MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ (MAKÜ), “GÖLLER BÖLGESİ’NDE ‘GÖLLER KURUYOR;
GÜNCEL SORUNLAR ve ÇÖZÜMLER PANELİ’NİN ARDINDAN…”

Ülkemiz ve bölgemizdeki Göller konusunda uzman, otorite isimlerden biri olan EROL KESİCİ, yeni yıl’da da Yeni Gün okurları, Burdur kamuoyu için yazılarına devam ediyor. Her zaman bilimi, aklı öne çıkaran Erol Hoca, geçen yıl bilimsel makalelerini, çevre yazılarını Yeni Gün okurlarıyla paylaşmıştı… Göller Bölgesi’ndeki ve ilimizdeki sulak alanlar ve göller konusunda bilgi sahibi olan, inceleme ve araştırmalarıyla göller konusunda medyada görüşlerine sıkça başvurulan Erol Kesici, 2022’nin ilk yazısında, MAKÜ’de gerçekleşen paneli ele alıyor…

MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ; Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. DENİZ İNNAL’ın düzenleme ve moderatörlüğünde yapılan Online Panele, konusunun uzmanları olan akademisyenler ve çok sayıda katılımcı katıldı. Panel’le ilgili görüşlerini belirten TTKD Bilim Danışmanı Dr. Erol KESİCİ, “ Öncelikle Prof. Dr. DENİZ İNNAL’ın çağrısına ve emeklerine çok teşekkür ederim. Göller Bölgesi’nde Göller Kuruyor Paneli’nde, kuruyan göllerimizin kuruma nedenleri ve çözümleri yirmi yılı aşkın süredir bilinmektedir. Bu panelde, göllerin kurtarılması ile ilgili BİLİNENLERİN TEKRARINDAN daha çok, çözüme neden başlanılmadığı ve bu konudaki yetki-insan davranışlarının etkisini dile getirmek istedim.

Ayrıca göllerin su seviyelerin adeta dip seviyede olması ve bir kısmının tamamen kuruduğunun nedenleri ve çözümü için konusunun uzmanı ‘bazı’ bilim insanlarının, yıllardır bilimsel çözüm ürettiğini, fakat, bilim insanlarının karar verme ve uygulamaya başlanılmasında karar verici olmadıklarını vurgulamak isterim. Türkiye’nin en büyük doğal tatlı su göllerinin bulunduğu Göller Yöresi’nde göllerin kurumasının devam ettiğini, bilinen bilimsel tarım ve su kullanma yöntemlerle tarım’da kullanılan suyun miktarının mutlaka % 40’nın altında olması gerektiğini ve göllerin gerek yer altından sondaj ve kuyularla gerekse yağış sularının gölet ve barajlarla engellenmemesi (alıkonulmaması) konusunda şu ana kadar yapılan bir uygulamanın olmayışı, ortalama su seviyesi 9 m. altında olan tatlı su gölleri için önümüzdeki yılın, çok daha fazla sorunlu geçeceğini” belirtti.

YETKİ KİM DE? KİM KONUŞACAK, KARARINI KİM, NEDEN VERMEKTE? SORUNU ve ÇÖZÜMÜ BELLİ OLAN TOPLAN- TILAR YILLARDIR YAPILMAYA DEVAM EDER, BİR TÜRLÜ ÇÖZÜME BAŞLANILMAZ!
HALEN; BİLİM İNSANLARI ANLATIR, ANLATIR.
Gelecek yıl sonrası başka bir toplantı!
YA KURUMLAR ARASI, BİRLİKTELİK NASIL?!

Kesici ayrıca; diğer bir gerçek ve temel sorun da, “çeşitli nedenlerle” göz göre göre kurumakta kirlenmekte olan göllerin gerçeklerin açıklanmasıyla ilgili insan kaynaklı ihmaller.

“Bilimsel çalışmaların anlatılmasında yetki karmaşası”nın çok ciddi boyutlarda olduğunu uzun yıllardır yaşadığı deneyimlerle gördüğünü ve bu konudaki kısıtlamaların, aynı şeylerin tekrarının, göllerin sorunlarının tespiti ve bu konudaki çözüm önerilerinin görüşüleceği çalışmalarda/ konferanslarda, bilim insanı ve göl uzmanı olmasını bir yana bırakın, resmi olarak TTKD Bilim Danışmanı olmasına rağmen, hiçbir “göllerle ilgili toplantıya” çağrılmayı bırakın, “kendisini davet ettirme” durumunda kalmasına rağmen, kabul edilmediğinin kendisinin neden uzak tutulduğunu anlayamadığını belirten Erol Kesici, “göllerin sorunları denildiğinde, onca yıl bu konuda çalışan, akla gelen ilk isimlerin uzmanların başvurularına rağmen birçok çalışmalarda uzak tutuluyor olması, çözüme yönelik çabalar hususunda çok ta samimi gelmiyor açıkçası. Kimlerin nasıl hesapları kaygıları var, bilemem fakat bu hesaplar ve kaygılar devam ettiği surece ortaya bir çözümün çıkmayacağı, göllerin her geçen gün yok oluşa bir adım daha yaklaşacağını görmek çok zor değil.

Eğer; gerçekten somut adımlar atılmak isteniyorsa; ‘bu tür basit hesapların’ bir kenara bırakılmasının zamanı geldi de geçiyor bile.  Yoksa daha uzun yıllar, yirmi yıldır olduğu gibi, bilinenleri- aynı şeyleri tekrar eden ve benzeri artık klişeleşmiş sempozyumlar, top- lantılar yapılır ama, ortaya bir somut sonuç çıkmayacaktır ve çıkmamaktadır da… Keşke yıllardır engel olanlar haklı olsalardı da göllerimiz kuruma durumunda kalmasaydı. Doğruların başımızın üzerinde yeri var” diye konuştu.  Dr. Kesici; “İnsanlar aktif görevde iken de; bilimin doğrularında insanı kararlı olmalıdır, baskı etkisinde kalmamalı, objektif ve tarafsız olmalıdır. Bilim; kişilere zümrelere değil yaşama hizmet eder ve göllerin kuruduğu ortada iken sorun yok demez, popülist- politik bakışa, yanlışa destek olmaz./olmamalıdır. Zira; emekli olduktan sonra bir çok kişi adeta, yetkisizleşmektedir.” dedi.

Kesici, şöyle konuştu:

Çözümler konusunda bilinen gerçekleri; göller havzası ve çevresiyle bütünlük içerisinde düşünülmeli, korunmalıdır. Göllerimiz son altmış yıldır aynı sorunların etkisinde kurumaktadır ve Göller Bölgesi’nde 30’dan fazla doğal göl yıllar içerisinde kurumuş ve kurutulmuştur. Göllerimizin kurumaya başlamasında, yağışların azlığının kayda değer olmadığını yıllardır Meteoroloji G.M. belirtmektedir. Fakat bazı gerçek- çeklere fazla değinilmemekte, adeta unutulmakmaktadır. Örneğin Burdur Gölümüz; 2000 yılı öncesi; kendisini besleyen kaynaklar üzerine kurulan Karaçal, Bademli, Karamanlı Barajları; Belenli, Tefenni, Köy Hizmetleri Göletleri vd. nedeniyle kurumaya başladığı tarafımızdan 2000 yılı öncesi çok defa dile getirilmesine rağmen, 2003 yılından sonra havzada 18 yılda 16 BARAJ ve 2 GÖLET yapılması ve aşırı orandaki kuyuların açılması, çok ama çok düşündürücü… Bunlar, kurumanın temel nedeni olup, göl’ün kurumaya başlaması sadece, Burdur Gölü’nü etkilememektedir. Gölet ve barajlara karşı olmak mümkün değil, ama eğer bu yapılar doğal kaynağa zar veriyorsa, ki buna Burdur, Beyşehir, Eğirdir çok sayıdaki göllerimizde yaşananları ve gelinen durumu örnek verebiliriz. O nedenle doğal göllerin beslenmesine engel olmadan göletleri nereye yapacağımıza karar verilmelidir.”

Kesici, sorunların çözüme başlanması gerektiğini ve bunun için çözüm; yağmuru beklemek olmamalıdır. Yağışlar doğa olayıdır, fakat gölleri besleyen suların bilinçsiz şekilde kullanımı insanın olayıdır.

O nedenle; 365 gün yağmur yağsa da göl’ün do- ğal – yaşamsal su bütçesini ve su kalitesini ve de biyolojik ekolojik bütünlüğü koruna- mazsa, sorunlar çok daha bü- yük olacaktır ve olmaktadır. GÖL’ÜN, SU’YUN, GIDA’NIN, YAŞAMIN KORUNMASININ, HUKUKU, VİCDANI ve AH- LÂKI OLMALIDIR ve İNSAN DAVRANIŞLARI BU BAKIŞLA AKILCI OLMALIDIR. KURAK- LIK – SU KAYNAKLARIMIZIN KORUMA KULLANIMIYLA İLGİLİ PLANLAMALAR; günlük, yıllık değil, 50 yıllık bilimsel öngörüler şeklinde düzenlenmelidir.

Göllerde ve göletlerde doluluk oranı kış sonu % 90’ın üzerinde olmalı, Eylül-Ekim aylarında ise % 65’in altına düşmemelidir…”

Panelde; Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi(ISU-BÜ) Eğirdir Su Ürünleri Fakültesinden Prof. Dr. Fahrettin KÜÇÜK; Kuraklığın Balıkçılığa Etkileri (EĞİRDİR, BEYŞEHİR GÖLÜ ÖRNEKLERİ) , MAKÜ Fen Edebiyat Fak. Biyoloji Böl. Prof. Dr. İskender GÜLLE; Kuraklığın, Su Kalitesi, Verimlilik ve Omurgasız Dağılımları Üzerine Etkisi; Çankırı Karatekin Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünden Prof. Dr. Ülkü Nihan Yazgan TAVŞANOĞLU, Kirleticiler ve Mikroplastikler, Deniz Biyoloji Ens. Hidrobiyolog Dr. Mustafa KORKMAZ; Küresel Isınmanın ve Tuzlanmanın Göl Ekosistemleri İle Canlılara Yaptığı Etkiler, ISUBÜ Eğirdir Su Ürünleri Fakültesinden Dr. Salim Serkan GÜÇLÜ; Endemik Balık Habitatları ve Sorunları konulu bilimsel çalışmalarını su- nup konu ile ilgili katılımcıların sorularını yanıtladılar.

İşte; öne çıkan konu başlıkları: Sulak alanları aşırı su kullanımına feda etmeden koruyarak kullanılmalı; kaynak ihtiyaç ve statü önceliklerine göre düzenlenmelidir.  Balık türlerinin, omurgasız canlıları, kuşların tür ve sayılarının giderek azalması bu alanlara az sayıda veya hiç gelmemeleri, ortamın bozulduğunun habercisidir. Sulak alanların su seviyesindeki düşüş, gölleri tehdit eden önemli çevresel baskılardandır. Su seviyesinin düşüşü; göllerin biyolojik çeşitliliği- ekolojisi yönünden önem arz eden göllerde canlı yaşamı için çok tehlikelidir ve bitki- hayvan topluluklarının yaşam alanlarının sürekliliğinde ve dağılımında belirleyici olmaktadır.

(TTKD Bilim Danışmanı Dr. EROL KESİCİ)