Yaşı müsait olanların çok iyi, pardon, çok kötü hatırlayacakları gibi,  28 Şubat 1997 tarihinde yapılan sinsi, kaypak ve kalleş Posmodern Askerî Darbesi, hiyerarşi tanımayan, sivil otoriteyi hiçe sayan, aşağılayan askerlerin; halkın özgür iradesiyle işbaşına getirdiği Hükümeti ve TBMM’yi doğrudan değil de, dolaylı yollardan, yani yandaşları durumunda olan medya patronlarını ve onların basın yayın organlarını, genel yayın yönetmenlerini, editörlerini, muhabirlerini, köşe(li) yazarlarını ve sairlerini, artı güçlü kudretli ve şakşakçı iş insanlarını, holding sahiplerini, apoletsiz paşalarını, sözde sivil toplum örgütlerini –STÖ- ((ve bilhassa dönemin “5’li çetesini”!)) kullanarak başlamış ve bu sözde ilerici ya da çağdaş darbeciler Ülkemizi madden de, mânen de yılların gerisine götürmüşlerdi!

Ve 28 Şubatçılar önce etkisizleştirdikleri, sonra da yetkisizleştirdikleri ve yönetimden uzaklaştırdıkları dönemin Hükümetinin hemen ardından Türkiye de ne kadar millî ve dînî kurum, kuruluş, etkinlik, maddî mânevî dinamik ve dindar kişi varsa tamamına el attıkları ve bazılarını dinamitledikleri gibi, bin 400 küsur yıldır yerelden okunan ezanları tek merkezden ve bir müezzin tarafından okunur hâle getirmişlerdi! Oysa şahadetleri dînin temeli olan ezan(lar!) namaza davet olduğu gibi, aynı zaman da bir dua idi! Ve bir kişinin dua etmesiyle birden fazla kişinin, meselâ 50-100 kişinin dua etmesi arasında dağlar kadar fark vardı veya olabilirdi! Ama onların derdi ezanı merkezîleştirerek dîni kısırlaştırmak, dolayısıyla da dindarları camilere sıkıştırmak, hattâ hapsetmekti! Ve öyle de yaptılar…    

Ve Merkezî ezan sisteminin Burdur’daki önder bürokratı da (..), mûcit teknisyeni de (..) 28 Şubatçılar ve dönemin Batı Çalışma Grubu (BÇG) tarafından ‘örnek idareciler’ olarak taltif ve takdim edilmişlerdi! Ancak istikballeri hiç de parlak olmamıştı..!

       Her neyse benim bu günkü esas konum 28 Şubatçıların Cennet misâli Ülkemiz de yaptıkları genel tahribatları değil, asil ve necip milletimizde oluşturdukları travmalardan, mükemmel Dinimiz de ve diyânetimiz de ve dindar halkımızın kalbinde gönlünde açtıkları yaralardan biri olan ‘yerel ezan sistemini’ Merkezî sisteme dönüştürmeleri olacak!

MEMRKEZÎ EZAN SİSTEMİ DÎNÎ OLMADIĞI GİBİ MİLLÎ YA DA YEREL BİR SİSTEM DE DEĞİLDİR!!

        Okurlarımdan bazıları, yerel sistem ile okunan ezanların hem zamanında hem de iyi-güzel okunmadığından yakınarak Merkezî Ezan Sistemine sahip çıkabilirler. Ancak ben o  sevgili okurlarıma ezan-ı Muhammedî’nin mucidi ve 5 vakit okuyucusu olan Bilâl-i Habeşi Hazretlerinin (r.a) makamsız, düz veya sade bir şekilde okuduğu gerekçesiyle O’nun ezanına da karşı çıkanların olduğunu, ancak Mübareğin kendi mescidinde ezan okumaya devam ettiğini ve diğer mescid ya da cami görevlilerinin de kendi ezanlarını kendilerin okuduğunu hatırlatmak, yani Ashabın daha güzel sesli sedâlı müezzin aramaya çalışmadığını hatırlatmak isterim. Kaldı ki, ihlâslı bir şekilde okunan her ezan iyidir, güzeldir ve dinlenmesi gerekir…

YEREL EZAN SİSTEMİNE ENÇOK ‘NAMAZ DA GÖZÜ OLMAYAN’ İNSANLAR KARŞI ÇIKIYOR

        Ben şahsen, Müslümanlar, hemen her gün ve her köşe başında yapılan sünnet ve düğün merasimleri ile birlikte arada bir yapılan asker uğurlama ve karşılama eğlenceleri, gazino ve benzer mekânlarda ve gece yarılarına kadar çalınan yüksek volûmlu çalgılar ve yapılan fütursuz ve destursuz eğlencelerden, ayrıca motorlu araçların korna veya klâksonlarından ve bilhassa motosikletlerin egzozlarından ve otoların düdük seslerinden çok rahatsız olsalar bile seslerini çıkarmazlarken; bazılarının günde 5 vakit okunan ve 3-4 dakika kadar süren ezanlardan rahatsız olmalarını ve bazı cami cemaatinin veya inananların da bu eleştirilere katılmalarını bir türlü anlayamıyorum-anlam veremiyorum…

      Uzun lâfın kısası, meselenin hûlâsâsı; 1400 kusur yıl yerelden okunan, yani her cami görevlisinin kendi ezanını kendisi tarafından ve asırlarca okunan ve kimse tarafından karşı çıkılmayan ve, ve, ve tam bir 28 Şubat ürünü, klâsiği olan, sünnete de uymayan ve yaklaşık 20 küsur yıldır devam eden Merkezî Ezan Sistemi’nin yerel sisteme dönüştürülmesinin; haklı ya da haksız eleştirilenin önüne geçilebilmesi için de din görevlilerinden bazılarının ezan kursuna alınmalarını diliyor, herkese ‘yerel’ saygılar sunuyorum.

 DÜNYA DA EN SAĞIR EDİCİ SES, ACI ÇEKEN BİR MAZLUMUN SUSKUNLUĞUDUR

Hz. Ali (r.a)

BU EZAN(LAR!), KÎ ŞAHADETLERİ DÎNİN TEMELİ EBEDÎ, YURDUMUN ÜSTÜNDE BENİM İNLEMELİ…

Mehmed Akif Ersoy

FIRTINALARA YÖN VEREN KELEBEKLERİN KANAT ÇIRPIŞLARIDIR

Prof. Dr. Necmeddin Erbakan