Burdur'un Günalan ve Askeriye köyleri arasında, Askeriye Çayı üzerinde uzanan Serençay Kanyonu, nefes kesen doğal yapısıyla olduğu kadar, yüzlerce yıllık tarihiyle de dikkat çekiyor. Bölgenin en çarpıcı noktası ise M.S. 4. veya 6. yüzyıla tarihlenen mağara yerleşimlerinden oluşan ve halk arasında Kadife Kale olarak da bilinen Teke Sarayı.
İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı Osman Koçibay’ın açıklamalarına göre, kanyonun adı "seren" kelimesinin uzun anlamına gelmesinden geliyor. Fakat buradaki asıl gizem, tarihi yerleşim alanlarında yatıyor.

1700 Yıllık Sığınak: Genç Roma Dönemi İzleri
Serençay Kanyonu'nun sağ ve sol yamaçlarında sağlı sollu şekilde yer alan bu tarihi yerleşim alanları, kayaların kolay oyulabilir yapısı sayesinde oluşturulmuş. Bu nedenle bölgeye Kadife Kale lakabı da verilmiş.
Yapılan çalışmalar, bu mağaraların Genç Roma veya Erken Hristiyanlık Dönemine ait olabileceğini gösteriyor. Uzmanlar, Hristiyanlığın ilk dönemlerinde Roma İmparatorluğu'nun baskısından kaçan toplulukların, bu sığınak mağaralarda yaşadıklarına dair güçlü rivayetler bulunduğunu belirtiyor. Mağaraların bazı bölümlerinde mezar alanlarının da yer alması, bölgenin tarihi önemini pekiştiriyor.
Teke Sarayı Efsanesi: Çobanların Sırrı
Bölgeye Teke Sarayı denmesinin ardında ise ilginç bir hikaye bulunuyor. İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı Osman Koçibay, geçmişte çobanların keçi sürülerini özellikle yağmurlu ve karlı havalarda bu mağaralarda dinlendirdiklerini belirtiyor. Keçi sürüsünün başındaki erkek keçiye ise halk arasında "teke" denilmesi nedeniyle, bu ismin zamanla Teke Sarayı olarak bölgeye yerleştiği ifade ediliyor.
Batılı Bilim İnsanlarının Gözdesi Oldu
Serençay Kanyonu ve Kadife Kale’nin önemi, sadece yerel halkın değil, aynı zamanda uluslararası bilim çevrelerinin de dikkatini çekmiş. Bölgede yabancı bilim insanları tarafından zaman zaman çalışmalar yapıldığı öğrenildi.
Özellikle 1835 yılında İngiliz gezgin Hamilton'un Burdur'a gelerek Kadife Kale'yi ziyaret etmesi ve burayla ilgili bilgileri eserlerinde yayımlaması, bölgenin uluslararası alandaki bilinirliğini artırmıştı. Ayrıca 1940 yılında Türkiye'ye gelen bir bilim insanı tarafından da bu bölgeyle ilgili kapsamlı bir doktora çalışmasının yapıldığı belirtiliyor. Bu çalışmalar, Serençay Kanyonu'nun sadece bir doğa harikası değil, aynı zamanda önemli bir tarihi miras alanı olduğunu kanıtlıyor.







