılasın hiç olmazsa şu kuraklık geçene kadar, bu 2 sene atlatılana kadar. Hayvanlarımızı kasaların elinden kurtaralım. Hayvanlar kesilmesin. İnsanlar da açlık ve yoksulluk çekmesinler.”

“Burdur Gölü buharlasiyor diye kuruyor, bizim suçumuz yok denir mi?”

“Ben her geldiğim de başkanlarım da sağ olsunlar beni gölün kenarına götürürler. Gölü gördüm ve çok üzüldüm. Gölü gördüm içim çekildi. Ben kendim dedim hatta ‘ya şuraya kadar değil miydi göl? Dediler ki ‘ya onu bırak ta yola kadardı, yoldan başlardı. Ama senin hatırladığın da doğru’ dediler. Göl son gördüğüme göre de bir miktar daha çekilmiş. Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla AK Partinin Belediye Başkan adayına Mart 2019’da oy istemeye geldiğinde demişti ki; ‘Menderesin kolundan bu göle şu vereceğiz’ bütün Burdurlular da alkışladı. Yapsın bende geleceğim alkışlayacağım. Ama sene oldu 2021 o söz uçtu gitti. Onun yerine de ne yaptılar, baraj yaptılar, gölet yaptılar ve 20 kaynak Gölü besleyen 20 kaynak kesildi, yer üstü suyu kesildi. Sonra yani inanılmaz bir şey bunu mecliste dile getiriyoruz. Çıkıyor AK Partinin milletvekili diyor ki ‘göl buharlaşıyor diye kuruyor’ diyor. Ya kardeşim bütün göller buharlaşır. Burdur Gölu’nün de yılda bir buharlaşması vardır. Sen gölün o buharlaşan su kadar su yüzey akıntıları ile göle taşınırsa sabit kalır, daha çoğu gelirse göl büyür yükselir., daha azı gelirse küçülür ve çekilir. Adam diyor ki, ‘ buharlasmadan’. Yani böyle bu AK Parti iktidara geldiğinde yolsuzluk, yasaklar ve yoksullukla mücadele edeceğiz dedi. Gidiyorlar bizde aynı şeylerle edeceğiz dördüncüsü de yüzsüzlükle mücadele edeceğiz. Burdur Gölü buharlasiyor diye kuruyor, bizim suçumuz yok denir mi? 20 tane göle gelen akıttığın önüne bent yapmış, set yapmış, gölet yapmış, baraj yapmış, göle ulaşmasına engel olmuş bunu buharlaşmaya bağlıyorlar. Bu kabul edilebilecek bir yaklaşım değildir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda da bir kere daha tutumumuzu tekrarlıyoruz.”

“Salda için iyi bir şey yapanı biz de alkışlarız”

” Salda ile ilgili her geldiğimde konuşuyorum artık slogan gibi oldu. Salda’da yapılanlara değil, ama Salda’daki uygunsuz yapılaşmaya karşıyız dedik hep. İyi ki dedik. Bu sefer teşekkür edeceğim. Çünkü Salda’da şimdi yapılanlar Cumhuriyet Halk Partisi’nin İl Başkanı, İlçe Başkanları, Milletvekili, diğer ilçelerdeki örgütlerimiz, çevre örgütleri ve daha sonra bize katılan tüm siyasi partilerin yükselttiği ses sayesinde betonlaşma vardı Salda’da ondan geri dönüldü şimdi. Kıyı kenar çizgisine 50 metre mesafede bir iş yapıyorlardı 500 metreye çekildi. Şimdi artık Salda’ya yanlış yapanın tepesine bütün Türkiye çöküyor. Kimin sayesinde? etrafımda, karşımda oturanların, Burdur’daki çevreye duyarlı Cumhuriyetçi, Atatürkçü gerçek Milliyetçi insanların sayesinde. Şimdi gözümüz Salda’nın üstünde. Salda için iyi bir şey yapanı biz de alkışlarız, kötü bir şey yapanın da karşısına dikilmeye devam ederiz. Türkiye’deki bu önemli duyarlılığa bir kez daha dikkat çekiyoruz. Tabi Salda ile ilgili bir de talebimiz var. Uluslararası boyutta da bunu dile getiriyoruz. Sayın Selin Sayek Böke ile de bu konuyu görüştük. Kendisi Avrupa Karma Parlamentolar Asamblesinde. Bu konuda kulis yapıyoruz ve bu konuda teklifimiz de olacak. Bir şekilde Salda’nın Unesco Dünya Mirasları Listesi’ne alınması için bir Uluslararası kamuoyu oluşturmamız lazım. Nasa’nın Mars’a benzettiği, bütün dünyanın dikkatini çeken bu büyük armağana Burdur sahip çıkıyor, artık Türkiye sahip çıkıyor ama Dünya’nın da sahip çıkması lazım. Bu noktada da duyarlılığımızı bir kez daha tekrar edelim”

“Türkiye’nin tek özgürlük alanı Üsküdar Belediyesi’nin önü mü?”

“Geçtiğimiz gün Recep Tayyip Erdoğan’ın promterden okudukları malum. Saray’da yazılıp iki kablo çıkıyor promterden. Bütün dünya da bir tane çıkar bunlar da iki tane çıkıyor. İkiye ayrılıyor biri MHP lideri Devlet Bahçeliye, biri Tayyip Erdoğan. Aynı cümleleri konuşup duruyorlar. Herkes vatan haini bunlar vatansever. Herks gayri milli bunlar çok milli falan. Ama günü gelince de ‘U’ dönüşünü yapıyorlar. Bir de Recep Tayyip Erdoğan’ın promtersiz konusmaları var ben onlara bayılıyorum. Cumaları cami çıkışı promtersiz konuşuyor. Evlere şenlik. Duy ki neler neler neler. Bu sefer de Üsküdar Belediye Başkanı yanında kentsel dönüşüm yapmak lazım diyor. Vatandaş oradan Üsküdar Belediye başkanını şikayet etti. Bize diyor ,’ başka yerlerde verdiği sözleri vermiyor, kentsel dönüşümü kolaylaştırmiyor.’ Hemen gel bakalım efendi buraya’ falan dedi. Yapcan bu işleri dedi. Belediye başkanı tabi ne yapsın. Sonra döndü dediki ‘yapmazsa’ bana yazın demiyor, valiye söyleyin demiyor, AK Parti ilçe başkanına Gelin söyleyin demiyor, CİMER’e yazın demiyor. Diyor ki ‘Üsküdar Belediyesi’nin önünde gidin oturun, oturma eylemi yapın. Bende geleceğin sizinle’ diyor. Şimdi biz bu sert dönüşü not etmek için altını çiziyoruz. Biz desek bir yerde oturma eylemi yapın ‘ bunlar milli iradeye düşman, milleti sokağa davet ediyorlar, demokrasiler de mücadele sandiktir, sokak degildir’. Sen kendi Belediye başkanına söz geçiremiyorsun sokağı işaret ediyorsun. Oturma eylemi, cumartesi anneleri oturur coplarsin, işçiler oturur coplarsin, Soma’lı maden işçileri yürümeye kalkar yürütmezsin jandarma koyarsın, alay komutanı koyarsın önüne. Madende hayatını kaybedenlerin analarına gaz sıktırırsın, yürüyüş yasak, Akhisar’da 200 metre yürüyüş yapacaklar adliyeye kadar önlerine çevik kuvvetleri dayarsın. Çiftçi sütünü dökecek çevik kuvvet, isyan edecek çevik kuvvet, grev kararı var, milli güvenliğe aykırı grev yaptıramazsın, Üsküdar Belediyesi sözünü tutmazsa ‘oturma eylemi yapın yanınızda oturacağım.’ deyin. Biz bunu not ederiz. Biz bunu not ederiz, Boğaziçi’nde ki öğrenciler atadığın kayyum rektöre itiraz etmek için oturma eylemi yapacak, yasak! Üsküdar Belediyesi’nin önü serbest. Üsküdar Belediyesi’nin önünde serbest ise oraya gidip otursun çocuklar. Dertlerini duyurmak istiyorlar. Serbest ise cumartesi anneleri gelsin otursun. Türkiye’nin tek özgürlük alanı Üsküdar Belediyesi’nin önü mü? Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Soma uyar madencilik işçilerini gönderelim. Özgürlük meydanı Üsküdar Belediyesi’nin önü ise oraya gelsinler. Rize de memleketinde deresini koruyan teyzeleri yerlerde süründürtüyorsun, gelsinler Üsküdar Belediyesi’nin önüne, sende orada olacaksan madem. Tek özgürlük alanı Üsküdar Belediyesi’nin önündeki yer. Hepimiz gidelim oraya, dolar taşar. Milyonlar gelir, on milyonlar gelir. İşçi gelir, çiftçi gelir, köylü gelir hepimiz gelir dökülürüz oraya. Ama sen Türkiye’yi hapishaneye çevirdin. Kimseye bu izni vermiyorsun, lafın gelişi de böyle söyüyorsun.”

“Türkiye’deki bütün sır perdeleri ortadan kalkacak”

“Bir başka AK Parti’li Cemil Çiçek. Kendisi Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi. Çok geçmişte önemli görevler de bulundu. Meclis başkanlığı yaptı. Fikirlerimiz uyuşmaz ama biz Cemil Çiçek’i önemseriz. Recep Tayyip Erdoğan’da önemsiyor olacak ki, çok farklı etkenler var tabi orada, yani partinin kuruluşundan beri partide olanların hepsinin, partinin birinci Başbakanı karşısında, partinin üçüncü Başbakanı karşısında, partinin birinci Cumhurbaşkanı karşısında, partinin övündüğü dönemin Maliyeden sorumlu, Ekonomiden sorumlu Bakanı karşısında, Başbakan Yardımcıları karşısında aman bir İstişare Kurulu kuralımda deyip yanında oturttuklarından Cemil Çiçek. Cemil Çiçek demiş ki; ‘çanta çanta paralara kayıtsız kalınamaz’. Bir suç örgütü lideri kendi ailesine sabahın erken saatlerinde yapılan muameleden, çocuklarına doğrultulan silahtan, bunun kasti yapıldığından ve bunu eski bir İçişleri Bakanı’nın azmettirip mevcut İçişleri Bakanı’nında bu işin taşeronluğunu üstlendiğinden bahis ile yurt dışından bazı ifşa ve iddialarda bulunuyor. Meclis soruşturmadıkça, savcılar üzerine gitmedikçe bu iddiaların, hatta savcılar iddiaları yapanın üstüne gidiyor ama esas suç unsurlarını ifade eden diğer unsurlarının üstüne gitmedikçe geçen zaman iddiayı kuvvetlendirir ve Türkiye’yi kemirmeye başladı bu. Her tarafta bu konuşuluyor. Böyle olunca da bir takım isimler var. Suç İşleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun suçladığı bir siyasetçi var. Ayda 10 bin dolar alıyor diye. Soru önergesi ile sorduk cevaplamıyor. Meclis Başkanına sorduk cevaplamıyor. Cevaplanmaması TCK’ya göre suç. Suç İşleri Bakanı suç işlemeye devam ediyor. Bu arada ifşaları yapan kişi şöyle diyor; ‘bir milletvekiline verdim ama hakaret kabul ederim 10 bin dolar değil, çok daha büyük 300 bin dolar verdim’ diyor. Birine değil, bir çoklarına verdim AK Partililerin. Ama beni satmayanları ifşa etmeyeceğim diyor. Birini de Bütün AK Partili milletvekilleri zan altında, AK Parti grubu susuyor, AK Parti Grup Başkanvekilleri susuyor, partilerinin sözcüleri susuyor. Nihayet Cemil Çiçek ‘bu iddialara kayıtsız kalınamaz’ demiş. Cumhurbaşkanı Cemil Çiçek’i sırf kendisinin artık, erdemliler hareketi diye kurdukları AK Parti’den özelliklerini kaybetti bu parti diye başka yapılara, oluşumlara destek vermesin diye, başka yere gitmesin, otursun istişare edelim diye bir koltuk vermediyse bu istişare önemlidir. Cemil Çiçek’in bu uyarısını dinlesin. Cemil Çiçek diyor ki; ‘çanta çanta paraların milletvekillerine verildiği bir duruma kayıtsız kalamayız. Cemil Çiçek, AK Parti’deki sessiz çoğunluğun sesi olmuş. 12’si gidiyor Grup Başkanvekili ile konuşuyor. Öbek öbek AK Partililer bunu konuşuyorlar. Biz mecliste neyin ne olduğunu nerde neyin konuşulduğunu biliriz. Biz 600 kişiyiz. Biz, birbirimizi biliriz. Böyle fokur fokur kaynıyor. AK Parti grubunda iki rahatsızlık var. Bir Soylu’dan rahatsızlık, iki MHP’den rahatsızlık. Bu iki ana tema çözülmeksizin Adalet ve Kalkınma Partisi’nin durulması mümkün değil, Türkiye’yi yönetemiyorlar. Türkiye savruluyor ama temiz siyaset adına Cemil Çiçek’in yapmış olduğu bu cümle son derece önemli. Yoksa Cumhuriyet Halk Partisi kurulacak ilk sandıkta bu perdeyi, bu sis perdesini kaldıracak. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nde pek çok alanda sis perdeleri var. Görülmüyor. Bir perde kapanacak, bir perde açılacak, bütün perdeler açılacak. Seçmen sandığa girerken perdeyi çekiyor mu, perdeyi çekecek Türkiye’deki bütün sır perdeleri ortadan kalkacak. O perde çekilene kadar biz mücadele etmeye devam edeceğiz. Ama AK Parti açısından şu var zaten gidiyorlar. Ama tarihe suç örgütü liderleriyle, uyuşturucu baronlarıyla anılarak geçecekler. Bu iddialar boylarını aştığı halde, Türkiye’yi kirlettiği halde bütün ülke konuşurken bu iddiaları duymazdan geldikleri için ve kurumsal olarak bu işi sahiplendikleri için dünya siyaset tarihine de geçecekler, Türkiye siyaset tarihine de bir kara leke olarak geçecekler. Yoksa AK Parti’nin burada atacağı adımlar şöyle bir son siyasi partiler için iyiydi, belki de son olmaz bir ara olur.”

“Kanal İstanbul projesi proje değil, proje Türkiye’de her ailenin evine asgari ücret kadar gelir sokmak.”

“Cumhuriyet Halk Partisi olduğunda aile sigortası ile aile destekleri paketi ile bu kronik ve büyüyen yoksulluk ortadan kalkacak. CHP gelecek, aile sigortasını getirecek. İddia ediyoruz iktidarımızın ilk döneminin sonu gelmeden zekat verilecek fakir kalmayacak. Herkesin evine bir asgari ücret girecek. Doyurmaya böyle gelinir. Kanal İstanbul projesi proje değil, proje Türkiye’de her aileye asgari ücret kadar gelir sokmak. Her yoksulun evine bir asgari ücret giriyorsa emeği sömüren fabrika da işçiyi çalıştırmak için daha çok ücret ödeyecek. Göreceksiniz Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarında Osmanlı’nın yükseliş döneminde olduğu gibi zekat verilecek fakir kalmayacak. Zekat paraları Afganistan’a, Filistin’e, yoksul müslüman ülkelere gidecek, bunu görmek istiyorsanız Cumhuriyet Halk Partisi’ni, bugün ki rezillik devam etsin istiyorsanız Cumhur ittifakı orada duruyor. Bizim vatandaşa en büyük vaadimiz, en büyük projemiz, seçim boyunca da üzerinde en çok duracağımız konu aile destekleri sigortasıdır. Startını da Recep Tayyip Erdoğan vermiş olsun bu sefer. ‘Aç yok, varsa siz doyurun’ diyor. Tam dediğini yapmaya geliyoruz. Çekil kenara, millete vatandaşa bir huzur ver. Bak bakalım nasıl yoksulluk ve işsizlik ortadan kalkıyor.”

-Muhammet Fatih Başcı