SAGALASSOS DA; ORMANSIZLAŞMA, SULAR KURUDU, İKLİM DEĞİŞTİ; TARIM DA YAŞAM DA BİTTİ… SAGALASSOS’DA DA,

ORTA ASYA’DAN DA GÖÇ’ÜN EN ÖNEMLİ NEDENLERİ KURAKLIK!

Sagalassos; yerleşim alanı seçilmesinde bölgenin SU KAYNAĞI EN ÖNEMLİ ETKEN.

Uzun yılların bağımsız yaşamış insanlar. Avrupa da bulunmayan, halen insanın içtikçe içesi gelen, dönüp dönüp tekrar içtikleri, içimi hoş, rahatsızlık vermeyen Antoninler Çeşmesi’nin suyu hâlâ “temiz” ve içilebilir özellikte.

Dünyanın en güzel suyu, ağaçların kesilip tarım alanına dönüştürülmesi (aynı ilkellik şimdi de var!) su’yun aşırı kullanımı, iklim değişikliğiyle tarımın bitişi, GÖÇ…!

Yaşam, 9.Ulusal Limnoloji( iç sular) Sempozyumuna ve bugüne uygun geçmişi milattan önce 3 bin yılına kadar uzanan ve 2009’da UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren Sagalassos, ziyaretçilerini beş bin yıllık sokaklarında tarihi yolculuğu…

Her devirde İnsan…insan… Ders alınmıyor… Üzücü…! Ya şimdiki yaşanan “insanın felaketleri!” Kahredici!

Torosların Eteklerinde Saklanan Bir Mücevher: Sagalassos Antik Kenti- BURDUR Hidrobiyolog-Dr.Erol KESİCİ

Sagalassos, Antalya’ya 110, Isparta’ya 41 km uzaklıkta, Burdur’un Ağlasun ilçesine 7 km. Bölgede, Sagalassos antik kenti kurulmadan çok önceleri insan hayatına dair izler MÖ 10000’e kadar uzanır. Burada bilinen en eski yerleşik düzen MÖ 6500’e aittir ve aynı dönem içerisinde seramik eşya üretimi de başlamış bulunur. Ağlasun Vadisi’nin ilk tarım yerleşimi MÖ 4000’den hemen önceye tarihlenir. Sagalassos ismi büyük olasılık ile Luwice kökene sahiptir. Anadolu kolonilerinden eşyaların bölgeye ithal edilip kullanılmış olduğuna dair izler vardır. MÖ 1200’den kısa süre sonra Tunç Çağı’nın büyük imparatorlukları, tarihten silinir ve bunların yerini Frigler, Lidyalılar ve son olarak Persler alır. Bölge sırası ile Phryg (MÖ 9. yüzyıl sonları), Lydia (MÖ 6. yüzyıl), ve Pers (MÖ 546) egemenliğine girmiş Arrianos, MÖ 333 yılında Büyük İskender’in yaptığı Anadolu Seferi’ni anlatılır. Yaklaşık 600 yıl korudukları düzenleri Büyük İskender’in gelişi ile son bulmuş”.

TÜRKLERİN BÖLGEYE GELMESİYLE, SAGALASSOS “AGALASSU; AĞLASUN” OLMUŞ!

“Sagalassos ve Ağlasun” aynı kentin iki farklı söylenişi Kentin piskoposunun “Agalassu Piskoposu” olarak adlandırıldığı, 11. yüzyılın başlarındaki bir kayıttan anlaşıldığına göre, buraya Sagalassos yerine Agalassu denmeye başlanmış. 13. yüzyılda Selçukluların bölgeyi ele geçirmesiyle antik kentin kalıntıları üzerinde ve çevresindeki küçük köylerde yaşayanlar, 7 km. aşağıda bugünkü ovada kurulan Ağlasun’a yerleştirilmiş.

“KENTİN % 60’ı, yerli zenginler tarafından yaptırıldı”

“Sagalassos’un zengin ailelerinin kent için çok para harcadıklarını” anlatıyor Waelkens. Kent’teki bütün binalar yaklaşık yüzde altmış özel kaynaklarla yapılmış. Roma, bazı ailelere vatandaşlık hakkı vermiş. Bir kuşak sonra bazı Sagalassoslular, Roma meclisi’nde politika yapmışlar ve pek çok yapı inşa etmişler. MÖ. 1. yüzyılda ise genellikle bu binaların hepsi imparatora ithaf edilmeye baş- lanmış. Böylece imparatora dostluklarını gösterdiklerini düşünüyorlarmış. Ancak milatla birlikte sistem değişmeye başlamış. Bu dönem, Roma’nın ikinci önemli imparatoru olan Hadrianus’la başlıyor.

600 YIL BOYUNCA ÖZGÜR YAŞAMAK!

Bir devlet kurmadan 600 yıl boyunca özgür yaşadılar, Luwi halklarından biri olan Pisidialılar, kuzeyde Frigya, güneyde Likya ve Pamfilya arasında kalan dağlık bölgeye yerleşerek uzun yıllar bağımsız bir halk olarak yaşadılar. Yaklaşık 600 yıl korudukları düzenleri Büyük İskender’in gelişi ile son bulmuş.

‘İmparatorlar Şehri Sagalassos’, Roma mimarisinin en güzel örneklerini barındırıyor. Sagalassos, dünyanın en yüksek rakımlı, 9.000 kişilik tiyatrosu ve kendine has kaya mezarlarıyla bilinir. Sagalassos’ta bulunan ve Traian dönemine, tarihlenen Ares, Herkül, Hermes, Zeus Athena ve Poseidon büstleri Antik Dönem heykeltıraşlığının önemli örneklerinden sayılıyor. Ayrıca, içinde pek çok havuz bulunan Roma hamamının da iki katı korunmuş şekilde günümüze kadar ulaşmıştır. Antik kent turist ziyaretine açılmıştır, bölgedeki kazılar ise sürmektedir. Konutun resmi olan kısmı, bir iç avlu (atrium) etrafında düzenlenmiştir. Avlunun bir çeşmesi ve ortasında bir havuzu (impluvium) vardır. Bu havuz, çatıdan gelen yağmur sularının yanı sıra sürekli taze suyla da beslenmiştir. Konutun kendine ait bir su sistemi bulunur.

SAGALASSOS’UN ANITSAL YERİ; İskender Tepesi

Kanlı savaşa sahne olan ‘İskender Tepesi’ aynı zamanda nekropol olarak kullanılmış. “İmparatorlar Şehri” Sagalassos, Roma mimarisinin en güzel örneklerini barındırıyor. Alabildiğine zengin bu coğrafyadaki doğal kayalar, MÖ. 1 ve MS. 3. yüzyıl arasında kentin yakınında bulunan muhtelif taş ocaklarından günümüzde hâlâ meşhur olan bölgeye özgü bej renkli kireç taşları kentin tüm kuzey sırtları boyunca dağ eteklerinden çıkarılır. Zaten var olan güçlü ekonomik girdilerinin yanına inanç turizminin eklenmesi sa- yesinde 3. yüzyıla kadar kent ihtişamlı yapılarla donatılır.

YAŞAMIN SÜREKLİLİĞİNE KARAR VEREN SU! SAGALASSOS’UN EN ZARİF YAPISI; ANTONİNLER ÇEŞMESİ

“Kentin aristokrat zenginleri parasal güçlerini diğer antik kentlerden farklı olarak Sagalassos’ta daha çok anıtsal çeşme yaptırarak gösterir. Restore edilerek 2010’da tekrar ayağa kaldırılan Anto- ninler Çeşmesi, o günlerde kentin ne kadar görkemli olduğuna dair ipucu vermesi bakımından çok önemli. MS. 161-180 yılları arasında Roma İmparatoru Marcus Aurelius zamanında yapılan ve Roma İmparatorluğu’nun prestij göstergesi olarak inşa edilen çeşme yedi farklı renkteki taşları ile dikkat çekiyor. Şelaleli bir çeşme olan Antoninler Çeşmesi’nde ışık oyunlarına imkan veren Afyon mermeri kullanılmış. 28 metre uzunluğunda 9 metre yüksekliğindeki yapının tümünde tanrı Dionysos’a ithaf edilmiş semboller yer alıyor”.

YAŞAMI ŞEKİLLEŞTİREN SU ve SU’YUN RUHU!

“Anıtsal çeşmelerin ihtişamı su’yun ruhunu coşturuyor Prof. Waelkens, MS. ikinci yüzyılda Sagalassos’da yeni bir çeşme tipi görüldüğünü söylüyor. Antoninler Çeşmesi gibi, “Nympheum” (anıtsal çeşme) adı verilen bu yeni çeşmelerin önünde büyük bir havuz bulunuyor. Sütunların ortasında heykeller ve nişler yapılıyor. Nişlerin içinde ise bu çeşmeleri yaptıran kişiler ve ailelerinin, imparator ve tanrılar ile yan yana heykelleri konuluyor. Waelkens, bunun anlamının çok büyük bir atfetme olduğunu söylüyor”.

“BURADAKİ SU AVRUPADA YOK”

Zengin bezeme ve süsleme yapısına sahip çeşmenin yapımında yedi farklı renkte taş kullanılmıştır. Yapı tek katlı olup 28 metre uzunluğa ve 9 metre yüksekliğe sahiptir. Çeşme, bölgenin jeolojisi, kil yatakları üzerinde geçirgen kireçtaşı yüzey katmanlarından oluştuğundan, kayaların arasından sızan yağmur ve kar sularının lezzeti de bambaşka. Sagalassos’da imparatorluk döneminde dört tane anıtsal çeşme inşa edilmiş. Waelkens ve ekibi, 2007’de bu çeşmelerden birini yeniden hayata döndürdüler. Üstelik çeşmenin antik dönemde kullandığı su kaynağını da bularak aynı şekilde bugün de akmasını sağladılar. Üç bine yakın taşın birleştirilerek 400 yapı bloku halinde yeniden restore edilen Antoninler Çeşmesi, Yukarı Agora bölümünde binlerce yıldır akmaya devam eden su’yla tarihe tanıklık ediyor. Waelkens’in, “çok temiz ve çok soğuk” dediği bu su’yun analizini yaptırmak üzere Belçika’ya götürdüklerini ve analiz sonucunda Avrupa’da hatta İsviçre’de bile bu kalitede bir su’yun bulunmadığını anladıklarını söylüyor. “Belki de Türkiye’nin en iyi kaynak suyu” diyor.
SU, YAŞAM KADAR ŞEHRİN MİMA- RİSİNİ DE ŞEKİLLENDİRMEKTE!

Hellenistik Çeşme

Çeşme, İmparator Augustus Döneminden hemen önce (MÖ 50-25) inşa edilmiştir. Ufak bir avlu etrafında, su haznesinin ön duvarı ve bunun üzerinde yükselen Dor düzenindeki sütunlar, avlunun üç kenarını çevreler ve taşıdığı çatı ile su haznesinin üstünü örter şekilde inşa edilmiştir. Bu mimarisi sayesinde su; güneş ve kir gibi faktörlerden korunur. Kazılar esnasında kısmen yıkılmış durumda ortaya çıktıktan sonra, 1997 yılında restorasyonu tamamlanarak yeniden ayağa kaldırılmıştır. Kazılar esnasında kendi su kaynağının da bulunmasıyla, bu çeşmeye yeniden su bağlanmıştır. Çeşme, yapılan çalışmalar sonucunda günümüz de işlevini sürdürmektedir.

Çeşmenin yapımı Sagalassos’un genişleme dönemine denk gelir. Nüfusun arttığı o dönemde Hellenistik kent merkezi insanlara yetmez. Çeşme, kentin doğuya doğru genişleyen yeni mahallesi için yapılır. İleri dönemlerde doğu mahallede ağırlıkla zenginler ikamet eder. Mahalle, suyunu bu çeşmeden alırken bir çok evin bu çeşmeyle doğrudan su bağlantısının olduğu savunulur.”

“Yüzyıl içerisindeki dönemde (MÖ 50-MS 50) Sagalassos kent yerleşiminin üç kat büyüdüğü saptanır. Aynı dönem içerisinde kente yeraltı su şebekesi döşenir ki bu, antik dönem altyapı su sistemi için erken bir tarihtir. Bu sistem yapım ve onarımlar sayesinde MS 500 yılına kadar işlevini korumuştur. Ancak MS 500 civarında meydana gelen depremden sonra devre dışı kalmıştır.

Her şeyin başı sonu su! ÇOK UZAKLARDAN GÖRÜLEBİLEN ANIT; HEROON

Ayağa kaldırılan bir diğer anıtsal yapı olan Heroon, yani onurlu bir kahramana ait anıt mezar, kentin dikkat çeken yapıları arasında yer alıyor. Çok uzaklardan görülebilsin diye 15 metre yükseklikte yapılmış, anıtın çevresi insan boyutunda dans eden kız figürleriyle çevrelenmiş. Sagalassos, küçük Asya’da belki de terk edildiği günden günümüze kadar en iyi korunagelmiş antik yerleşimlerden biri- dir. Sagalassos, 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmıştır. Kazılarda ortaya çıkan 5.5 metre civarında boyu olabileceği tahmin edilen İmparator Marcus Aurelius ve İmparator Hadrian’a ait heykeller ile çıkarılan diğer eserler Burdur Müzesi’nde sergilenmektedir.

DÜNYANIN EN YÜKSEK RAKIMLI ANTİK TİYATROSU

“Bu dönemde kült merkezine yakışır büyüklükte bir tiyatro inşa edilir. Kent nüfusu 4 bin civarında olmasına karşın dünyanın en yüksek rakımlı antik tiyatrosu olarak bilinen Sagalassos Tiyatrosu, 9 bin kişiyi alacak kapasitede yapılır. Kült merkezi olan Sagalassos’ta yılın belli günlerinde dinsel törenler ve festivaller yapılırken, bölge halkları bunlara katılmak için kente gelir. Söz konusu etkinliklerin yapıldığı tiyatro bu nedenle kentin ihtiyaç duyduğundan daha büyük inşa edilmiştir.

YENİLİKÇİ İNSANLAR, FAKAT;

Sadece zenginlerin politika yapmasıyla birlikte demokrasi bitti.

Teknolojiyi, mimariyi, cam ve seramiği geliştiren yenilikçi insanlar. Her zaman ye- niliği, teknolojiyi, mimariyi, cam ve seramik endüstrisini ilk burada yapmışlar. MÖ. 25’den MS. 14’e kadar üç kat büyümüştür kent. Çok büyük bir ket olduğunda da hemen mimari gelişme başladı. Roma Cumhuriyeti dönemindeki meclis binası 220 kişi için inşa edilmişti. Bu yapının demokrasi için sembolik bir fonksiyonu vardı. Bütün yapılar aynı oryantasyonla yapılmıştı. Ama, çok çabuk kötü bir sisteme doğru gitti. Çünkü; o dönemde vergiler, kiralar çok yüksek tutulmuş. Herkesin ödeyebileceği bir oranda değildi. Bu yüzden halkın birçoğu kentin dışına gitmiş. O zaman bir kişi, eğer belediye başkanı ya da bir yönetici olmak isterse çok zengin olması gerekiyordu.

Çünkü unvanların parayla alınabildiği bir döneme gelindi. Sadece zenginlerin politika yapmasıyla birlikte demokrasi bitti.

SAGALASSOS’UN TEMEL EKONOMİSİ, ZENGİNLİĞİ; SU’YA BAĞLI TARIM

Roma döneminde bu bölgeye; top- lamda 50 bin kişilik koloni gönderilmiş 300 yıl savaşmadan, barış içinde yaşandığı Pax Roma döneminde, iklim de bir iki derece yumuşama göstermiş ve Roma imparatoru Augustus, bu bölgede altı tane koloni kurmuş. Roma ve Güney Fransa’dan yaklaşık 50 bin kişi bereketli topraklara sahip olan bu bölgeye yerleştirilmiş. En büyük koloni, bugünkü adı Yalvaç olan Antiocia idi. İmparator Augustus, Sagalassos için yol yaptırıyor. Bu dönemde imparator, Yalvaç’tan Perge’ye kadar uzanan ve “Sabesta” adı verilen çok büyük bir yol yaptırdı. İmparator Tiberius’tan gelen bir mektupta anlatıldığına göre, Sagalassos’un denize ulaşımı bu yolla sağlanıyordu. Önceleri sadece bölge için üretilen seramikler, giderek bütün Doğu Akdeniz’e ulaşmaya başladı. Temel ekonomisi tarıma dayanan Sagalassos, ürettiklerinin ticaretini yapmasıyla çok büyük bir zenginliğe kavuştu. Öyle ki, bazı zenginler bu bölgedeki ovalarda büyük çiftlikler yaptırıp buralarda yaşadılar. Bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkartılan çok büyük mezarlar bunun göstergesi.
SU ve ORMAN, FELAKETLERİN KALKANI OLURKEN; SAĞLADIĞI TİCARETLE KENTİN KÜLTÜR ZENGİNLİĞİNİ GELİŞTİRMEKTE

Sagalassos, çağının ihtişamlı kentleri arasında yerini almak için giderek zengin- leşiyordu. Çevredeki sedir, meşe ve çam ormanlarından elde edilen keresteler Kestros (Aksu) ırmağından Akdeniz’e ulaştırılıyordu. Özellikle Mısır’a bu bölgeden kereste ihracatı yapılıyordu.

Çünkü; Mısır’da gemi yapımı için ihtiyaç olan ağaçlar yoktu. Aynı zamanda Mısır’dan Sagalassos’a başka mallar geliyordu. Bugün bile örneği olmayan karşılıklı bir ticaret ve kültür alışverişi sürüyordu.

Waelkens’in anlattığına göre; Mısır tanrıları, o dönemde Sagalassos’da çok popüler olmuşlar. Kentin hamamında yaptıkları kazılarda Mısır’dan gelen kabartmalar bulduklarını söylüyor. Ayrıca kazılarda ilk kez bulunan bir balık kemiğinde yapılan DNA analizleri sonucu Nil’de yaşayan türlerden olduğu, yedi yüz yıl boyunca Mısır’dan Sagalassos’a dört çeşit kurutulmuş balık getirildiği anlaşılmış. MS II. yüzyılın sonuna kadar çok zengin bir kent olarak varlığını sürdüren Sagalassos, MS III. yüzyılda küçük bir kriz yaşasa da bundan fazla etkilenmez. Ancak IV. yüzyılın ikinci yarı- sında başlayan ve 525’e kadar süren büyük kriz kenti olumsuz etkiler. Bu dönemden sonra kullanılmayan tapınaklar Hıristiyanlar tarafından kiliseye dönüştürülür. 500’de büyük bir deprem yaşayan kent, o döneme kadar zenginliğini sürdürür. Büyük bir estetik anlayışı ile yeni binalar inşa edilir, sokaklarda tamiratlar, restorasyonlar yapılır. Ancak V. yüzyılın ortalarında bu çalışmaların dışında başka bir şehir ortaya çıkmaya başlar.”

TARIM KÖYÜ’NÜN GELİŞMESİNE VEBA ENGELİ; TARIM İŞCİLERİ ÖLÜNCE, İŞ BAŞA DÜŞMEKTE;

Waelkens, o dönemi şöyle anlatıyor:

“Şehir giderek büyük bir tarım köyüne dönüşüyor. Bu değişikliğin nedeni, 541 ve 42 yıllarında Mısır’dan gelen veba salgını. Eski kaynaklar ve son araştırmalara göre o zaman bütün Anadolu’da nüfusun yüzde 32’si ölmüş. Çok zengin aileler yok olmuş. Tarım işçileri ölünce zengin çiftlik sahipleri, kendileri tarım yapmaya başlamış. DEPREMLER ve VEBA SAGALAS- SOS’UN SONUNU HAZIRLIYOR

Veba’dan sonra görüyoruz ki; kent içinde bile tarım yapılıyor. 602-620 yılları arasında merkezi Sagalassos olan büyük bir deprem daha oluyor. Bu konuda çok araştırma yaptık. Sagalassos’un içinde bir fay hattı bulunuyor. Depremin merkez üssü burası. Bu çok korkunç bir depremmiş.
O zaman nüfusun büyük çoğunluğu ölmüş”.
SULAR KURUDU, İKLİM DEĞİŞTİ; TARIM DA, YAŞAM DA BİTTİ!

İklim değişikliğiyle, tarımın bitişi

Sagalassoslu’lar, o dönem daha fazla tarım yapabilmek için ormanlardaki ağaç- ları kestiler. Ama yerine yeni ağaçlar dik- tiler. Sadece 650’de iklim tekrar değişmiş, daha soğuk ve daha kuru olmuş, şiddetli bir kuraklık başlamış. O zaman bölgede tarım bitti. VII. yüzyılda kentin etrafında çok sayıda küçük köy oluşmuş. Tarım’dan hayvancılığa geçen bu köylerdeki yerleşim, Selçuklular dönemine kadar devam ediyor. Daha sonra aşağıya, bugünkü Ağlasun’un bulunduğu yere taşındı kent.

Ve; Sagalassos bitti…