‘24 Temmuz Basın Bayramı’ dolayısıyla Burdur Belediye Başkanı Ercengiz, Burdur basını ile buluştu

Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, ‘24 Temmuz Basın Bayramı’ dolayısıyla Burdur’daki basın mensuplarıyla 27 Temmuz  2021 Salı sabahı bir araya geldi.

İstasyon Park’taki buluşmada konuşan Başkan Ercengiz, “Tasarruf tedbirlerinin bu kadar basit bir noktadan başlatılmamasını, daha üst düzey tedbirlerin daha genelde alınması gerektiğine inananlardanım. Eğer; tasarruf edilecekse, yani devlet tasarruf yapacaksa bence tasarruf edilebilecek daha birçok mevcut kalem vardır. Bu toplumsal dayanışmayı, toplumsal haber alma hakkını ya da toplumun sosyalitesini bir şekilde yerel yönetimler kanalıyla tasarruf adı altında engellemek toplumun zaten son bir buçuk yılda yaşadığı o yalnızlaşma travmasını körükleyecektir.”dedi.

Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel de; “Tasarruf tedbirleri, özü itibariyle Türkiye’de ekonomik sıkıntılar olduğunda kamu otoritesinin başvurduğu bir uygulama. Ama bu kez üzücü olan hepimizi gelecek açısından endişelendiren durum şu, ‘basın yayın giderleri’ adı altında ilk defa tasarruf tedbirlerinde gazetelerin aboneliği başta olmak üzere, kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin reklam vermesinin de yasaklandığı bir yol açıldı. Daha önceki tasarruf tedbirlerinde hiç böyle bir ifade olmazdı. Bu bir başlangıç. Eğer sizler bunu fark etmezseniz, sesimizi gerektiği şekilde yükseltmezsek bunun devamı çok daha başka şekillerde gelecek.” diye konuştu.

Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel ile Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz’in konuşmalarından bazı pasajlar şöyle;

BGC başkanı Tuncel: “24 Temmuz’u dertlerimizi, sorunlarımızı dile getirdiğimiz, kamuoyuna aktardığımız bir fırsat olarak görüyoruz”

“24 Temmuz hepimizin bildiği gibi; ‘Basın Bayramı’ ama tabiki aslında bayram adı kalıplaşmış bir isim. Ne kadar basın bayramı? ne denli Basın Bayramı? 113. yılında aslında bunları da sorguluyoruz. Bildiğiniz gibi; bu topraklarda hürriyet ve demokrasi umutlarının yeşerdiği 1908’de 2.Meşrutiyet’in kaldırılmasıyla birlikte sansar de son buldu.  O günün sansür memurlarının da işine de son verildiği söyleniyor. 2. Meşrutiyet ile birlikte gazetelere sansüre son verildiği için o günün şartlarında, bu uygulama gerçekten bir bayram sevinci yaşatmış. Lakin 113 yıllık gelişen süreçte 24 Temmuz’u bugün için bayramdan ziyade bizlerin, basın mensuplarının bir araya geldiği, buluştuğu, dertlerimizi, sorunlarımızı dile getirdiğimiz, kamuoyuna aktardığımız bir fırsat olarak görüyoruz. Belediye Başkanımıza da bugün bizi burada ağırladığı için bir kez daha teşekkür ediyorum.

“Basının en büyük problemi ekonomik sorunlar”

Peki; sansür günümüzde ne durumda? Belki eski haliyle, eski şekliyle bir sansür günümüzde elbette yok, ama şekil, biçim değiştirdiğini, yöntemlerinin değiştiğine de hepimiz tanık oluyoruz. Günümüzdeki sansürün en büyük adı; ekonomik yaptırımlar, ekonomik sıkıntılar. Biliyorsunuz basının en büyük problemi ekonomik sorunlar, ki bu sorunlarımızın giderek ağırlaştığını görüyoruz. Gelirlerimizin azaldığı, giderlerimizin ise sürekli yükseldiği bir ortamda 2 yıldır pandemi süreci ile birlikte yazılı basın başta olmak üzere iletişim mecraları en zor günlerini yaşıyor. Şimdi bu noktada ekonominin bu kadar olumsuz etkilediği bir ortamda Basın Bayramının eskisi gibi bir anlamı var mı? Bunu konuşuyoruz. Dikkat ederseniz gazeteci örgütlerinin açıklamalarında da bu artık bir bayram değil, dayanışma günü şeklinde açıklamaların da giderek çoğaldığını görüyoruz.  24 Temmuz’da o sıcak mesajlar, işte; bütün yöneticilerin açıklamaları, gördük. İfade hürriyetine, demokrasiye, çok sesliliğe vurgu yapılıyor, gazetecilere birçok övgü yapılıyor. Lakin; bu 24 Temmuz mesajlarıyla sınırlı kalıyor. Ama; biz istiyoruz ki, artık bu temennilerin, bu tespitlerin somut kazanımlara dönüşmesi. Madem gazeteciler haber alma görevini yerine getiriyorlar o zaman bu desteklerin sözde değil gerçeğe dönüşmesi. Burada bir öz eleştiriyi de kendimiz için yapıyoruz. Gazeteciler madem bu kadar halkın sesi, niye kendi sesini, sorunlarını güçlü bir şekilde duyuramıyor? Bu noktada geçtiğimiz günlerde BGC çok örnek bir kongreyi geride bıraktı. Orada da meslek büyüklerimiz güzel sözler sarf ettiler. Mesela orada en çok vurgulanan gazetecilerin neden bir olmadığı. Bu son tasarruf tedbirleri olmak üzere olumsuz uygulamalara karşı niye birlikte tepki vermediğimiz, birlikte hareket etmediğimiz. mevzusu, çok önemli.  Bence  burada hepimizin bunu düşünmesi gerekiyor.

“Bölündükçe, parçalandıkça gücümüzün azaldığını, sesimizi duyuramadığımızı da net bir şekilde görüyoruz”

Bu noktada gazeteci örgütlerini de sorguluyoruz. Gazeteci örgütleri Türkiye’de o kadar çoğaldı ki; ben adını saymakta zorlanıyorum. Ama bu çoğalma iyi mi? kötü mü? Şunu görüyoruz, ‘böl, parçala, yönet!’ Maalesef iktidarların yüz  yıllardır uyguladığı bilindik bir metod. Şimdi bölündükçe, parçalandıkça gücümüzün azaldığını, sesimizi duyuramadığımızı da net bir şekilde görüyoruz… Herkesin kendi medyası var. Herkesin kendi gazeteci örgütü var. Biz böyle olduğumuz takdirde sadece 24 Temmuz’larda, 10 Ocaklar’da bir araya geliriz, kahvaltı yapar, sonra dağılırız. O yüzden hepimizin bir kez daha iyi düşünmesi gerekiyor. Çünkü; bu şekilde gidersek bir 10 sene sonra , belki de Burdur Belediyesi 24 Temmuz etkinliği düzenlemeyecek. Çünkü; ortada gazeteci kalmayacak, basın mensubu kalmayacak. Çağın gereklerini yerine getirerek internet üzerinden çevrimiçi olarak etkinliği gerçekleştirecek. Başta Burdur Gazeteciler Cemiyeti olarak bize, hepimize büyük görevler düşüyor. Birlikte hareket etmezsek aynen Almanya’da yaşadık papazın durumuna düşeriz. Hitler ilk iktidara geldiğinde; papaz demiş ki; ‘Faşistler, Neo Naziler çok kötü değil.’ Daha sonra çevresinde baskılar,  tutuklamalar başlamış, başlamış, ‘yine kötü değil’ demiş. Daha sonra sendikacılar, sanatçılar  tutuklanmaya başlamış, daha sonra gazeteciler, halen papaz, iktidardan memnun olduğunu söylüyormuş. Ne zaman feryat etmeye başlamış, ta ki; kendi tutuklanıncaya kadar.”

Başkan Ercengiz: “Türkiye pandemi ile mücadele ettiği şu bir buçuk yıllık süreç içerisinde ekonomik anlamda çok zorlanan bir ülke olmaya başladı”

“ ‘Böl, parçala, yönet’ dedi başkanım. Evet; ‘böl, parçala, yok et’ mantığı global anlamda tüm dünyada aslında bir yönetim biçimi haline dönüştü.  Ben de bir meslek örgütünün başından gelen Belediye Başkanı olarak meslek örgütleri sorunlarıyla hep mücadele ederken en çok şikâyet ettiğimiz şey yönetici tarafında şuydu; meslek örgütü mensuplarının bireysel olarak başına bir iş gelmediği sürece kaygı taşımadığı, ne zaman ki yangın onun kapısından içeri girip duman tütmeye başladığında hatta ilk sitemi de; ‘nerede bu cemiyet, nerede bu dernek, nerede bu örgüt, nerede  bu birlik?’ cümlelerini kurduğunu çok iyi biliyorum. Bu genelde böyledir. Ama; en önemlisi şu ki, Türkiye son dönemde özellikle pandemi ile mücadele ettiği şu bir buçuk yıllık süreç içerisinde ekonomik anlamda da çok zorlanan bir ülke olmaya başladı. Ekonomik tedbirlerimiz her ne kadar yerelde, genelde tedbirler alınmaya çalışılsa da bu sürecin hem uzamış olması, hem de kaynakların yetersiz olmuş olması toplumda bir takım sabırsızlıkları da beraberinde getirmeye başladı. Geçtiğimiz 9 günlük bayram tatili bunun en somut göstergesi. Ben ömrümde bu kadar kalabalık bir turizm yurt içinde görmedim. Vatandaş bıkmış, bunalmış. Borçlanarak tatile gitmeyi göze almış. Toplum büyük bir travma yaşıyor. Bu travmaların üzerinden gelebilmenin yegane yöntemi toplumu bir arada tutmaktır. Toplumu ayrıştırmadan, toplumu bütünleştirerek, toplumun her kesiminin sorunlarını en azından toplumun sesini dinleyerek çözebilme çabasıdır. “İnternetin artık dünya genelinde çok iyi kullanılmasıyla birlikte maalesef, yazılı, geleneksel, görsel basın, güç kaybetmiş gibi gözüküyor!” Eskiden her köşe başında bir gazete bayii olurdu. Ben iyi bir okur olmaya gayret ettim ve gazete okumak çok büyük bir ayrıcalıktır bana göre… Çünkü; günümüz çağında şartlar çok değişti. Sabah okuduğunuz haber, öğleye eskimiş oluyor. İnternet medyacılığının veya internetin artık dünya genelinde çok iyi kullanılmasıyla birlikte maalesef, yazılı ve görsel basın güç kaybetmiş gibi gözüküyor. Halbuki bana göre öyle değil. Basını güçlü tutan dergileri, köşe yazılarını veya içerik tamamlayan birçok şey, araştırma yazısı, eğer doğru kurgulanabilirse bence gazetecilik yeni bir yol açabilir kendisine. Fakat; geldiğimiz noktada biraz once sayın başkanım işin ekonomik tarafıyla birtakım sıkıntılarla boğuşan bir meslek grubu haline gelmiş olmanın kaygılarını anlattı. Evet; şimdi bakıyoruz genel medya’ya, medya kabak gibi ortadan ikiye ayrıldı.  Bir olayı bir taraf güllük, gülistanlık, dikensiz gül bahçesi gibi gösterirken diğer taraf yangın yeriymiş gibi gösteriyor, aynı olayı. Halbuki gazetecilik ekonomik bir döngünün sonucu değildir. Gazetecilik bir patron işi değildir. Gazetecilik emeğin ortaya konulduğu, doğruların yazıldığı, kaleminin satılmadığı ve ne olursa olsun hep doğrunun söylendiği müstesna bir meslektir, kıymetlidir, özel’dir.  Yani bir doktor, hastasına sen çok iyisin diyebilir mi? Evre 4 kanser iken, diyemez. Bir gazeteci ne güne kadar Burdur Belediyesi’nin yaptığı her işi doğru söyleyebilir ya da iktidarın yaptıklarının hep doğru olduğunu söyleyebilir. Mutlaka eksikleri, hataları, yanlışları bir gazeteci sorumluluğuyla, toplum ödevi sorumluluğuyla mutlaka yerine getirmelidir. Bizler yöneticiler olarak hatta siyasi yöneticiler olarak basından zaman zaman memnun olmayabiliriz. Basından şikâyet edebiliriz. Çünkü; yaptığımız her işin doğru olma şansı yoktur. Doğruluktan kastım eksiklerinden ötürü doğru olmayabilir. Eksikleri olduğu için tam ta- mamlanmadığı için elbette sonuç yoktur. Bunu birileri yazdı diye biz onlara kızacak değiliz. Ama; burada ince bir ayrım var. Bunu da özellikle ifade etmek isterim ki, gazetecilik bir hesap görme mesleği de değildir. Taraf tutup, bir taraf olup kaybettiği zaman diğer tarafa kin kusmak, nefret etmek ve buradan da sabık yaratıp ömrünü bu işe adamak ta değildir.

“Doğruları öğrenme şansımız sadece ve sadece özgür basın aracılığıyla mümkün”

Gazetecilik; gerçekten çok özel bir meslek’tir. Ben bu anlamda sizleri bir kez daha kutlamak istiyorum. Çünkü; işin sadece ekonomik tarafından bakılmış olsa, herhalde Burdur’da bu mesleği sadece parası için yapacak bence kimse yoktur. Çünkü; çok büyük kazancı olan bir meslek değil Burdur şartlarında. Hele hele sizlerle konuşuyoruz, tartışıyoruz, ulusal medyayı takip ediyorum, son günlerde özellikle bayram’da tartışma programlarının her üçünden bir tanesi basının sorunlarıydı. Basının bu tasarruf tedbirlerinden nasıl etkilendiği, nasıl etkileneceği konuşuldu. Bir takım verileri, istatistikleri gördük. Şimdi daha düne kadar milyonlarca lira bir şekilde devletten katkı alan basının bir kısmı artık bu gelirlerin bir şekilde azalması neticesinde farklı bir yönteme gitmeye çalışmış. Bunlar duyduklarım, gördüklerim. Ama şu ki 113 yıldır biz doğruları öğrenme şansımız sadece ve sadece özgür basın aracılığıyla mümkün. Bunun korunması çok önemli. Bizim beşinci güç, dördüncü güç yani basını bir güç olarak görüyorsa, eğer dünya bir güç olarak görüyorsa bu gücün sizzler bence farkında olmalısınız. Örgütlü mücadelede, yani bugün önünüze konulanı kabullenmeniz demek, yarın başka bir şeyi daha beraberinde getirecek demektir. Bu anlamda da ben meslek örgütlerinin ayrışmasının belli ölçüde kabul edilebileceğini, yani şu anlamda bu bir fikir özgürlüğüdür. Herkes aynı şeyi düşünmek değildir. Ama bunu sadece siyaseten ve fikir özgürlüğü olarak değerlendirmek yerine bir meslek birliği olarak grup orada bütünleşmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Çünkü; kişiler kendinden sorumlu değil. Özellikle gazetecilik mesleği toplumsal bir ödevi yerine getirmektedir. Örneğin bu tasarruf tedbirleri çıkıp konuşulduğu zaman, yani vatandaşa bir mesaj olarak verildiği zaman vatandaşın parasının çarçur edildiği imajı, vatandaşın parasının çarçur edilmemesi için bu tedbirlerin alındığı söylemi topluma hoş gele- bilir. Ama; topluma yansımasına bakıldığı zaman yarın içinizden birer ikişer, üçer, beşer eksildiği zaman o hergün çıkardığınız ve keyifle benim hemen hemen tamamını okumaya çalıştığım renkli veya siyah-beyaz yerel gazetelerimizin kapanması demek beraberinde birçok ocağın doğalgazının kesilmesi demektir. Birçok eve ekmek gitmemesi demektir. Bu anlamda da ben bu tedbirlerin bence bu kadar basit bir noktadan başlatılmamasını, daha üst düzey tedbirlerin daha genelde alınması gerektiğine inananlardanım. Örnek mi; bugün ül- kenin ihtiyacı olan temel ihtiyaçlar dışında yatırımlar gözden geçirilebilir. Ülke yatırımları, devlet marifetiyle yaptığı zaman belki daha kazançlı çıkabilir. Bunları büyüklerimiz daha iyi bilir. Ama bir karşılaştırma yaptığımızda bunun karşılığı bu değil. Eğer; tasarruf edilecekse, yani devlet tasarruf yapacaksa, bence tasarruf edilebilecek daha birçok mevcut kalem vardır. Bu toplumsal dayanışmayı, toplumsal haber alma hakkını ya da toplumun sosyalitesini bir şekilde yerel yönetimler kanalıyla tasarruf adı altında engellemek toplumun zaten son bir buçuk yılda yaşadığı o yalnızlaşma travmasını körükleyecektir. Vatandaş o kontrolsüz mecrada, internet üzerinden her duyduğunu doğru sayacak. Çünkü; orada yazılanların hiçbir sorumluluğu yok. O kadar özgür bir alan ki, herkes herkese her şey hakkında yazı yazabilme hakkına sahip. Bunun karşılığında maalesef hak arayışı yıllara sari sonuçlanamayan, sonuçlandığında da iş işten geçmiş olan kişilerin hakkının gasp edildiği, haksızlığa uğradığı, itibarının zedelendiği durumların söz konusu olduğu sonuçlarla maalesef karşımızda.

“Yüzbinlerce kişinin doğrudan dolaylı evine ekmek götürdüğü bu sektörün de ayakta kalması gerektiğine inananlardanım”

Bu anlamda da, ben basının bir arada olmasının hak arayışının da sadece meslek örgütünün hakkının arayışının olması gerektiğini, siyasi düşünceleri, inançları bu anlamda bir kenara bırakın. Sonuçta yüzbinlerce kişinin doğrudan dolaylı evine ekmek götürdüğü bu sektörün de ayakta kalması gerektiğine inananlardanım. Bayramınızı bir kez daha kutluyorum. ‘Bayram değil dayanışmaya döndü’ dedi başkanım. Adı her ne olursa ol- sun dayanışma da güzel bir kelime. Sadece bayram değil. Ben tebrik ediyorum. Elimden geldiğince de ben bunu sadece maddi kaynak olarak düşünmeyin, manevi destek olarak ta her zaman doğrunun ve haklının yanında bugüne kadar olduğumuz gibi bundan sonra da olacağımızı ifade etmek isterim.”

Başkan Ercengiz’den otobüs müjdesi

Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, toplantı sonrasında Burdur’daki vatandaşlara İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hibe edilen 5 tane körüklü otobüsün müjdesini de verdi.

Konuşmaların ardından soru-cevap ve sohbetin ardından toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle Burdur Belediyesi’nin basın etkinliği sona erdi.

Muhammet Fatih Başcı