Yeni Gün-Eğitim, Öğretmenler Günü̈ özel çalışmamızda, eğitim kenti Burdur’da başarılı eğitimcilerimizi, özgün projeleri, farklı çalışmalarıyla gündeme gelen idealist öğretmenlerimizi sizlerle buluşturmaya devam ediyoruz. İşte; bu eğitimcilerimizden biri de Nurhayat Gürel, Suna Uzal Ortaokulu’nda Matematik Öğretmeni. Nurhayat Gürel Öğretmen, muhabirimiz Muhammet Fatih Başcı’ya konuştu.

“Amacımız müfredat yetiştirmek değil, insan yetiştirmek”

Ben Nurhayat Güler. Suna Uzal Ortaokulunda Matematik öğretmeniyim. Meslekte 15. Yılımı çalışıyorum. Yüksek lisansımı tamamladım, arkasından doktoramı tamamladım. Şu an Suna Uzal Ortaokulunda Matematik Öğretmeni olarak hayatıma devam ediyorum. Evli ve 2 kız çocuğu annesiyim. Benim ilk görev yerim Burdur yine aynı şekilde Suna Uzal Ortaokulu. 15 yıldır aynı okulda görev yapıyorum. Matematik öğretmeni olmaya ilkokul birinci sınıfa giderken karar vermiştim. Yazı yazmayı, okumayı öğretiyordu öğretmenimiz. Bir taraftan da matematik yapıyorduk. İşte bununla bu eşittir, bu bir bu iki şeklinde. Daha o zaman matematiğin ne olduğunu bilmeden benim istediğim şey bu, ben bunu istiyorum demiştim ve ilkokul da verdiğim kararla üniversite sınavında yüksek bir puan çıkartmıştım. Rehber öğretmenlerimin, diğer öğretmenlerimin ve ailemin biraz baskısıyla da karşılaşmıştım, yüksek bir puan çıkartmıştım dişçilik veya tıp yazabilirsin ya da mühendislik yazabilirsin şeklinde. Hayır öğretmen olmak istiyorum, özellikle de matematik öğretmeni olmak istiyorum şeklinde karar verip matematik öğretmenliği ile devam ettim. Daha doğrusu o gün matematik öğretmenliğini seçtim. İyi ki de seçmişim diyorum.

“Pandemi’deki zorluklar”

Pandemi de öğretmen olmak çok zordu. Gerçi pandemi de her şey zordu. Her mesleğin kendine göre zorlukları vardı ama öğretmen olmak gerçekten ayrıca zordu. Çünkü bizim öğretmen veya eğitimci olmak çocukla, insanla bire bir iç içe olduğumuz bir meslek. Çok sevdiğimiz bir söz var; ‘amacımız mevduat yetiştirmek değil insan yetiştirmek’ diye. Burada da uzaktan eğitimde insan yetiştirme olayının biraz dışında kaldık. Çünkü çocuklarımızı çok göremedik, onlar uzaktaydı. Teknolojinin çok büyük faydasıyla derslerimize devam edebildik. Müfredatlarımızı yetiştirebildik. Mesela ben matematik müfredatını yetiştirdim, hatta daha da güzel yetiştirdim. Çünkü teknolojinin verdiği imkanla her şey elimin altındaydı, internet elimin altındaydı. Dolayısıyla her türlü yöntemi istediğim şekilde kullanabildim. Çocuklara konularımı çok güzel öğrettiğimi düşünüyorum. Ancak bizim öğretmen olarak öğrencilerle göz göze olmak, diz dize olmak gibi bir isteğimiz var, onlara dokunmak gibi bir isteğimiz var, gözlerinin içine bakmak gibi bir isteğimiz var. İşte bunu yapma konusunda biraz zorlandık. Ben geçen sene 8. Sınıflara girdiğim için destekleme ve yetiştirme kursları yılın büyük bir kısmında devam etti. Okullar tatil olduğu dönemde de destekleme ve yetiştirme kursları vardı. Dolasıyla öğrencilerle yine bağımın çok kopmadığını düşünüyorum. Çünkü yine onlarla beraberdim okulda. Ama yine de her zamanki alışık olduğumuz şekilde eğitimimizi yapamamak bizi üzdü. Mesela geçen sene 24 Kasım Öğretmenler Günü çok buruk geçti. Çünkü her zaman 24 Kasımlarda çocuklarla göz göze olduğumuz ve öğretmen olmanın mutluluğunu bir kez daha yaşadığımız zamandı. Ama çocuklarla uzaktık. Dolayısıyla o sınıf ortamını hissedememek, yaşayamamak duygusal olarak biraz bizi üzdü. Ancak yine de çocukların her daim yanında olduğumuzu hissettirmeye çalıştık.

“Pandemi’de daha çok çalıştık, rehberlik yaptık”

 Pandemide çünkü aileler de çocuklarda ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Bu dönemde onlara rehberlik yapmak için çok fazla çaba sarf ettik. Öğretmenler olarak bazen toplumda öğretmenler yatıyormuş gibi bir algı, anlayış oluştu, bu tarz söylemler de çıktı. Ama biz tam tersine her zaman çalıştığımızdan daha çok çalıştık. Çünkü sadece müfredat yetiştirmek değil öğrencilere rehberlik yapmak değil ailelere de rehberlik yaptık. Çünkü herkes bir pandeminin ortasında ve ilk kez karşılaştıkları bir şeydi. Herkes ne yapacağını bilmiyordu. Aslında öğretmen olarak biz de ne yapacağımızı bilmiyorduk. Daha önce uzaktan eğitim ile ilgili bir eğitim almamıştık. Ama kendimizi bu sisteme hızlı adapte ettiğimize inanıyorum öğretmenler olarak. Biz biraz daha genç öğretmeniz ama okulumuzda veya çevremizde yaşı daha ilerlemiş hatta emekliliğine yakın olan öğretmenlerimiz bile çok hızlı bir şekilde bu uzaktan eğitim araçlarını kullanmaya başladılar ve eğitim vermeye başladılar. EBA çok hızlı bir şekilde imdadımıza yetişti. Bunları çok güzel bir şekilde kullandık. Öğretmenler olarak bu sürece çok iyi adapte olduğumuza inanıyorum. Bizim için bakanlığın çalışmaları da çok önemliydi. Uzaktan eğitim ile ilgili kurslar hazırlandı, seminerler düzenlendi. Bunlara katıldık ama dediğim gibi hem ailelere hem öğrencilere evet pandemi var, sen korkuyorsun bunun farkındayım ama ben her zaman senin yanındayım ve bana her zaman ulaşabilirsin, beni istediğin zaman arayabilirsin şeklinde davrandık. Hem öğrencilerin hem ailelerin her daim yanında olduk diye düşünüyorum. Aileye ulaşmanın en kolay yolu öğretmenler. Sosyal mesafe kurallarını uygulamak, pandemiye uygun davranmak bu bile öğretmenler üzerinden gitti. Öğretmenler ailelere eriştiler ve pandemi de nasıl davranmaları gerektiğini, nelere dikkat etmeleri gerektiğini öğretmenler öğretti. Kısaca bu süreçte öğretmen her konuda çalıştı diye düşünüyorum. Uzaktan eğitim sürecinde interneti olmayan öğrencilerimiz vardı. Bu öğrencilerimiz için okulumuz kapılarını açtı. Daha sonra zaten bakanlıkta EBA destek noktalarıyla imdada yetişti, imkân oluşturdu. Birçok sivil toplum örgütleri, kamu kurumları, bakanlık tarafından öğrencilere bilgisayar dağıtıldı. Bizim okulumuzda bilgisayarı olmayan öğrenci kalmadı. Herkes dört bir koldan çalıştı. Annesi, babası çalıştığından dolayı evde yalnız kaldığı için giremeyen öğrencilerimiz de vardı. Onlarda okulumuza gelerek EBA destek noktalarından yararlanarak derslere girdiler. Görevli arkadaşlarımız onlarla ilgili çalışmalar yaptılar. EBA üzerinden ödevlerini tamamlayabilmeleri için onlara destek verdiler.

“Yüz yüze eğitim heyecanı”

Bu yıl itibariyle okullara başladık. Zaten bütün öğretmenlerin istediği de eğitimin yüz yüze olması ve öğrencilere kavuşmaktı. Öğrencilere kavuştuğumuz için çok mutluyuz. Maske bizi biraz zorluyor, çocuklarımızı zorladığımızın da farkındayız. Çünkü yaşları küçük ve maske takmak konusunda çok da bilinçli değillerdi ama şu an çok bilinçliler. Ama bunun bir süreç ve geçici olduğunu hissetmek istiyoruz. Devamlı maske ile ders anlatıyoruz. Çocuklarda bizi maske ile dinliyorlar ama en azından biz çocukların gözlerinin içine bakabiliyoruz. Onlar bizim güldüğümüzü görebiliyorlar, biz onların güldüğünü görebiliyoruz, duygularını anlayabiliyoruz. Çünkü gözünün içine baktığımız zaman çocukları tamamen çözebiliyoruz. Bu bile bize yetiyor. Ama gerçekten maske ile ders anlatmak çok zor. Bu vaka sayılarının çok yüksek olduğu dönemlerde çift maske ile ders anlattığımız dönemlerde oldu. O zamanlarda biraz da korkarak ders anlatıyorduk. Çift maske ile çocuklara sesimizi duyurabilmek için olağanca gücümüzle konuşuyorduk. 6 saat üst üste ders anlattığımız dönemler oluyordu. Bu bizi biraz zorluyordu. Israrla bazı şeylerin üzerinde duruyoruz, anlaşılmayan konular gibi. Dediğim gibi maske bizi zorlasa da çocuklara yakın olmak güzel bir duygu. Biz çocuklarla şu an sınıf ortamında evet beraberiz ama yine de sosyal mesafeye uymaya çalışıyoruz. Çocuklarımıza dokunabiliyoruz. Bir çocuğun omzuna dokunmak, kafasını okşamak öğrenci için çok değerli bir şey. Kendimden biliyorum bu duyguyu öğrenciyken çok yaşadım, çok yoğun hissettiğim bir duygu. Dolayısıyla öğrenciye de hissettirmek istediğim bir duygu. Pandemi bittikten sonra daha çok iç içe olacağımızı da bildiğim için o günleri de sabırsızlıkla bekliyorum açıkçası. Öğretmen olmak benim her daim hayallerimde olan bir şeydi. Öğretmen olma hayaliyle büyüdüm. Günümüzde öğretmen olmak zor ama güzel bir şey. Çünkü ben öğretmenliğin çok kutsal bir meslek olduğuna inanıyorum. Evet böyle bir söz var ve ben kendimi gerçekten çok kutsal bir iş yapıyormuş gibi görüyorum. Bu bugünde böyle, geçmişte de böyleydi, 15 yıldır henüz bu mesleği yapıyorum ama yine de ben öğretmen olmaktan her daim mutlu ve heyecanlıyım.

“Öğrencilerle bağ kurmak”

Her sene başında yeni öğrencilerle tanışmak beni aşırı heyecanlandırıyor. İlk derste hep heyecandan sesim kesiliyor. Her sene sonunda eğer öğrencilerimle vedalaşacaksam, onları liseye uğurlayacaksam hep üzülüyorum. Genelde ağlıyorum, çocuklarla ayrılıyorken. Çünkü gerçekten büyük bir duygusal bağ geliştirdiğimize inanıyorum.

“Hayatlara yön veriyoruz”

Ben onlara sevgimi hissettiriyorum. Onlarda bana sevgilerini yoğun şekilde hissettiriyorlar. Ben bunun karşılıklı olduğuna inanıyorum. Çocuklar öğretmenin kendisini sevdiğine inanırsa gerçekten öğretmenine sahip çıkıyorlar ve o derse bağlanıyorlar. Mesela benim matematik yeteneği çok fazla olmayan, daha sözel zekalı, matematik yapamayacağına inanmış çok fazla öğrencim var. Ama ben onları bir şekilde evet ben yapabiliyorum hissi geliştirmeye çalışıyorum ve ortaokuldan mezun olurken evet ben matematik yapabilirim, alışırsam anlayabilirim hissi ile mezun oluyorlar. Bu hissi onlara yerleştirmek çok güzel. Düşünüyorum bir çocuğun hayatını kim şekillendirebilir? annesi, babası şekillendirebilir bir de öğretmeni şekillendirebilir. Bir çocuğun hayatına yön verebiliyoruz. Bir çocuk, bir çocuk, bir çocuk derken topluma yön verebiliyoruz. Bu çok güzel bir şey. Ülkemizin çok fazla insan gücü var. Bu insan gücünün de nitelikli insan gücüne gelmesine de öğretmenler sebep olabilir, öğretmenler katkıda bulunabilir. Çocuklar bizim elimize çok küçük yaşta geliyor ve onlara gerçekten bir oyun hamuru gibi biz şekil veriyoruz. Biz nasıl şekil verirsek o çocuklar o şekilde kalıyorlar. Dolayısıyla bu insan gücünün nitelikli hale getirebilmek için elimden gelen tüm çabayı göstermeliyim. Öğretmenlikte bu konuda çok önemli bir meslek diye düşünüyorum. Ben yüksek lisans ve doktoramı tamamladığım için projeler konusunda biraz şanslıyım diye düşünüyorum. Çünkü bir proje nasıl hazırlanır, projeye nasıl başlanır, bilimsel süreç becerileri nelerdir bu konuya hâkim olduğumu düşünüyorum. Dolayısıyla öğrencilerimin de bu konuda şanslı olduğunu düşünüyorum. Onlara da proje hazırlama yöntemlerini gösterdiğim zaman ve nasıl bir proje hazırlanır, bir projenin içinde nasıl yer alınır, proje nasıl sonuçlandırılır öğrettiğim için onlarda mutlu oluyorlar. Aslında bir projenin içinde yer almak çok güzel bir şey. Beraber proje yaptığımız çok fazla öğrencim var. Çocuklar ortaokul öğrencileri ama baya bildiğini üniversite veya yüksek lisans düzeyinde bilimsel süreçlere hâkim olarak liseye gidiyorlar. Dolayısıyla lisede de aynı hayatlarına devam ediyorlar. Proje yapmak istiyorlar, üniversitede de yine proje gruplarının içerisine giriyorlar ve proje hazırlamaya devam ediyorlar. Öğrencilerime böyle bir katkı sunduğum için mutlu oluyorum. Çok fazla projemiz var. İlk öğretmenliğe başladığım günden itibaren bir sürü farklı projenin içerisinde yer aldım. Genelde TÜBİTAK projeleri, erasmus projelerinin içerisinde yer aldım ve bu projelerin içerisinde yer almaya da devam edeceğim. Çünkü benim aldığım bir eğitim var ve bu eğitime borçlu olduğumu düşünüyorum. Devletime, ülkeme borçlu olduğumu düşünüyorum. Bu aldığım eğitimden de öğrencilerimi en iyi şekilde faydalandırmak istiyorum. Elimden gelen çabayı gösteriyorum, onlarda projelerin içerisinde yer almaktan mutlu oluyorlar. Öğrencilerimde her yıl ‘proje yapmayacak mıyız, bu yıl çalışma yapmayacak mıyız? hocam benim aklıma şöyle bir şey geldi bunu projelendirebilir miyiz?’ diyorlar. Okulda ilk buldukları öğretmen ben oluyorum. Benim doktora eğitiminde aldığım dersi öğrencilerim ortaokulda bu dersin analizlerini yapıyorlar.

“TÜBİTAK Bilim Fuarı”

TÜBİTAK 4006’da 2-3 yıl boyunca yaptık ve çok güzel sonuçlar aldık. Çünkü çocuklar liseye giderken analizleri bilerek gidiyorlar ve ben bunun eğitimini doktora eğitiminde aldım. Konuya çok hakimler, nasıl bir bilimsel araştırma yapılır bunun farkındalar. Bunlar genelde yüksek lisansta öğrenilen şeyler. Bunlar güzel şeyler ve bende bu tür projelerin içerisinde yer almaya devam edeceğim. TÜBİTAK Bilim Fuarı’nın hikayesine şöyle başlayabilirim; geçen sene 24 Kasım’da öğretmenler günü dolayısıyla yapılan yılın öğretmeni programında ben Burdur’da yılın öğretmeni seçilmiştim. Bu programa bir ölçek doldurularak katılına biliyor. Yaptığımız programlarla, aldığımız puanlarla yılın öğretmeni seçilebiliyoruz. Geçen sene de Burdur’da okul müdürümün isteğiyle başvuru yaptım. ‘Bunu senin yapabileceğini düşünüyorum, bir başvur istersen’ demişti. Müdürüm istiyor başvurayım şeklinde doldurduğum bir form ile yılın öğretmeni seçildim. Çalışmalarım ödüllendirildi. Yılın öğretmeni olarak eski Milli Eğitim Müdürümüz Emre Çay ile görüşmeye gittiğimde Burdur’da daha önce bu tarz bir proje yapılmadığını, benim onlara yardımcı olup olamayacağımı sordu. Projelerimi anlattım, etkilendi. Bende açıkçası istedim çünkü gerekten daha önce Burdur’da böyle bir bilim şenliği yapılmamıştı ve Burdur halkının da çok ihtiyacı olduğuna inanıyorum ki gerçekten öyleymiş. O yoğunluktan anladık. Çünkü Burdur’da bir bilim merkezi yok. Çoğu illerde bilim merkezi var, Burdur’da yok. Dolayısıyla çocukların, Burdurluların bilime çok uzak olduklarını zannetmiyorum ama yine de bu tarz yeni etkinliklerin, yeni teknolojilerle tanışmalarının vakti gelmişti. Doktoramı yaptım ve bu tarz bir proje yazabilirim ve TÜBİTAK’tan geçirebilirim diye kendime de açıkçası güvendim, böyle bir proje yazmaya başladım. Bu süreçte sayın Valimiz Ali Arslantaş’ın da çok büyük katkıları ve destekleri oldu. O destekle gerçekten proje çığ gibi büyüdü. Birçok kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri bize proje yapmamızda yardımcı oldular. Projenin TÜBİTAK’tan geçtiğini görünce çok mutlu olduk. Çünkü dediğim gibi Burdur’dan başvurulmuş bir proje geçmişti. Aslında proje geçen sene Kasım ve Aralık ayı içerisinde yazıldı, Ocak ayı içerisinde başvuruldu. Projenin hikayesi sadece şenliğin yapıldığı 3 günden değil projenin yazımına başlandığı tarihten başlıyor. Daha sonra yeni gelen Milli Eğitim Müdürümüz Erdem Kaya ile böyle bir projemiz olduğunu konuştuk. Sağ olsun o da çok büyük destek verdi ve biz onunla beraber projeyi nasıl daha iyi sonuçlandırabiliriz şeklinde birçok araştırma yaptık, yoğun şekilde toplantılar yaptık. Toplantılar sonucunda da çok güzel bir Bilim Şenliği gerçekleştirildi diye düşünüyorum. Gerçekten Burdur halkının bu tarz bir etkinliğe ihtiyacı varmış. Perşembe ve Cuma günler öğrenciler öğretmenler aracılığıyla Bilim Şenliği’ne gelmişlerdi. Cumartesi günü ise tamamen ailelerin katılması için çoğu okula Cumartesi’ye randevu vermemiştik ve o gün çok yoğun bir katılım oldu. Saat 5’de programın bitmesi gerekiyordu ama o saatte kapılarımızı kapatamadık. Herkes hala daha içeriye girmek için uğraşıyordu, içeridekiler bu atölyeyi de görmek istiyorum diyordu. Bu yoğun katılımdan, şenliğin ilgi görmesinden çok mutlu olduk. Aynı zaman da bilim fuarının etkinliğini ölçmek için uyguladığımız çeklerimiz vardı. Bunları bir yayına çevirmeyi düşünüyorum. TÜBİTAK’ında istediği bir şey zaten. Bu çekleri, katılımcı formlarına yazılanları okuduğumuz zaman duygulandığımız zamanlarda oldu. Gerçekten bir yıllık yoğun bir çalışmanın ve yorucu bir çalışmanın ürünüydü. Ama gerçekten değmiş onu gördüm. Çünkü formlarda okuduğumuz zaman öğrencilerin, velilerin yazdığı şeyler o kadar güzeldi ki keşke her ay olsa, bir daha ne zaman olacak, hemen bitti, yarın neden yok, 3 gün sürdü proje yarın da olmayacak mı, bir daha yapacak mısınız gibi öğrencilerden çok fazla geri dönüşler vardı. Velilerden ve eğitimcilerden de bu etkinliğin yapılmasından dolayı çok fazla teşekkür edenler oldu. Dolu dolu bir 3 gün geçti ama bu dolu dolu geçen bir yılın ürünüydü. O bir yıllık yorgunluğu aldıran bir sonuç aldık etkinlikten. Bu etkinlik bir kişinin tek başına yapacağı bir şey değil. Sayın Valimiz Ali Arslantaş, Milli Eğitim Müdürümüz Erdem Kaya’nın çok destekleri oldu. Bu kesinlikle bir ekip çalışması. Her konuda bize desteklerini sundular. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Bu tarz bir projeyi Burdur istiyormuş onu gördüm.  Yurtiçi ve yurt dışından konuşmacılarımız vardı. NASA ile bir bağlantı gerçekleştirdik. Mesela benim 1 yıldır kafamda soru işaretiydi bu bağlantı nasıl olacak, inşallah düzgün olur şeklinde. Her şey çok muazzamdı. Sanki ilk kez değil de 4.’sünü yapıyormuş gibiydik. Şehir dışından çok fazla misafirimiz vardı.59 atölyemizin hepsi Burdur içerisinden değildi. Hem akademisyen hem öğretmenlerimiz vardı. Onlar daha önce bu tarz etkinliklerde yer alan akademisyen ve öğretmenlerdi. Burdur’un bu etkinliği ilk kez yaptığına inanmadılar. Bu etkinliğin Burdur’da gelenekselleşmiş olduğunu düşündüler. O 1 yıllık yoğun çalışmamızın çabasını bu şekilde gördük. Öğrencilerin, velilerin, dışarıdan gelenlerin beğenisini topladı. Üniversite’den tez danışmanım Doç. Dr. Fikret Korur, her zaman yanımda, her zaman desteğini hissediyorum. ‘Nurhayat bu tarz etkinliği tekrar yapmalısın mutlaka. Çünkü herkes bana çok güzel olmuş şeklinde geri dönüşlerde bulundu. Bu işin peşini bırakamamalısın, tekrar yapmalısın’ şeklinde söylemleri oldu. Ona da buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Çünkü sürecin en başından beri beni destekleyen, beni motive eden oldu. Her öğrencinin kendisini motive eden bir öğretmeni vardır. Fikret hocamda beni motive eden bir öğretmenim. Milli Eğitim Müdürlüğü olarak çok büyük bir ekiptik ve çok yorulduk. Ama değdi diyoruz. Bilim aslında sadece üniversitelerde yapılan bir şey değil. Üniversitelerde neler yapıldığını halkın görmesi, halkında buna sahip çıkması, bilime sahip çıkması, çocuklarını bu alana yönlendirmesi için bu tarz şenlikler mutlaka çok önemli. 2023 eğitim vizyonunda da diyor zaten; bilim şenlikleri okul dışı öğrenme alanlarıdır. Çünkü öğrenme sadece okulda yapılan bir şey değildir. Hatta bu tarz ortamlarda yapılan öğrenmeler çok daha kıymetli. Çocukların her zaman görüp, sahip olabilecekleri bir şey değil. Dolayısıyla orada küçük bir deneyden etkilenmesi, okulda 50 tane deney yapılsa bu kadar etkilenmeyebilir. Ama dediğim gibi öğrenciyi oradaki o ortam etkileyebiliyor. Mesela benim atölye liderlerimin arasında kendisi çocuk yaşlardayken bilim şenliğine gidip bundan çok etkilenip ben de Fen Bilgisi öğretmeni olacağım büyüyünce deyip Fen Bilgisi öğretmeni olup şu anda benim atölye lideri olan öğretmenim vardı. Bu çok güzel bir şey. Kendisi böyle bir duygudan etkilenip öğretmen olmaya karar vermiş ve Fen Bilgisi öğretmeni olarak böyle bir şenliğin içerisinde yer aldı. Eminim o da birçok çocuğu etkiledi, birçok çocuk onun yaptığı deney sayesinde bende Fen Bilgisi öğretmeni olacağım diyebilecek. Öğrencilerimiz 3D yazıcılarla tasarım yaptı. Ama hayatında 3D yazıcıyı görmemiş bir sürü öğrencimiz vardı. Bu öğrencilerimiz bu etkinlik sayesinde 3D yazıcılarda tasarım yaptı. Böyle bir fırsatı hiçbir zaman elde edemeyebilirlerdi ama şenlik sayesinde böyle bir fırsatla tanıştılar. Aileler çocuklarının ilgilerinin ne yönde olduğunu fark ettiler. Konuşmacılarımızın söylediklerinden etkilenip gelecekte hangi mesleği yapacağına karar veren öğrencilerimiz olmuştur mutlaka. O yüzden Bilim Şenliği çok kıymetliydi.

“Burdur’da yılın öğretmeni seçildim”

Geçmişe dönüp baktığım zaman geçen sene Burdur’da yılın öğretmeni seçilmiştim. Her yıl Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan 24 Kasım Öğretmenler günü programı maalesef pandemi nedeniyle gerçekleşemedi ve biz Ankara’ya gidemedik. Zoom üzerinden programlar yapıldı. Orada da o zamanki Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk’a da bu anımı anlatmış ve çok etkilenmişti. Şöyle bir hikayem var; benim ilk öğretmenliğe başladığım yıllarda TÜBİTAK’ın bu benim eserim projeleri vardı. O dönemde biz bu projelere katılırdık öğrencilerimle. Çoğunda da gerçekten güzel başarılar elde ettik. Ama anlatacağım hikâye bir başarısızlık hikayesi. Beni gerçekten çok etkileyen bir hikâye. Burdur’da yaptığımız proje ile başarılı olduk ve bölge sergisine davet edildik. Bölge sergisi Antalya’daydı. 3 gün boyunca sergiye katıldık ve o 3 günün sonunda Türkiye finaline kalan projeler açıklanacaktı. Bizi değerlendirmeye gelen öğretim üyeleri, projemizle çok ilgilendiler, çok soru sordular, ısrarla ikinci kere dinlemeye geldiler, Akdeniz Üniversite’sinden öğretim üyeleri burada böyle bir proje varmış diye bizim namımızı duyup yanımıza geldiler. Çocuklarım çok güzel bir şekilde projeyi anlatıyorlar, ben onlara danışmanlık yaptığım için çok mutluyum ve herkes bizi tebrik ediyor. ‘Siz finale gidiyorsunuz, belki de Türkiye birincisi olacaksınız’ diyorlar. Bu ilgiyi, tebrikleri görünce çocuklarla artık Ankara’da şöyle sunum yapalım, projeyi şöyle geliştirelim moduna geçmiştik. 3. Gün finale kalan projeler açıklandı ve biz yokuz. Çok şaşırdık çünkü ilk günden itibaren sanki finale kalacakmışız gibi bir izlenim çizilmişti. Sonra biz ne olduğunu anlayamadık. Acaba bizi birileri ile mi karıştırdılar, nasıl biz yokuz diye düşündük. Sadece biz değil salondaki herkes şaşırdı. Çocuklar için inanılmaz bir hayal kırıklığı oldu. Çünkü Ankara’da şöyle yapalım, böyle yapalım, gitmişken şurayı da gezelim, projemizi şöyle geliştirelim derken bir anda finale kalamadığımızı öğrendik ve bu çocuklar ortaokul öğrencisi. Düşünürsünüz ki çok çabuk kalpleri kırılabiliyor. 2 tane başarılı öğrencimdi bunlar. Özellikle bir tanesi akademik anlamda çok başarılıydı ama bir tanesi daha çok böyle tasarım mühendislik beceri odaklı çalışmalar yapıyordu. Akademik olarak çok çalışkanlığı bir yana çok zeki bir çocuktu. Evdeki eski eşyaları bozayım, içine bakayım ne var ne yok şeklinde bir çocuktu. Biz çok üzüldük. Ben de çok üzüldüm ama sonra kendimi toplamam gerektiğini fark ettim çünkü çocukları toplamam gerekiyordu. Çocuklara motivasyon konuşmaları yapıp öz güvenlerini kaybetmemesi için elimden geleni her çabayı gösterdim ama bir tanesi kendini kurtardı. Akademik olan iyi olan zaten ben Fen Lisesi sınavına hazırlanıyorum, kendimi bir an önce toplayayım dedi. Ama diğeri gerçekten mühendis olmak isteyen bir çocuk ve evde anne baba doktor, bu çocuk niye hiç ders çalışmıyor, bu çocuk niye devamlı evde bir şeyleri bozuyor, yeni alınan eşyaları bozuyor, evde her yer vida, tornavida, biz bu çocukla ne yapacağız diye benden devamlı yardım isteyen bir aile. Bende diyorum ki bu çocuk bu yolda gidecek, bu çocuğu bozmayın. Evet bu çocuk belki doktor olmayacak ama bu çocuk gerçekten önemli bir mühendis olabilir. Bu çocuğu durdurmamaları için aileyi telkin ettim. Ama çocuk o günden sonra kendini bir anda kapattı, tamam dedi ‘ben bu işlerde başarılı değilim, ben artık bir şey yapmayacağım, çalışmaları bırakıyorum’ dedi. Ben çocuğu kazanmak için elimden gelen çabayı gösteriyorum, çocuk mezun olana kadar devamlı konuşuyorum ama yok çocuk kendisini kapattı.

“Her başarısızlık bize mutlaka bir şey öğretir ve bence bu çok önemli bir başarısızlıktı”

Sonra dedim ki bir proje yarışması bize nelere mal oldu. Daha sonra çocuk mezun oldu ve o dönem sınavla girilen okullardan birine yerleşti. Lisede de öğrencimle görüşmeye devam ettik. Daha sonra bir üniversitenin mühendislik bölümünü kazandı. Tabi bu arada ben onu geri döndürdüm. Çocuk yine bir şeyleri kırmaya, bozmaya, açmaya, tamir etmeye, kumandaya motor bağlayıp uçurmaya devam etti. Üniversiteye gittiğinde çok sık görüşmemeye başlamıştık. Bir gece telefonum çaldı. Gece 12.30 civarlarında, yabancı numara. Telefonu korkarak açtım, kesin bir şey oldu bu saatte yabancı bir numara arayınca. Telefonu açar açmaz sesi hemen tanıdım. Öğrencim numarasını değiştirmiş. ‘Öğretmenim ben sabahı bekleyemedim size haber vermek için. Ben üniversiteler arası, uluslararası bir yarışmaya katıldım ve ben o yarışmada finale kaldım. Saat farkından dolayı şu anda öğrenebiliyorum. Ama sabahı bekleyemedim. Size haber vermek istedim. Bu proje ile yarışmada finale kalma sebebim sizsiniz. O gün benim bozulan motivasyonla her şeyi bırakmıştım. Ama siz bana devam etmem için güven verdiniz.’ Dedi. Bende ne yarışması, nasıl bir yarışma diye sordum. ‘Hocam uluslararası bir yarışma, finale kaldım. Hatta şu an birçok uluslararası şirket bana çalışmak için ulaşmaya çalışıyor, mail atıyor, telefon ediyorlar. Ben anneme, babama da daha haber vermedim. İlk size haber vermek istedim’ dedi. O gün benim için çok büyük bir dönüm noktası oldu. Bana ben doğru yoldayım dedirttirdi. Daha sonra aynı öğrencim birkaç defa daha aradı. Dedi ki; ‘Uluslararası birçok şirket bana gerçekten çok cazip fırsatlar sunuyor. Ama sizin dediğiniz bir şey vardı; sen düzeleceksin, ben sana inanıyorum, sen bu ülkeye bu millete çok faydalı mühendis olacaksın, sen çok güzel projeler yapacaksın, bu bir başarısızlık değil biz denemiş olduk’ şeklinde konuştu. Ve en önemlisi ‘ben ülkem için çalışmaya karar verdim’ dedi ve şu an TSK ile ortak projeler üretiyor, onlarla beraber çalışıyor. Ona ortaokulda kafasına yerleştirdiğim sen ülke için önemli olacaksın sözü, çocuğun öz güveninin tekrar yerine geri gelmesi ve inanmasıyla üniversitede yine böyle bir bölüm seçmesi, uluslararası bir yarışma da finale kalması ardından da hala daha uluslararası birçok şirketten teklif almasına rağmen Türkiye için çalışmak istemesi, TSK ile çalışması benim için çok önemli. Daha sonra şöyle düşündüm; gerçekten her proje olumlu sonuçlanmayabilir. Başarısızlıklarda başarıyı getirir ki bu başta başarısızlık hikayesiyken sonunda çok büyük bir başarı hikayesine dönüştü. Bu hikayemi geçen sene 24 Kasım’da anlattım, her öğretmen başarı hikayelerini anlatıyordu bende bu hikayemi anlatmıştım. Dediğim gibi dönemin Milli Eğitim Bakanı sayın Ziya Selçuk çok etkilenmişti ve bu şekilde çalışmaya devam etmemiz gerektiğini söylemişti. İlk başta başarısızlık gibi görünen bu durum bizim için belki de çok çok önemli bir başarı oldu. Dolayısıyla her seferinde denemeliyiz. Önemli olan yolda olmak diye düşünüyorum. Bir şekilde yola çıkmalıyız. Hepsinin sonu çok iyi olmayabilir ama her başarısızlık bize mutlaka bir şey öğretir ve bence bu çok önemli bir başarısızlıktı. İyi ki de böyle bir başarısızlık yaşamışız diye düşünüyorum.

“Öğrencilerin yoğun sevgisini hissetmek, onlara sevgimizi hissettirmek çok güzel bir şey”

Ben bu mesleğin çok önemli bir meslek olduğuna inanıyorum. Bu meslekte biz toplumu şekillendiriyoruz. Bugün bana tekrar sorsalar 18 yaşına geri dönsen, tekrar üniversite sınavına girsen, tekrar öğretmen olmayı seçer misin; evet bu 15 yıllık yaşanmışlıktan sonra tekrar kesinlikle öğretmen olmayı seçerim, tekrar dünyaya gelsem öğretmen olurum. Öğrencilerin yoğun sevgisini hissetmek, onlara sevgimizi hissettirmek çok güzel bir şey. İnsanın kendisini çok değerli hissetmesini sağlıyor. Tekrar bir meslek seçme durumum olsa yine öğretmenliği seçerdim. O yüzden bu meslek gerçekten sevilerek yapılabilecek ve kendinin önemli olduğuna inanarak yapılacak bir meslek. Şu anki öğretmen adaylarına ve bu mesleği seçecek olanlara da şunu söylüyorum; siz çok önemlisiniz. Bu ülkenin en önemli mesleklerinden hatta insanlığın en önemli mesleklerinden birisini yapıyorsunuz. Çünkü siz insan yetiştiriyorsunuz ve her şey sizin elinizde. Dolayısıyla da bu büyük inanmışlıkla bu yola başlamak gerçekten insanın yorulmasını engelliyor diye düşünüyorum.

“Matematik öğretmeniyim, matematik müfredatını yetiştirmiyorum, insan yetiştiriyorum”

Öğretmenler Günü çok güzel ve özel bir gün. 24 Kasım gerçekten insanı mutlu eden bir gün. Çünkü çocuklarımız size olan sevgilerini dediğim gibi bir çift sıcak göz, küçücük bir gülümseme, bahçeden koparılmış bir çiçekle bile hissedebiliyorsunuz. Ama ben bu sevgiyi her daim hissetmek istiyorum ve her daim hissettiğim için de kendimi şanslı görüyorum. Sadece 24 Kasım’da değil bence öğretmenler her zaman hatırlanması gereken kişiler diye düşünüyorum. Dediğim gibi amacımız müfredat yetiştirmek değil amacımız insan yetiştirmek. Amacımız en başarılı çocukları yetiştirmek değil, amacımız herkesi yetiştirmek. Ben mesela sanayiye gittiğim zaman orada benim eski öğrencilerimden biriyle karşılaşıyorum. Herkesin sevdiği ve işlerini çok güzel yapan bir kişi. Çok saygı ve emek bilen bir çocuk. Ben bu çocuğu yetiştirdiğim içinde çok mutlu oluyorum. Çünkü iyi bir vatandaş olmuş, ülkesine hizmet ediyor. Yani sadece doktor, sadece mimar, sadece mühendis olmak değil bu ülkeye hizmet etmek. İşini en iyi şekilde yapmak, hangi işi yapıyorsan yap işini en iyi şekilde yapmak. Dolayısıyla öğretmen olmak çok güzel. 24 Kasım’da da çok güzel. Hep çok güzel. Bu mesleği yapmaktan mutluyum. Matematik öğretmeniyim, matematik müfredatını yetiştirmiyorum, insan yetiştiriyorum. Coğrafya öğretmeni, coğrafya müfredatını yetiştirmiyor, insan yetiştiriyor. Hep bu bilinçle bu şekilde ilerlersek sanırım her şey çok güzel olacak diye düşünüyorum.

MUHAMMET FATİH BAŞCI