GündemManşetSağlıkEylül’de “ikinci dalga” endişesi, giderek artıyor!

2 ay ago

Tüm dünyayı  ve ülkemizi etkisi altına alan, 2020 yılı ilkbahar aylarını adeta kabus altına alan, yeni tip koronavirüs (KOVİD-19) vakalarının, son günlerde yine artış eğilimi göstermesi, “ikinci dalga” beklentisi ve endişelerini giderek artırıyor!

Türkiye’de alınan etkili önlemlerin 1 Haziran 2020 tarihinden itibaren yerini “normalleşme sürecine” bırakmasıyla birlikte, ikinci dalga kaygısı, en çok dile getirilen konu başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Kurban Bayramı sonrası korona tehdidine yönelik bilim insanlarının açıklamaları medyada yer bulmaya devam ediyor. Sürece yönelik eleştirilerini sıralayan isimlerden biri de; Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık.

Saltık, Türkiye’nin koronavirüs mücadelesinde başarısız olduğunu söylerken, ‘Eylül’de patlama olacak’ iddiasında bulundu.  Prof. Dr. Saltık, “Siyasal iktidar halkla gerçekleri paylaşmıyor. Bu durum güven bunalımı yaratıyor. Olasıdır ki Eylül sonlarına doğru kaçındığımız, ötelediğimiz 14 günlük ‘tam kapatma’ya zorunlu kalacağız…” uyarısında bulundu.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, Türkiye’nin salgınla mücadelede başarısız olduğunu ve verilerin gizlendiğini savundu. Prof. Dr. Saltık, koronavirüs savaşımında Türkiye’nin toplam olgu sayısında dünyada 17. sırada olduğunu anımsattı.

Test sayılarının yetersizliğine dikkat çeken Saltık, “Örneğin Rusya 198 bin, İngiltere 246 bin test yapmış her 1 milyon nüfus için. Ölüm sayıları olarak bakıldığında ise Türkiye’nin 5 bin 748’e ulaştığını görüyoruz. Açıklanan rakamların Türkiye gerçeğini hiç yansıtmadığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Çok değişik verilerle, kanıtlarla ortaya kondu bu. Örneğin Erzurum Valiliği günlük 200, Malatya Valiliği ise günlük 100’ün altına inmeyen olgu sayılarını açıkladı. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın verilerine baktığımızda, Erzurum ve Malatya’yı içine alan, her biri 6-7 ili içeren 2 ayrı bölge için 45 dolayında olgu bildirildiğini gördük. Bu durum güven bunalımı yaratıyor” dedi.

‘ELİMİZ, KOLUMUZ BAĞLI’

Prof. Dr. Saltık, şöyle devam etti: “İktidar, ekonomiyi durdurmak istemiyor. Dolayısıyla salgın da durmuyor. Avrupa ülkeleri ilk dalgada neredeyse yüzde 95’e varan oranda ekonomilerini durdurdular, özellikle İtalya. Salgını ancak öyle denetleyebildiler. ABD, yüzde 50 gibi ekonomisini durdurdu ve halen salgın hızla sürüyor. İktidar, 14 günlük tam kapatmanın ekonomik maliyetinin çok yüksek olduğunu düşündü. Salgının tepe yaptığı nisan ayı ortalarında 14 günlük tam kapatmayı ısrarla önerdik. O zaman bu uygulamanın günlük maliyeti yaklaşık 3.2 milyar dolar idi. Yaklaşık 50 milyar dolar gibi bir kaynak gerektiriyordu. Ne yazık ki 18 yıldır korkunç kötü yönetilen Türkiye ekonomisi salgınla mücadelede elimizi kolumuzu bağlıyor. Türkiye’nin salgınla ilgili açık başarısızlığındaki temel neden ekonomik yetersizlikleridir. 2-3 günlük piknik ya da bayram karantinaları denebilecek alaturka yöntemlerle iktidar bu mücadeleyi götürmeye çalıştı, olmadı… Korkarım ki, eylül ortalarında ya da sonlarına doğru okullar da açılırsa, ayrıca 11 Mayıs’tan bu yana AVM’leri açarak geldiğimiz ölçüsüz açılım – saçılım politikaları, Kurban Bayramı ve tatil yerlerinin açılması olgu sayılarında bir patlamayla yansıyacak. Belki eylül sonlarına doğru kaçındığımız, ötelediğimiz 14 günlük kapatmaya zorunlu kalacağız. Kaçındığımız 50 milyar dolara yakın harcamayı da fazlasıyla yapmış olduk. Salgın ülkemizde 5. ayını bitiriyor. Maliyeti korkunç boyutlara ulaştı. Olgu ve ölüm sayılarını da en az 2-3 ile çarpmak gerekiyor.”

‘BİLİM KURULU SESİNİ YÜKSELTMELİ’

PCR testlerinin duyarlığının yüzde 40’larda olduğunu anımsatan Saltık, “Bu test için yerli dendi ve yandaş firmadan alındı. Korkunç bir fiyasko bu” dedi.

Saltık, sözlerine şöyle devam etti: “Salgınla ilgili verileri demokratik saydam elde edemiyoruz, bu durum salgınla mücadeleyi tıkıyor. Konuşanlara soruşturma açılıyor, Bursa’da Prof. Kayıhan Pala’ya yapıldığı gibi. İktidar bilim insanlarını dinlemeli. İktidar gibi düşünmek, davranmak zorunda değiliz. Bilimsel danışma kurulunun durumu içler acısı hale geldi. İnsan yaşamının korunması bürokrasiye ve siyasetin yoz tercihlerine bırakılmamalı, bırakılırsa facia olur. Bilim Kurulu bu tabloyu seyredemez. ‘Danışma kuruluyuz, iktidar ne derse yapar’ diyemezler. Bu meslektaşlarımızın seslerini yükseltme zamanı geldi.”

Kodlama : SadeMedia Interactive