GündemManşetSağlıkENGELLERİ BİRLİKTE AŞALIM

3 gün ago

İnsan odaklı yayıncılık anlayışını geliştirmeyi, insan hikâyeleri üzerinden insanlara dokunmayı, okurlara ulaşmayı hedefleyen Yeni Gün, özel bir günde özel bir sayı ile karşınızda…

Evet; bugün 3 Aralık. Takvim yapraklarının 3 Aralık’ı işaret ettiği gün, engelli insanların, özel çocukların sorunlarını dile getirmek, çözümleri de konuşmak için büyük bir fırsat.

Zaten; bu tür günlerin, hafta kutlamalarının en önemli amacı kamuoyunda dikkat çekmek, farkındalık oluşturmak…

İşte; bu özel günler içerisinde belki de en çok üzerinde durulması gereken, sadece bugün değil, engellileri, dezavantajlı grupları hep hatırlamamız gereken bir gündeyiz, “3 Aralık Uluslararası Engelliler Günü”

Aslında; bugün, 3 Aralık etkinlikleri, bir güne değil her güne yayılması lazım olan çok özel bir konu.

Yeni Gün, farkındalık oluşturmak, engellilerin, engelli ailelerinin yaşadıkları sıkıntıları dile getirmek için özel bir sayı ile karşınızda. Renkli, dört baskı sayfaların da yer aldığı, bugünkü gazetemizin orta göbek, 4 ve 5. sayfalarında şehrimizdeki engelli babalarından Halil Ceylan’ın çok çarpıcı tespitleri, içten açıklamaları var… Gazetemiz Muhabirleri Eylem Selcan Tuncel ile Muhammet Fatih Başcı’nın gerçekleştirdiği bu ilginç, örnek söyleşi, engellilerin sorunlarına, engelli ailelerinin yaşadığı sorunlara dikkat çekiyor, ışık tutuyor… Grafik ve illüstrasyon çalışması ile sayfa tasarımını Ali Saraçaydın’ın yaptığı bu özel, birleştirilmiş iki sayfanın, bu özel güne fark katmasını, farkındalık oluşturmasını amaçlıyoruz…

3 Aralık – Dünya Engelliler Günü

“Uluslararası Engelliler Günü” 1992 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 47/3 sayılı kararı ile ilan edildi. Toplumun ve toplumun her alanında engelli bireylerin haklarını ve refahını teşvik etmeyi ve engelli bireylerin durumuna dair politik, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamın her alanında farkındalık  arttırmayı amaçlamakta…

Halil Ceylan 49 yaşında Burdur’da yaşıyor. 14 yaşındaki “özel” kardeşimiz Şerife Nur Ceylan’ın babası. Röportajda; engelli babası olmanın zorluklarından, kızı Şerife Nur’un doğum süreci ve sonrasında yaşadıkları sıkıntılardan, toplumdan beklentilerinden bahsetti.

“Engelli çocuğumun 13 yıldır tedavisi, eğitimi ve topluma kazandırma çabası içerisindeyim” diyen Ceylan, “Baba olarak ben bu durumu kabullenemedim ve halen de kabullenmekte zorlanıyorum. Kabullenmememin sebebinin yanında ‘acı çekme, depresyon, suçluluk duygusu, kararsızlık, kızgınlık, öfke, utanma, çevre tarafından dışlanma, etiketlenme korkusu ve neden ben?’ gibi duygu ve düşüncelere sahip oluyorum. Bu düşüncelerimin günümüzde dahi bilinçsiz empati yoksunu kişilerce göz önünde bulundurduğumda gerçek olduğunu görüyorum, yaşatıyorlar çünkü. Keşke herkes engelli çocuğu, ailesi değil, toplumun çocuğu olduğu yönünde bir bakış açısına sahip olsa da, bizlere biraz daha kolaylık sağlasalar…” diyor.

Halil Ceylan, “Buradan topluma, insanlara, kurumlara, kurumlarda çalışanlara engelli bireye ve ailesine karşı daha duyarlı, bilinçli ve empati yapılarak yaklaşmalarını istiyorum. Kişilerin farkındalık duygularını geliştirmeleri, çocuklarına bizim engelli çocuklarımızdan korkmamalarını, onlara arkadaş olup oyunlar oynamaları yönünde eğitmelerini onlardan farkındalık ve empati yaparak çocuklarına öğretmelerini istiyorum. Engellilerin yılda birkaç gün değil 365 gün hatırlanması ve sorunların giderilmesi yönünde yardımcı olunması gerektiği düşüncesindeyim” şeklinde konuştu.

Keşke herkes engelli çocuğu, ailesi değil toplumun çocuğu olduğu yönünde bir bakış açısına sahip olsa…

Birleşmiş Milletler’in 1992 yılında almış olduğu karar sonrası “Uluslararası Engelliler Günü” olarak ilan edilen 3 Aralık, o gün itibariyle tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile belirlenmiş bir gün. Bu önemli gün, engelli insanları anlayabilmek açısından oldukça büyük öneme sahip. Çünkü; gündelik hayatta karşılaştıkları sorunlar sadece engellilerin değil, hepimizin sorunu…

Bugün gerek sosyal yaşamda gerekse iş yaşamında kendilerine çok zor yer bulan ve hayatın birçok alanında çeşitli “engeller” ile karşılaşan engelli insanlarımızın farkına varmak ve onlarla birlikte yaşadığımızı unutmamamız gerekiyor.

Bu nedenle, fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan tam iyi olma hali olarak tanımlanan sağlığın korunması ve geliştirilmesi için çaba sarf edilmelidir. 3 Aralık ‘Dünya Engelliler Günü’nde Yeni Gün Gazetesi olarak engelli vatandaşlarımızın ve onların tüm yükünü çeken ailelerinin sorunlarını dile getirmek istedik.

Gazetemiz muhabirleri Eylem Tuncel ve Muhammet Fatih Başcı, Engelliler Günü’nde farkındalık oluşturmak ve ailelerin yaşadığı sıkıntıları dile getirmek amacıyla şehrimizde Halil Ceylan ile röportaj gerçekleştirdi.

Halil Ceylan 49 yaşında Burdur’da yaşıyor. 14 yaşında ki “ÖZEL” kardeşimiz Şerife Nur Ceylan’ın babası. Röportajımızda engelli babası olmanın zorluklarından, kızı Şerife Nur ’un doğum süreci ve sonrasında yaşadıkları sıkıntılardan, toplumdan beklentilerinden bahseden baba Ceylan kızının doğum sürecinde eşi ile beraber yaşadıkları sıkıntılar hakkında şunları söyledi: “Engelli bireye sahip baba olarak öncelikle ilk baştan başlayarak kendimi tanıtayım, 1970 Burdur doğumluyum 1994 yılında evlendim. Tabiiki her evliliğin tamamlayıcısı ve ailenin temel öğesi olan çocuk, olmazsa olmazlardan biz de bu eksikliği tamamlamak için evliliğimizden birkaç yıl sonra tedaviye başladık ve bu tedavi süreci 11 yıl sürdü. Bu 11 yıllık süre içerisinde 11. yıl, 11. tüp bebek yöntemiyle eşim hamile kaldı, tabiki bizden mutlusu olamazdı. Artık bütün bu tedavi sürecinde işim gereği ve tüm imkânların olduğu sandığımız İstanbul’daydık ve buranın referans üniversitesinde ve özel bir hastanede gebelik takibi yaptırdık, her şey yolunda gidiyordu ve biz bir çocuk beklerken, iki çocuğumuz olacaktı, ikiz gebelikti çünkü. İki hastanede de tüm kontrollerimiz normal ilerlerken son kontrolümüzde erken doğum riski ile üniversite hastanesine yatış yapıldı ve yaklaşık bir ay kadar hastanede yattı eşim. 26. haftasında erken doğum yaptı kızlarım dünyaya geldi.  İşte; bu saatten sonra bizim tüm hayallerimizin beklentilerimizin umutlarımız suya düştüğü süreç başladı. Doğumdan 6 saat sonra çocuklarımdan birini kaybettim, kalan çocuğumun yaşaması için mücadeleye başladım. Bu hastane döneminde birçok sorunlarla, ihmallerle, doktor hatalarıyla karşılaştım, bunlarla mücadele verdim baba olarak elimden geleni yaptım.

11 yılın ardından  engelli bir çocuğumuzun olduğunu öğrendik. Maddi, manevi ruhsal olarak sıkıntılara girdim, doğumdan sonra da bazı hatalar sebebiyle engelli çocuğumun 13 yıldır tedavisi, eğitimi ve topluma kazandırma çabası içerisindeyim. Bütün bu zorluklara rağmen hayat devam ediyor, ama bir eksiklikle. Çocuğumuzu eve getirdikten sonra ve engelli olduğunu öğrendikten sonra artık bizim aile  farklı bir konuma girmiş oldu, sıkıntılar, zorluklar, stresler ile başa çıkma konusunda da mücadele etmeye başladık. Engellilik bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal özellikleri belli oranda fonksiyon kaybı olan organ yokluğu ve bozukluğu sonucu normal yaşama uymayacak şekilde özürleşen kişilere engelli deniliyor ya, işte bizim de öyle bireye sahip olduğumuzdan bize de engelli ailesi engelli babası deniliyor. Bu tür sorunlar, bu sıfatı aldıktan sonra başlıyor baba olarak mücadele daha çok bize düşüyor.

Annelerin hakkını görmezden gelemeyiz, ama burada babalar olarak bizlerin çektiği sorunları anlatmak istiyorum. Çocuk; aile için yeni umutlar yeni beklentiler geliştirir. Evliliğin tamamlayıcı ve ailenin temel öğesi olarak kabul ettiğimiz çocuğun engelli olması bizim tüm umut ve beklentimizi kırdı! Çocuğumun gelişimsel bir engelli gerçeği ile yüz yüze gelmek bizim için yeni bir aile düzeni, yeni bir çevre ve var olan stresli bir dönemin yoğunlaşarak devam etmesi oldu. Baba olarak ben bu durumu kabullenemedim ve halen de kabullenmekte zorlanıyorum. Kabullenmememin sebebinin yanında “acı çekme, depresyon, suçluluk duygusu, kararsızlık, kızgınlık, öfke, utanma, çevre tarafından dışlanma, etiketlenme korkusu ve neden ben?” gibi duygu ve düşüncelere sahip oluyorum. Bu düşüncelerimin günümüzde dahi bilinçsiz empati yoksunu kişilerce göz önünde bulundurduğum da gerçek olduğunu görüyorum yaşatıyorlar çünkü. Keşke herkes engelli çocuğu, ailesi değil toplumun çocuğu olduğu yönünde bir bakış açısına sahip olsa da, bizlerin topluma kazanma yönünde biraz daha kolaylık sağlasalar.

Baba olarak zaten kabullenmekte zorlandığım evimin geçimini ve engelli çocuğumun tedavisiyle eğitimiyle ilgilenen biri olarak çevrenin acıma duygusuyla bakması bazen de çocuğuma karşı hareket ve tavırları, bizi anneler kadar sakin olamama boyutuna taşıyor ve sorunlara sebep oluyor. Buradan topluma, insanlara, kurumlara, kurumlarda çalışanlara engelli bireye ve ailesine karşı daha duyarlı, bilinçli ve empati yapılarak yaklaşmalarını istiyorum.

Kişilerin farkındalık duygularını geliştirmeleri çocuklarına bizim engelli çocuklarımızdan korkmamalarını, onlara arkadaş olup oyunlar oynamaları yönünde eğitmelerini onlardan farkındalık ve empati yaparak çocuklarına öğretmelerini istiyorum. Engellilerin yılda birkaç gün değil 365 gün hatırlanması ve sorunların giderilmesi yönünde yardımcı olunması gerektiği düşüncesindeyim. Kurumlarda bürokrasi engelinin kaldırılması, zorluk çıkarılmaması ve kanunlar ile verilen haklarımızı kullanmakta yardımcı olunmasını istiyorum. Engellileri ve aileleri dışlamayıp onlara yarına çıkacağımızı Allah bilir düşüncesi ile kendilerini de onların yerine koyan hareket ve tavırlar sergilemelerini bekliyorum. Engellilerin yılda birkaç gün değil 365 gün hatırlanması ve sorunların giderilmesi yönünde yardımcı olunması gerektiği düşüncesindeyim. Bizim engelli çocuklarımızı topluma kazandırmak, biz ailelerin yaşadığı toplumda kendisi de bu işin içinde olmalı ki; o çocuk başarabilsin ve bizler de başarıda katkıda bulunmuş olalım.

Bir engelli babası olarak ben, birçok ortamda konuşulduğunda karşı tarafın ‘ben sizi çok iyi anlıyorum’ şeklinde sözleri ile karşılaşıyor, duyuyorum. Hiç kimse bizi gerçek anlamda anlayamaz, bizim sıkıntı ve dertlerimizi bilemez. Onların anlıyorum demesinin, sadece sözden ibaret olduğunu biliyorum. Çünkü; bizi sadece bizim gibi olan ve yaşayan kişiler anlayabilir. Bizler çocuğumuzun doğumundan yaşamı sürecinde her gün uykusuz, tedirgin ve zorluklarla mücadele ediyoruz ve bu durumu her ortamda her rahatsızlık konusunda anlatmıyoruz. Hangi birini anlatalım ki? İşte; bu durum da benim hep zoruma gitmiştir.

Benim bir de en çok özlemini çektiğim konulardan biri de sağlıklı bir çocuğa sahip olmak, o çocuğun yürümeye başladığından sonra yaş gruplarıyla kaldırımda yürüyüş yapmak ve çocuğumun önümde şirinlikler yaparak ilerlemesi ve çevredekilerin ona sevgi dolu bakışları ile karşılaşmak, ben gördüğüm çocuklara öyle yapıyorum.

Bu durumu yaşamak çok istiyorum, ama olmadı Allah kızımı bana bağışladı şükürler olsun ki kızım ile ben tüm olumsuzluklara ve çevreye inat mutluyum. Bizim gibi aile olan arkadaşlarımızla hayata devam ediyoruz. Daha önce de dediğim gibi bizi sadece bizim gibi olan aileler anlar. Bizler her zaman herkesin evine misafirliğe gidemiyoruz, o kalabalık ortamlara katılamıyoruz. Çünkü; çevrenin o insanların tepkisi bizim çocukların acaba onlara bir şey mi yapar veya yere bir şey mi döker? gibi bunları yaparsa o kişinin tepkisi nasıl olur düşüncesi ile hep tedirgin ve korumacı olmaktan o ortamlardan zevk alamaz hale geliyoruz. Ama aynı konumda olan ailelerle birlikteliğimiz de hiç öyle bir düşünceye sahip olmadan rahatlıkla oturabiliyor sohbetimizi yapabiliyoruz.

İşte; bizim bu duygu ve düşüncelerimizi yıkacak böyle düşünmemize engel olacak toplum istiyoruz. Toplumun kendini farkındalık konusunda yetiştirmesi ve empati yapmasını istiyoruz. Umarım bir gün bu farkındalık ve empati duygusu oluşur da biz engelli aileleri olarak bizlerde o kalabalık ortamlara toplumun arasına girebiliriz. Beklentim toplumun insanların bizi gerçekten anlayabilmesi, kendilerini ve çocuklarını engellilere nasıl davranılacağı konusunda geliştirmeleridir.

Devletin destekleri

Devletten destek alınıyor, fakat o destekten herkes faydalanamıyor. Devlet engellinin ailesinin gelir durumunu göz önünde bulundurduğu için destekler de, eğer engellinin ailesi biraz devletin belirlediği sınırları aşıyorsa destekten faydalanamıyor. Bunun anlamı zenginlerin çocuklarının özürlü olmaması mı gerekiyor? Veya özürlü olursa devletten faydalanamaması mı gerekiyor? Bu büyük sorun. Engellilerin ise engellilere verilmiş tüm anayasal haklarından yararlanması gerekiyor. Annesinin veya babasının gelir durumu iyi diye o çocuk o haklardan niye mahrum ediliyor? Bunların çözülmesi gerekiyor. Bu çocukların topluma kazandırılabilmesi için aile geliri kıstas alınmadan anayasal hakkı olan engellilerin tüm haklarından faydalanması gerekiyor.

Engellilere yönelik sosyal aktiviteler 

Sosyal aktiviteler aslında oldurulmaya çalışılıyor ama devamı gelmiyor. Bu aktiviteler yılda iki defa engellilere has günlerde dile getiriliyor, uygulanıyor. Diğer zamanlar hiç kimsenin aklına maalesef gelmiyor.

Biz engelliler ve engelli aileleri olarak sorunlarımız saymakla bitmez.

Bu söyleşiyi sabırsızlıkla okuyan, engelliler konusuna ilgi duyan okurlarınıza da, teşekkür ediyorum.

Kodlama : SadeMedia Interactive