Bilindiği gibi; son yıllarda dünya çapında, en çok ilgi gören, küresel çapta, çeşitli etkinliklerle kutlanan, en özel, en popüler günlerden biri de; ‘8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ’

Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de her geçen yıl kitleselleşen, geniş kesimlerce kutlanan ‘KADINLAR GÜNÜ’, kadınların yaşadıkları sorunların dile getirildiği, duyurulduğu, kamuoyunda tartışıldığı, çözüm önerilerinin de seslendirildiği bir güne, platforma dönüştü…

8 MART TARİHİ, NEDEN KADINLAR GÜNÜ?

Dünya Kadınlar Günü ne zaman, neden kutlanıyor?

Her yıl olduğu gibi 2021 yılındaki ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde de, kadınlar yaşadıkları sorunlara dikkat çekilecek. Dünya Kadınlar Günü 8 Mart 2021 tarihinde kutlanacak.

İnsan hakları temelinde kadınların maruz kaldığı zorbalıklar, haksızlıklar, ayrımcılıklar bu günde daha yüksek sesle dile getiriliyor. ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadınların ne kadar değerli oldukları bir kez daha ortaya koyacak kutlamalar gerçekleştirilecek.

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bin’i aşkın kişi katıldı.

26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonal’e bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına “8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması” önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansında gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan ‘Dünya Kadınlar Günü’, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletlerinde de kutlanmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde   8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti.

TÜRKİYE’DE KADINLAR GÜNÜ

Türkiye’de 1921 tarihinde ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kutlanmaya baş- landı. 1980 darbesi döneminde dört yıl kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her geçen gün daha da geniş kitlelerle kutlanmaya devam ediliyor.

‘İÇERİK, NİTELİK,  DERİNLİK…’ 

Özel günlerde, özel sayılar ve özel dosyalar hazırlama geleneğini sürdüren, bu kültürü, bu yayıncılık anlayışını geliştirme ideali ve hedefi taşıyan Yeni Gün Gazetesi/Burdur, önceki gün Atatürk’ün Burdur’a gelişinin 91. yıl dönümü anısına hazırladığı özel çalışma (1 ve 6. sayfalar – ön ve arka kapak), renkli baskı’dan sonra şimdi de  ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ dolayısıyla, geniş kapsamlı, zengin bir içeriğe sahip, özel bir çalışma gerçekleştirerek, farklı, özgün, renkli gazete’ye imza atıyor…

Evet; bugün 8 Mart, Yeni Gün’de 8 sayfa. Burdur’da 8 kadın ile görüşerek, çalışan kadınlarımızın, Burdur’un ekonomik ve sosyal yaşamına katkı sağlayan kadınlarımızın, yaşam hikâyelerini, deneyimlerini, sizlere ‘Yeni Gün’ farkıyla aktarıyoruz…

Bu yıl, zorlu bir süreçte, pandemi koşulları, koronavirüs salgın tehdidi altında kutlanan ‘8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ’nde Yeni Gün ekibi, hafta başından bu yana, bu proje için özel bir çaba, emek sarf etti. Gazetemiz Editörü- Sayfa Sekreteri Şadiye Ünal ile Muhabirimiz M. Fatih Başcı, hafta bo- yunca normal mesailerinin  yanı sıra, Burdur’da kadınların sorunlarını kamuoyuna taşımak amacıyla, toplumun farklı kesimlerinde, çalışan, üreten, emeğiyle katkı sağlayan kadınlarımız ile söyleşiler, röportajlar gerçekleştirdiler.

3, 4, 5 ve 6’ncı sayfalarda Burdur’daki kadınların görüşlerini sayfalarımıza, sütunlarımıza, farklı bir tasarım anlayışı ile taşıyarak, kamuoyu ile paylaşıyoruz…

Arka kapak 8’nci sayfamızda ise; Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz ile gerçekleştirdiğimiz özel röportaj, Baş- kan Ercengiz’in kadınlara yönelik değerlendirmeleri ile Tür- kiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) kadınlar ile ilgili geniş istatistik bilgi ve veri paylaşımını okurlarımıza aktararak, bu anlamlı günün ruhuna, içeriğine katkı sağlamak istedik.

FİLİZ ERYILMAZ: “Ev hanımlığından bir anda patroniçeliğe geçtim”

“1969 Burdur doğumluyum. 1991 yılında rahmetli eşim Muammer Eryılmaz ile evlendim. Bir tane oğlum oldu. 2000 yılına kadar ev hanımlığı yaptım. Eşim Fotoğrafçılık yapıyordu. Eşimi 2000 yılında trafik kazasında kaybettim. Eşimin vefatının ardından 2000 yılında kendi fotoğrafçı dükkanımız ile ilk iş hayatıma atılmış oldum. 5 yıl kendi dükkanımızda fotoğrafçılık yaptım. Bazı şanssızlıklardan dolayı dükkanımızı kapatmak zorunda kaldık.

Dükkanı kapattıktan sonra 1-2 ay kadar evde kaldım. Kamera ve fotoğraf bilgim sayesinde Kanal 15’te işe başladım. Kanal 15’te 7 yıl boyunca kameraman-muhabirlik görevi yaptım. Kanal 15 Burdur’daki ofisini kapatınca oradan da ayrılmak zorunda kaldım. Daha sonra Çağdaş Burdur Gazetesi’nde ve Yeni Gün Gazetesi’nde Muhabir olarak çalıştım. Kısaca 15 yıl boyunca basın camiasında çalıştım. Son 1 yıldır da oğlumun dükkanında ona destek ve yardım için yanındayım…

“Çok büyük zorluklar yaşadım”

Hayatımı özet olarak anlattım ama o aşamalara gelene kadar çok büyük zorluklar yaşadım. Eşimden kalan dükkanımı büyük bir şansızlıktan dolayı kapatmak zorunda kaldım. Babamı hiç beklemediğim anda kaybettik. Babamı kaybettikten sonra dükkanın kontratları babam imzaladığı için dükkan sahipleri beni çıkardılar, başkasına kiraya verdiler. O zamanlar da birikmiş param olmadığı ve toplu hava parası yatıramadığım için dükkan bulamadım. Yani dükkanımı kapatmak zorunda kaldım. Dükkanımı kapattığım da da çok yüklü bir borç ile kapattım. O zamanlar bedelli asker dönemiydi. O dönem için dükkana yüklü malzeme almıştım. Dükkan kapanınca malzemeler de elimde kaldı. Malzemeleri satmaya çalıştım ama hani derler ya “düşenin dostu olmazmış” hiç kimse benim malzemelerimi almadı. Rahmetlik eşimden kalan emekli maaşım ile geçiniyordum. Bir arkadaş ortamında Kanal 15’e eleman arandığını duydum. Müracaat ettim ama bayan olduğum için ilk başta pek olumlu bakmadılar. Çünkü benimle beraber 2 tane de erkek iş için başvuruda bulunmuş. Bana “1 ay sonra haber vereceğiz” dediler. Aradan 2-3 ay geçmesine rağmen beni arayan soran olmamıştı. Arayan olmayınca ben tekrar gittim. “Yarın birisi gelecek eğer o olmazsa sen bu işi gerçekten çok istiyorsun, seni arayalım” dediler. Gelen kişi yapamamış, iş ağır gelmiş. 15 gün geçti beni aradılar. “Çantanı al işe geliyormuş gibi gel” dediler. O sözden sonra ben anladım ki artık Kanal 15’te çalışmaya başlıyordum….

“İşime canla, başla sarıldım”

Yüklü bir borcum olduğundan dolayı işe girdiğim için çok mutlu oldum. Adeta uçarak gittim. Zaten kamera çekimini biliyordum. Ama; bana yine de yarım gün çekimleri gösterdiler, haber yazmasını öğrettiler. Ertesi gün kamerayı omzuma verdiler ve habere gönderdiler.

Bir toplantıya katılmıştım. Benim için çok farklı bir ortamdı. Çünkü hep düğünlerde çekim yapıyordum. O gün bir toplantı da kamera çekimi yaptım ama, heyecandan bacaklarım titriyordu. Bu işe çok ihtiyacım olduğu için ben canla başla bu işe sarıldım. Bana ilk işe girdiğimde 1 ay de- neme sürem olduğunu söylemişlerdi. Ben gayretim ve çabam ile o süreyi 15 günde tamamladım. O zamanlar Burdurspor maçlarına gidiliyordu çekim için. Bana sordular “sen kadınsın gidebilir misin?” dediler. “Her şeyi yaparım. Giderim” dedim.

7 yıl Kanal 15 TV bünyesinde çalıştım. Kanalın Burdur bürosu kapanınca işten ayrılmak durumunda kaldım. Daha sonra Çağdaş Burdur Gazetesi’ne başladım. 3-4 sene boyunca da orada çalıştım. 1 yıl bir pansiyon müdüreliğim oldu. Ardından Yeni Gün Gazetesi’nde çalışmaya başladım. 3 yılda orada çalıştım. Basın camiasında iyisiyle, kötüsüyle 15 yıl gibi bir süre çalıştım.

“Ev hanımlığından bir anda patroniçeliğe geçtim”

Bazı mesleklerde çalışan kadın olmak zor değil. Ama bizim gibi gazeteci olan, sahada olan bayanlar için çalışan kadın olmak çok zor. Sizler de gazetecisiniz. Gece bir kaza oldu. O kazaya, o olaya gitmem deme gibi bir durumun yok. Gerekirse çocuğunuzu uyuduğu yatağında bırakıp gideceksiniz, gerekirse ocaktaki yemeğinizin altını kapatıp bu habere gideceksiniz. Böyle bir sorumluluğunuz var.

Bayanlar için tabi ki rahat meslekler de var.  Masa başı işler, memurluk, öğretmenlik. Onlara sorsak tabi ki o mesleklerinde zorlukları vardır. Ama bayan için ağır olan meslekler de çok fazla. Bunlardan biri de gazetecilik.

Mermer sektöründe çalışan kadınlar, temizlik işlerinde çalışan kadınlar, esnaflık. Bu meslekler gibi kameramanlık da zor mesleklerden birisi. Hele bir de kadın olarak kameraman olmak da zor. Ben eşim vefat ettikten sonra bu işi öğrendim. Daha öncesinde hiçbir şey bilmiyordum. Bir anda bütün iş bana kalmıştı. Çünkü ev hanımlığından bir anda patroniçeliğe geçtim. 3 tane elemanımız vardı ama ben bir şey bilmiyordum. Bir şeyler bilmem lazım ki elemanlarıma şunu şöyle yapalım demem lazım ama diyemiyordum. Çünkü işten anlamıyordum ki!.. O dönem çok zorlandım, zor zamanlar geçirdim… Ama çok şükür rahmetli babamın emekleriyle ben bu mesleği 3 ay gibi bir sürede öğrendim. Hatta fotoğrafçılıktan sınavlara girdim. Çıraklık eğitime yazıldım ve ustalık belgemi bile aldım. Belki de Burdur’da ustalık belgesi olan tek fotoğrafçı kadın olabilirim.

“Kadın erkek eşitliği yok”

Kadınlar hak ettiği değeri görmüyor. Hep diyoruz ya kadın-erkek eşitliği var. Artık biz bunu yaşıyoruz. Kadınlar çalışıyor, kadınların maddi özgürlüğü var, kadın-erkek eşitliği var deniliyor ama kesinlikle yok. Kadın çalışsa da, parasını kazansa da hep kocasının emrinin altında, hep boyunduruk altında, hep ezilen durumunda. Bizler de öyleyiz. Ne kadar çalışan bir bayan olsak ta gittiğimiz yerler de hep arkalarda duruyoruz. Önde hep erkekler duruyor. Yıllar geçse de bunun değişmeyeceğini düşünüyorum. Kadınlar hak ettiği değeri görmüyor. Hele şu son zamanlardaki taciz, tecavüz, cinayet, şiddet olayları. Belki bunlar daha önce de vardı. 50 yıl önce falan o zamanlar da vardı. O zamanlar medya çok yaygın değildi. Sosyal medya gibi bir şey yoktu. Olmadığı için bizler çoğu olayları duymuyorduk. Ama son zamanlar da bu tür olaylar maalesef çok fazlalaştı.

“Kadınların değer görmesi için illa özel bir gün olması gerekmiyor”

Tüm kadınlarımızın “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” kutlu olsun. Tabi bu kutlamalar sadece 8 Mart ile kalmamalı. 8 Mart sadece göstermelik bir gün diyebilirim. Bütün günlerin 8 Mart gibi olması gerekiyor. Kadınların değer görmesi için illa özel bir gün olması gerekmiyor. Kadınlara her gün çiçek alınabilir, kadınların her gün kıymeti bilinebilir. Kadınlar sade- ce sevilmek ister, değer görmek ister. Kadınlar narin bir çiçek gibidirler. Kadınlarımız ezilmesin, şiddet görmesin, tacize uğramasın, öldürülmesin. Mutlu ve huzurlu bir hayatları olsun…”

EBRU YAYLA: “Çalışmak  bana mutluluk  veriyor”

“Ben Ebru Yayla 36 yaşındayım, 2 çocuk annesiyim ve bir kadınım. Kadın olarak kendimi bildim bileli evlendiğim süreçten beri çalışıyorum. Eşim ile birlikte önce kendi işimizi esnaflık yapıyorduk. Bu 13 yıl sürdü. O zamanlar da çok mutluydum, çünkü çalışmak bana mutluluk veriyor. Evde oturmak bana göre değil hatta çoğu kadına göre değil. Çünkü evde oturup psikolojisi bozulan kadın çok diye düşünüyorum.

İş hayatı biraz kadının stresini alabiliyor. 13 yıl esnaflık yaptıktan sonra 5-6 ay kadar da bir dergi de çalıştım. Orada çalışmam da bana bir tecrübe oldu. Evet bildiğimiz şeyler belki ama hiç bilmediğim bir sektördü. O zamanlar da zevkli ve çok eğlenceliydi. Sadece günümüzde gazeteciliğin ya da dergiciliğin çok maddi anlamda bir getirisi olmadığı için bıraktım. Aslında baktığım zaman benim çok çok dikkatimi çeken bir sektördü. Maddi olarak yetinemediğim için ayrılmak durumunda kaldım. Daha sonra Burdur Belediyesi’nin çeşitli birimlerinde çalıştım. El Sanatları projesi deneyiminin ardından şu anda Belediye’ye ait Alaca Dokumaları Satış Mağazası’nda çalışıyorum.

“Bir gün kutlayıp diğer günler kadınları unutmak çok saçma”

“Dünya Kadınlar günü…” Bugünün bir gün kutlanması güzel mi? Bir kadın için özel günler hep güzeldir. Fakat bir gün kutlayıp diğer günler kadınları unutmak çok saçma bana göre. Çünkü kadınlar hep özeldir. Mesela o gün yoldan geçerken çok fazla çiçek dağıtımı gibi etkinlikler oluyor, küçücük bir çiçek bile kadınları mutlu edebiliyor. Ben kadınların bir gün değil başka günler de de mutlu edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kadın mutluysa çocuklar mutlu, kadın mutluysa eşleri mutlu, kadın mutluysa toplum mutlu. Ama kadın mutsuzsa olmuyor. O yüzden kadının çalışmasının da mutluluğu açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum ki ev hanımları da çok çalışıyor. Ev hanımlarına erkeklerin daha fazla önem vermesi gerektiğini de düşünüyorum. Çünkü onların evde yaptıkları işler de çok zor. Kadınlara yeterince değer verilir diye umuyorum. Kadınlara daha çok değeri hak ediyor… Cinayetlerin, kadına şiddetin çok fazla olduğunu görüyorum. Kadınlar bunu hak etmiyor.

“Pandemi sürecinde çok zorluk çektim”

Çalışırken pandemi sürecinde çok zorluk yaşadım. Çocuklar evdeler, mesela kendi adıma söyleyeyim. Çocuklarım öğlen ne yemeği yiyecek diye düşünüyorum. Çalışan anneler için bu dönem çok zor oldu. Çünkü normalde çocuk sabah okula gidiyor akşam geliyordu. Anne eve gelmeden çocuk evde bir şeyler atıştırıyor, anne geldikten sonra da yemek yiyordu. Şimdi maalesef öyle değil. Çocuklar evde, aklım da evde oluyor. Çocuklar evde bir şeyleri açık mı unuturlar, evde bir sıkıntı mı olur, yangın çıkar, her şey olabilir!

Çocukların bu dönem Online derse katılıyorlar, internette sıkıntı oluyor çocuk beni arıyor bu tarz sıkıntılar yaşadık. Çalıştığım için evet yoruluyorum ama gerçekten mutluyum. O mutluluk, yorgunluğun üzerine çıkıyor.

“Her şey ana da başlıyor. Kadınlar bu yönden de toplumda çok çok önemli”

Kadınları konuşuyoruz ama anne olarak şunu da söylemek istiyorum, bir kadın olarak kızımı yetiştirmek çok çok önemli olabilir ama oğlumu yetiştirmenin daha önemli ve daha zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü kadınlar eğer daha düzgün erkek çocukları yetiştirseydi böyle olmazdı diyorum bazen. Çocuğuma bazı şeylerin normal olduğunu şimdiden söylüyorum. Evet bir bayan, bir kadın kısa da giyinebilir, kapalı da olabilir. Oğluma bunların normal olduğunu şimdiden söylüyorum. İlerde kısa giyinen birini gördüğünde sapık gibi bakmasın ya da kapalı bir bayan gördüğünde ne kadar kötü demesin. Çünkü herkes özgür. Bazı şeylerin normal olduğunu oğluma anlatmaya çalışıyorum.

Kesinlikle çocuklarımızı baskıcı büyütmemek gerekiyor.  Ne kadar yasak varsa, ne kadar bastırılan duygular varsa bir gün daha farklı şekilde patlayabiliyor. Ben şöyle düşünüyorum günümüzde duyguları bastırılmış kişiler ya da yanlış eğitilmiş kişiler karşımıza tacizci, tecavüzcü, katil olarak çıkabiliyor.

Sevgi çok önemli. Yeterince sevip her şeyin doğrusunu söylemek gerekiyor ve küçük yaşlardan başlamak gerekiyor. Çocukları anaokuluna gönderirken okul kapısında “7 çok geç!” Yazıyordu. Bir çocuğu eğitmek için bile 7 yaş çok geç olduğu için öyle yazar. O yüzden her şey ailede başlıyor. Her şey ana da başlıyor. Kadınlar bu yönden de toplumda çok çok önemli. Kadınlar ne kadar çocuklarını severek büyütürse, ne kadar doğru bilgilerle büyütürse bence o kadar doğru bir toplum oluruz diye düşünüyorum.

Bütün kadınların “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”nü kutluyor, eşitlik, özgürlük ve mutluluk dolu bir yaşam sürmelerini diliyorum…”

PELİN ŞAHİN: “İşim zorlaştıkça daha da güçlendiğimi hissettim”

“Ben Pelin Şahin 7 yıldır evliyim. 6 yıldır da kuyumculuk sektöründe tezgahtar olarak çalışıyorum. Evlendikten sonraki süreçte benim için çalışmak zor oldu. Birde üzerine çok şükür bir tane kız evladım oldu. Onunla birlikte çalışmam daha da zorlaştı. Ama zorlaştıkça daha da güçlendiğimi hissettim. Vakit bulamamak, çocuğa yetişememek, eve yetişememek tabi ki bunlar çok zordu, üzücü şeyler ama aslında bu koşuşturmanın içinde bunlara yetişebilmekte beni bir nevi tatmin ediyordu.

Üniversite yıllarımda ya da okul zamanlarımda aslında çok boş geçtiğini, evlendikten sonra bir şeylerin sorumluluğunu üzerime aldıktan sonra hayatın daha ne kadar zor olduğunu ama o zorluğa karşı da ne kadar güçlü olduğunu anlıyorsun.

“Kuyumculuk sektöründe çalışmak biraz zor oluyor ama zevkli bir iş”

Üniversiteden mezun oldum, bir süre evdeydim. Bir kuyumcuda eleman ihtiyaç olduğunu duydum. Eşimde bu sektörde olduğu için orada işe başladım. Çok uzun soluklu çalışır mıydım bilmiyorum, çünkü kendi alanımla ilgili değil. Ben Şehir Planlama okumuştum üniversitede. 2013 yılında çalışmaya başladım. Halen devam ediyorum. Bu sektörü sevdim. Bayanlara hizmet ediyoruz, bir nevi onları tatmin ediyoruz, mutlu etmeye çalışıyoruz. Erkeklerin cebine hitap ediyoruz, onları da mutlu etmeye çalışıyoruz. İkisinin ortasını buluyoruz. Çalışmak güzel, bayanlara hizmet vermek, çalışmak açıkcası zor ama güzel. Onları mutlu etmek bize de mutluluk veriyor. Bu sektörde çalışmak biraz zor oluyor ama zevkli bir iş.

“Çalışmaya alışınca evde durmak zor oluyor”

Çalıştığım için eşim de bana çok destek oluyor. Doğumdan sonra 6 ay kadar bir süre çalışmadım. Çalışmaya alışınca evde durmak zor oluyor. Ev hanımlığı da ayrıca çok zor. Evde sıkıldım, dedim ki ben çalışacağım. Ben burada işe başladığım da kızım 6 aylıktı. O süreç benim için çok zor oldu. İş yerinde sürekli kızım aklıma geliyordu ve geldikçe de ağlayasım geliyor, üzülüyordum. Belki de çalışma hayatımın en zor anları o zamanlar oldu. Patronum erkek ve bayan. Bayanla zaten anlaşıyorsun, bir sıkıntı olmuyor ama patron erkek olunca bir nebze düşünüyorsun, acaba diyorsun. Ama Allah razı olsun çok iyi insanlar, hep anlayışlı insanlarla çalıştım. Bir önceki iş yerimdeki patronumda aynı şekilde şimdi ki patronum da çok iyi ve anlayışlılar. Ben hep iyi insanlarla karşılaştım, hep halden anlayan, bayanın halinden anlayan insanlarla çalıştığım için bir sıkıntı yaşamadım.

“Bayan olunca insanlar size daha basit davranıyor”

Bu sektör için demiyorum, genel anlamda arkadaşlarımdan, çevreden gördüğüm ve duyduğum bayan olunca bir nebze daha nedense insanlar size daha basit davranıyor. Erkeğe davrandığı gibi davranmıyor. Bazen müşteriler geliyor hatta bir müşterimiz vardı bir beyefendi Mustafa beye davrandığı şekliyle bize davranma şekli farklıydı. Bunu hissediyorsunuz. Ben burada bir hizmet veriyorum ve ben o davranışı hak etmiyorum. Ben burada çalışan biriyim. Evet Mustafa bey patron ama aradaki fark çalışan – patron olayı değil de bayan-erkek olmaktan kaynaklanan bir problem. Böyle bir durum olduğunda üzülüyoruz, canımız sıkılıyor, midemiz bulanıyor. Bu tarz durumlarla karşılaşıyoruz, karşılaşmıyor değiliz. Ben bunun eğitim seviyesi ve görgü ile alakalı olduğunu düşünüyorum.

Yıllardır kadınlar hep çalışıyordu. Bu çok çok eskiden beri var. Belki bir ticaretin içinde yoklardı ama tarladalardı, hayvancılık yapıyorlardı. Yani bizim gücümüze, bizim çalışma şeklimize aslında ihtiyaç var. Çünkü mesela buraya dükkana bayanlar geldiğinde burada 2 bayan var buraya girelim diyorlar. Ama tezgahta bir erkek olduğunda bu kadar rahat içeriye giremiyorlar. Tam tersi de var erkek müşterilerimiz bize siz bayan gözü ile neler tavsiye edersiniz diye soruyorlar, tezgahta bayan olduğunda daha rahat ediyoruz diyen erkekler de var.

“Kadın çalışıyor, parasını kazanıyor, sesi çok çıkıyor diye yorumluyorlar”

Ben ülkemizde kesinlikle kadınların değer görmediğini düşünüyorum. Bence kadına değer verilmeli. Çalışan ya da çalışmayan fark etmiyor kadına değer verilmeli. Ben şu an çalışıyorum o yüzden öyle söylüyorum gibi algı yaratmakta istemiyorum ama, evde oturan bir bayan ile çalışan bir bayan arasında bir fark yok. Bu kadar kadınların eziyet gördüğü bir ülke de, dünya da da oluyor belki ama biz ülke olarak bu konuda maalesef çok üst sıralardayız. Bunu hatta “kadın çalışıyor, parasını kazanıyor, sesi çok çıkıyor” diye de yorumluyorlar. Bunu söyleyen zihniyetsiz, cahil  arkadaşlar da var.  Bunun bence onunla alakası yok. Ben çalışıyorum diye sesim daha çok çıkıyor gibi bir durum yok. Bir kere insanız, herkesin her şeyden önce insana saygı duyması gerekirken kadına saygı gösterilmeyip, çalışıyor, sesi çok çıkıyor gibi bastırılmaya çalışılması bence tamamen bir zihniyetsizlik.

Evet paramızı kazanıyoruz, evet belki bir tık daha güçlüyüz ama bunu bastırmak için kullanmıyoruz, kendimizi güçlü hissetmek için yapıyoruz. Dedim ya ben bu hayatta zorluk yaşadıkça, kızıma yetişmeye çalıştıkça, evime, eşime yetişmeye çalıştıkça ve bunları başardığımı görünce kendimi daha iyi hissediyorum. Her şeyden önce kendimizi iyi hissetmek için çalışıyoruz. Biz çalışıyoruz ekonomik özgürlüğümüzü kazanıyoruz, eve katkıda bulunuyoruz, yarın bir gün bir ev alırken, kredi çekerken o kredi tek maaş ile ödenmiyor. Bende bilirim sıcacık evimde oturup, çocuğuma bakmayı. Çalışmanın hem maddi boyutu hem de manevi boyutu var.

“Bir kadın dükkânda çalışan gözüyle değil bir anne olarak görülmeli”

Bir kadının dükkanda sadece çalışan gözüyle değil de bir birey, bir kadın, bir hanımefendi, her şeyden önce bir anne olarak görülmeli. Benim çocuğum hastalandığında patronuma benim kızım rahatsızlandı, ateşlendi gidebilir miyi mi? Çok rahatlıkla sormalıyım. Çünkü her şeyden önce ben bir anneyim. Ben bunları rahatlıkla soramıyorsam demek ki o kadına orada değer verilmiyor demektir. Ben çocuğumu emzirmeye gitmek istiyorsam ki bu benim hakkım, bu bana devlet tarafından da verilen bir hak, ben çalışma saatlerimde çocuğumu emzirmeye gidebilirim ama bu sadece memuriyette var. Özel sektörde yok!.. Kimse bunu önemsemiyor, umursamıyor.

Ben patronuma “çocuğumu emzirmeye gideceğim” dediğim de, ben bunu rahatlıkla sormalıyım. Ki ben bunu çok rahat sorabiliyorum. Ama bunu soramayan arkadaşlarım var. Çocuğunu emzirmeye gidip, yarım saat sonra arayıp “neredesin? Dükkan kalabalıklaştı” deyip arayan patronları da duydum. Bunlar olmamalı. Her şeyden önce o bir anne. Senin hanımında var, senin de çocuğun var. Aynı duruma kendini koymalısın, bunu yapmamalısın. Birazcık değer!.. Her şeyden önce insan olduğumuz için değer görmeliyiz, daha sonra anne olduğumuz için değer görmeliyiz ve bence bir tık ayrıcalıklı olmalıyız.

Çünkü dedim ya benim çalışma hayatımın en zor zamanları çocuğumun aklıma geldiği zamanlar, “arayıp anne ne zaman geliyorsun?” dediği zaman. Zaten biz bu zorlukları yaşıyoruz, çocuğa yetememe duygusu var. Bir de kalkıp bunun üstüne patronlarla çocuğumu emzirmek için mücadele etmemeliyim. Bununla ilgili istedikleri kadar yasa yapsınlar, kanun yapsınlar, yaptırım yapsınlar hiç önemli değil.

Çünkü çalışanını emzirmeye gönderiyor musun diye kimse gelip kontrol etmiyor, böyle bir şey yok. Bu eğitim ile zihniyet ile olacak bir şey. O yüzden birazcık anlayış, birazcık değer… Çünkü unutmayın ki sizi de bir kadın büyüttü, sizi de bir kadın emzirdi…

Kadınlar İnsanlığın devamı için olmazsa olmazdır. En büyük dertlerin dertlisi, en büyük mutlulukların ardındaki kahramandır. Buradan tüm kadınların “Dünya Kadınlar Günü”nü kutluyorum…”

EMİNE ÖZCANLI: “Erkek işi’ demedim Çay’cı oldum”

“1984 Burdur doğumluyum. 3 çocuk annesiyim. Çalışma hayatına 16 yaşında girdim. 16 yaşımdan bu yana muhasebe, butik, Vergi Dairesi ve Hastane’de çay ocaklarında, pazarcılık gibi farklı sektörlerde, farklı işlerde de çalıştım.

2017 yılında esnaf olarak ilk iş hayatıma başladım. 3 yıldır Yukarı Pazar’da çay ocağı işletiyorum. ‘erkek işi’ demedim, çaycı” oldum. 5 ay önce de ayrıca fırın işletmeciliğine de başladım. 

“Yaptığım meslek erkek mesleği olduğu için bazı zorluklar yaşıyorum”

Aslında yaptığım bu meslek erkek mesleği. O yüzden bazı zorluklar da yaşıyorum. Bu meslekte sürekli erkeklerle muhatap oluyorsun. Kadınlar çay ocağını pek tercih etmiyorlar, ilgi duymuyorlar. Fırın işi de ayrı zorlukları olan bir meslek gece çalışması olduğu için. Hem gece hem gündüz çalışması gerçekten çok zor. Ama çalışmaktan, bu meslekleri yapmaktan hiç şikayetçi değilim. Ekmek davası diyorum zorluklara katlanıyorum.

“İş yerlerinde kadınlar, çalışan olarak görülmüyor”

Kadınlar hiçbir yerde değer görmüyor. Çalışan kadınlara özellikle değer verilmediğini düşünüyorum. İş yerlerinde kadınlar çalışan olarak görülmüyorlar. Erkek çalışanlardan daha fazla çalıştırılıyorlar, eziliyorlar. Kadınlar cinsel obje olarak görülüyorlar. O kadının ekmek parası için çalıştığını, çocukları için çalışmaya gittiğini düşünmüyorlar.

Kadınlar anne olarak değer görmüyor, kadın olarak değer görmüyor, çocuk olarak değer görmüyor.

Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. İnşallah kadınların değer gördüğü bir dünya olur…”

ŞADİYE YURTSEVEN: “RÜYALARIM GERÇEK OLDU”

“Ben Şadiye Yurtseven, Rüya Bayan Kuaförünü işletiyorum. 42 senedir kuaförlük mesleğini yapıyorum. İki oğlum ve bir kızımla birlikte bu sektörde çalışıyor.

1979 yılından beri bayan kuaförlüğü yapıyorum. Ben 6 yaşındaydım ve teyzemin oğlu ve kızı bir gün bizi ziyarete gelmişlerdi. Ben bilmiyordum ama ikisi de kuaförmüş. Bana “Şadiye sen okuma direk kuaför ol, bu meslekte okumaya gerek yok” dediler. Ben o gün kuaför olacağım diye kafama koydum. Aklımda kuaförlük olduğu içinde okulu hiç sevememiştim. İlkokulu bitirdim ve ertesi gün 13 yaşında kuaförlük mesleğine adımımı attım. 17 yaşıma geldiğimde ise; Rüya Kuaför ismindeki kendi dükkanımı açtım. Dükkanımın ismi olmasının sırrı da ben çıraklığa girdiğimde kuaförlük benim hep rüyalarıma giriyordu. Bir gün yine rüyamda İstanbul’da ışıl ışıl 4 katlı bir dükkân gördüm. Sadece bir gün de değil ben bu mesleğe çırak olarak girdikten sonra neredeyse her gün böyle kuaförlükle ilgili rüyalar görüyordum.

“Bu işi yapmak için 3 ay açlık orucu tuttum”

İlk başlarda hiç kendi dükkanımı açacağımı düşünemiyordum. Çünkü, babam bu mesleği yapmamı hiç istemiyordu. Ben kuaför olacağım diye 3 ay açlık orucu tuttum. Annem de bu mesleği yapmamı istiyordu. Daha sonra o zamanlar Rahmi ustam vardı. O geldi bize, aileme “bu kız bu mesleği seviyor bırakmasın. Şadiye iyi bir kuaför olacak” dedi. Ustamın konuşması, annemin de desteği ile ben tekrardan işe başladım. Diplomayı alırken de bazı sıkıntılar yaşadım. Kendim de usta olacağım için bize rakip olacak diye biraz zorladılar. Ama çok şükür ustalık diplomamı da aldım. Diplomamı aldıktan sonra da bu sefer babam dükkan açmama izin vermedi. O arada bir de üzerine nişanlandım. Daha sonra öyle de böyle de 17 yaşında borç, harç kendi dükkanımı açtım. Daha sonra evlendim. Dükkânı açarken sordular dükkânın is- mini ne koyalım diye, bende ‘Rüya’ dedim. Neden? Dediler. Dedim ki, rüyalarım ortaya çıktı, rüyalarım gerçek oldu. “Allah bana bu dükkânı nasip etti. Dükânımın adı Rüya olsun” dedim. Bu sene 42. senem. Yani 42 senedir kuaför olarak çalışıyorum.

“3 çocuğum ile birlikte ailecek kuaförlük yapıyoruz”

3 tane çocuğum var. 2’si erkek 1 tanesi de kız. 3 çocuğuma da bu mesleği öğrettim. Büyük oğlum ilkokuldan beri yanımda. Ortanca oğlum da ortaokulu bitirdikten sonra “bende geliyorum” dedi. Kızım da aynı şekilde ortaokuldan sonra “bende geliyorum” dedi. O şekilde çocuklarımla beraber çalışmaya başlamıştık, halen da çalışmaya devam ediyoruz. Ben aslında çocuklarımın hep okumalarını istemiştim. Ama nasipte çocuklarımla beraber çalışmak varmış. Çocuklarımla çalışmanın güzel yanları olduğu kadar zor yanları da var. Hem annesin, hem babasın, hem ustasın. Annelik yapamıyorsun evde değilsin. Anne ile ustalığı da bir araya getiremiyorsun. Ustalık yapıyorsun annelik duygusunu tatmıyorlar. Bana müşterilerim bile “sen üvey anne misin?” derdi.

 Çocuklarım için de çok zordu. Arkadaşları dışarıda geziyorlar, çocuklarım dükkândalar. Arkadaşları kafeye gidiyor, bunlar yine dükkândalar. Bizim işimiz böyle. Sabah giriyoruz dükkâna akşam çıkıyoruz. Ben gezmeye gideyim, ben kafeye gideyim diyemiyoruz.

Çocuklarım benim her şeyim, onlar sayesinde daha güçlüyüm. Onlarla çalışmaktan çok mutluyum…

“Kendi dükkânımı açtığımda bu mesleğin kolay olmadığını anladım”

Ben bu mesleğin bu kadar zor olduğunu bilmiyordum. Çırakken ustanın yanında çalışırken hayat kolaymış. Evet o zamanlar da çok zorluklar yaşadım ama sorumluluk yoktu. Sadece mesleği öğreniyordum. Kendi dükkânımla birlikte bu mesleğin o kadar da kolay bir meslek olmadığını anladım…

Dükkân açınca bana büyük bir sorumluluk geldi. Ustamız bazen biz çırakken kızıp, bağırırdı. Ben ustamı kendim usta olunca anladım. Onun kızıp, bağırmalarını o zaman anladım. Şunu da anladım, ezilmeyen insan, ezilmeyen evlat başarısızdır, başaramaz. Benim mesleğe başladığım zamanlar ile şimdi ki zamanlar arasında çok fark var. O zamanlar kadın esnaf olmanın zorluğu gerçekten çok zordu. Ben güçlü olmak için saçlarımı kazıttım, erkek pantolonu, erkek ceketi giydim. Sırf ezilmemek için.

8 sene önce emekli oldum. Ama bir gün oh diyemedim. Hep çalıştım. Ne bayram bildim, ne seyran bildim, ne ölü bildim, ne diri bildim. Kendi düğünüm de bile çalıştım. Düğün günü dükkânımı açtım çalıştım, işim bitti karşı kuaföre gidip saçımı yaptırdım düğünüme gittim.

“50 senedir dünya ile boğuşuyorum”

 Rüya Kuaför çok sıkıntılar çekti, çok zorluklar aştı. Annem “dağ ile güreşilir mi? Ben dağ ile güreşiyorum” derdi. Annemin kaderi yazılmış bana neredeyse 50 senedir dünya ile boğuşuyorum. Küçükken ahırımız vardı, okuldan çıkar ahıra girerdik. Ahırdan çıkar okula giderdik. 6 yaşında sırtımızda kepek çuvalları, yem çuvalları bindi. O zamandır, bu zamandır sırtımdaki ağırlık hiç inmedi. 56 yaşındayım daha halâ çalışıyorum. Allah ömür verdiği sürece de herhalde çalışacağız…

 Her zaman ne istediğini bilen, erkeğinin ardında ona destek veren, çocuklarının başında koruyup kollayan kadınlar… Dünya Kadınlar Gününüz kutlu olsun…”

YAŞAR ÇELEBİ: “Ben çalışmasam, psikolojim bozulur”

“64 yaşındayım Burdur Kışla Mahallesi’nde oturuyorum. Emekliyim. Kışla Mahallesi’nde kendi tarlamda biber ve kabak yetiştirip, pazarda satıyorum.

Yetiştirdiklerimi satmak için Salı Pazarı’na geliyorum. Eşim yatalak olduğu için çalışamıyor. Bende eve ek gelir olsun diye kendim üretip, kendim satıyorum.

Biz çocukluğumuzdan başladık çalışmaya. Ben şimdi de boş duramıyorum. Hatta önce dışarıdaki işlerimi hallederim sonra ev işlerine bakarım. Ufaklıktan öyle yetiştim. İşten, çalışmaktan hiç korkmam. Ben dışarıya çıktım mı içim açılıyor. Ben bu işlerle uğraşmasam, sürekli evde durursam psikolojim bozulur, hasta olurum. Elektrikli motorum var onunla gelip gidiyorum. Kendi yetiştirdiğim kabak ve biberleri satıyorum. Çok şükür işlerim, satışlarım iyi. Sağlığım el verdikçe kabak ve biber yetiştirip pazarda satmayı düşünüyorum.

Kadınlar olmasaydı dünyadaki hiçbir şeyin önemi kalmazdı. Kadın, doğası gereği zayıftır; ama acıya en çok o dayanır. Kadının direncini kıran tek şey; hayal ettiği kişinin boş çıkmasıdır. Hiçbir kadının hayali boşa çıkmasın Kadınlar Gününüz kutlu olsun…”

ÖZNUR KIZILDAĞ: “Gururluyum tek başıma başardım ve ben ‘ANNE’ olmayı seçtim”

“1979 Burdur doğumluyum. 23 yaşında 2 tane üniversite okuyan oğlum var. 2007 yılında eşimden ayrıldım. Çocuklarım için çalışmak zorundaydım… Eşimden boşanmıştım. Bir kadın için dul olarak iş bulmak ve çalışmak çok zordu. Bunun zorluğunu çok yaşadım. Emlakçılığa başlamadan önce çok yerde çalıştım. 2 çocuğum vardı onları düşünmem lazımdı. Hasta olurlar diye sigortalı iş bulmaya  çalıştım. Kadın olarak her yerde her işte çalışılmıyor ne yazık! Bende sıkıntı yaşayınca ayrılmak durumunda kaldım. Sıkıntı derken, birinden maaşımı alamadım, birinden sigortam yatmadı. Sürekli bir yerlerde çalışıyorsun. Baktım olmuyor, yaranamıyorsun insanlara. Eşek olunca semer vuran çok olur. Bir işe giriyorsun eziyorlar, sen onun malıymışsın gibi davranıyorlardı. Sen bir iş için işe başlıyordun ama sana 5 iş birden yüklüyorlardı.

“Burdur’da ilk kadın emlakçılardanım”

Daha sonra “kendi işimi kendim yapayım” dedim. Burdur’da o zamanlar çok bayan emlakçı da yoktu. Hatta Burdur’da ilk bayan emlakçılardanım. Bir arkadaşım vardı o dedi ki “başla” ben bir vesileyle rızk Allah’tan” diyerek bu işe başladım. “Ben uğraşırım, çalışırım” dedim. Allah zaten görüyor, nasip ettikten sonra olacak diyerekten bismillah dedim. İlk açtığım ofiste şu anda kullandığım mobilyalardan başka hiçbir şey yoktu. O mobilyaların taksitini bitirmeden ofisimi açtım. Özel sektörde çalışan bayan olmak gerçekten çok zor. Biz eksiyle başladık hayata, sıfıra gelene kadar baya bir uğraştık. Şimdi sıfırdan sonra bir şeyler yapmak için uğraşıyorum. Şu an çok şükür halimden memnunum.

 “Ben bu işi yaparım dedim ve başladım”

Burdur’a geldikten sonra Halk Eğitime gitmiştim. Orada Emlakçılık kursu varmış. O dönem Gazetecilik yapıyordum ve haber için gitmiştim Halk Eğitime. Kurs sonrasında emlak sertifikası verilecekmiş ve bir daha açılmayacakmış. Beni de yazın kursa. Sonra dedim ki “ben bu işi neden yapmayayım?, ben bu işi yaparım” dedim ve başladım. Nasipmiş ki kaç senedir çalışıyorum ve bugünlere geldim. Çalışırsan oluyor, çalışmazsan olmuyor.

“Kadın’dan emlakçı mı olur? Dediler”

Bayan emlakçı olduğum için ilk başlarda çok fazla ön yargı vardı. Bayan emlakçı deyince insanlar “bayandan emlakçı mı? Olur” diyorlardı. O ön yargıyı atlattım. Birde ilk başlarda ev bakmaya gittiğimde, inşaatlara falan tek başıma gittiğimde çekiniyordum. Ama zamanla onları da aştım. Şimdi inşaata gittiğimde ustalarla, çalışanlarla hep tanıştık. Şimdi hepsiyle oturup çay içiyoruz. Burdur’un şu güzelliği var, herkes birbirini tanıyor. Kiminle nereye gideceğini biliyorsun. Bu sektörde bayan olmanın da çok avantajlarını yaşadım. Mesela Burdur’a tayin geliyordu polis olsun, asker olsun, memur olsun geldiği zaman koca- sı başka şehirde, orada kaldığında eşini çok rahat gönderebiliyordu. Mesela, bana telefonla arayıp; “Öznur hanım bayan olduğunuz için ben buradan eşimi gönderiyorum, eve bakmaya sizinle gidecek, siz göstereceksiniz, siz yardımcı olursunuz” değil mi?” diye ricada bulunurlardı.

“Hedefim Hukuk okumaktı, ama ben ‘ANNE’ olmayı seçtim”

Boşanma aşamasındayken Hukuk Fakültesi‘nde okumaya karar vermiştim. Ben Kıbrıs’ta okumak istiyordum ama, çocuklarım Türkiye’de. Gel deyince de hemen gelip, gidemiyorsun. Sonra Burdur’a dönmeye karar verdim. İki tane oğlum vardı. Onlar zaten babasızdı, bir de annesiz bırakmak istemedim ve döndüm, geri geldim. İyi bir burs ile okuyup gelebilirdim ama sonra “ben ne yapacağım avukatlığı, savcılığı” dedim. Ben ‘ANNE’ olmayı tercih ettim. “Az kazanayım, öz kazanayım ama çocuklarımın başında olayım” dedim.

“Kendi firması olup ta tek ihracat yapan bayan oldum”

Emlakçılık ile birlikte şimdi de mermer işine girdim. Bu işe de Burdur’a mermercilik için gelenler ev kiralıyorlardı o nedenle mermercilerden çevrem oldu. İş yerime de sürekli numune falan bırakıyorlardı. Çevrem sayesinde de mermer işine girdim ve mermer ihracatı yapmaya başladım. Hatta geçenlerde Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği’nden buradaki Ticaret Odası ve Esnaf Odalarını aramışlar. Burdur’da kendi firması olup ta tek ihracat yapan bayan ihracatçı ben olmuşum. Ameliyat olduğum için toplantıya da gidemedim. Bu benim için gerçekten onur ve gurur verici. Bu işe girerken de hiçbir şey bilmeden başladım. “Kadın’dan mermerci mi?” olur diyerek çok aşağılayanlar olsa da göç yolda düzülür dedim ve başardım.

“Annem de babam da bana, hep destek oldular”

Burdur’a geldiğimde çocuklarım 8 yaşındaydı. Çocuklarımın küçük olmasından dolayı çok zorlandım. En büyük destekçim annem oldu. Annemde babamda bana hiç köstek olmadılar, bana her konuda çok destek oldular. “En azından istediğin bir işi yap, kendi işin olsun. Yapamasan da, batırsan da yapamadım dersin, kendin yapmış olursun” dediler. Çocuklarımı çok şükür kendim çalışarak bugünlere getirdim. Allah dağına göre kar veriyor. Mutlaka bir yerden yardım ediyor.

“Gururluyum çünkü hepsini tek başıma başardım”

Ben çok istedim ama okuyamadım. Kredi çektim çocuklarımı okuttum. Çocuklarımla birlikte beraber okumak istedim ama, o da olmadı. Nasip… Mutlu muyum? Evet çok şükür halime. Birde şunun onuru, gururu var, ben bunların hepsini tek başıma yaptım. Yani hiçbir Allah’ın kulu bana diyemez ki “ben olmasaydım yapamazdın” yok! Ailem haricinde hiç kimseden destek görmeden bugünlere geldim. Kimseye muhtaç olmadım.

Bütün dünya kadınlarına sağlık, mutluluk ve esenlik dolu günler diliyor, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. “

CANAN AKGÜN: “MUHTAR olarak hayallerimi gerçekleştirdim”

Ben Sakarya Mahallesi Muhtarı Canan Akgün. Evliyim 2 tane oğlum var. Burdurluyum ve bu dönem ilk muhtarlığım. 2019 yerel seçimlerinde mahallemize ‘kadın eli değecek’ sloganıyla mahalle muhtarlığı için yola çıktım.

Mahallemin tertip ve düzenini bir kadın gözü ve eliyle güzelleştirmek için muhtarlık görevine talip oldum. 15 yıldır bu mahallede oturuyorum. Mahallemiz komşuluk ilişkileri bakımından çok güzel. Sakarya Mahallesi eski ve köklü bir mahalle. Burada ikamet edenlerin birçoğunun kendi evi. Kiracı az. Herkes birbirini tanıyor ve samimiyet hakim mahallede. Ben mahallemizin tertip ve düzenini bir kadın gözü ve eliyle güzelleştirmek için muhtarlık görevine talip oldum ve seçildim…. Mahallemin güzel, refah ve yaşanabilir bir mahalle olması için elimden geleni yapıyorum.

Muhtarlığı hep merak ediyordum ve hoşuma da gidiyordu. Hatta hayal bile kuruyordum. Daha sonra aday olmaya karar verdim. Seçime girdim kazandım. Muhtar olarak hayallerimi gerçekleştirdim.  Herkesi tanımak, çevrenin olması tabi ki güzel. Ama insanlara, vatandaşlara yardım etmek daha ayrı güzel ve gurur verici, mutluluk verici. Tabi kadın olduğum için ayrıca evim ve çocuklarımla da ilgilenmem gerekiyor. Bu da bazen beni zorlayabiliyor. Ama bu zorlukta bu görevin tuzu biberi olarak kabul ediyorum.

Bir diğer dezavantaj da insanlarla uğraşmak çok kolay değil. Çevre hep erkekti. Ama bir kadın muhtar olarak bu dezavantajları da avantaja çevirdim. Kadınlar istedikten sonra her zorluğu aşabilir. Kadınlar olarak yeter ki isteyelim. Yapamayacağımız hiç bir şey yok. “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” bir gün değil her gün olmalı. Her şey bir güne sığmamalı. Çünkü kadınlar çok önemli, kadınlar her şeydir.

“Pandemi dönemini yoğun geçirdik”

Pandemi sürecini biraz yoğun geçirdik. Mahallem de yaşlı vatandaşlarımız çok fazla olduğu için onlarla sürekli ilgilendim. Gerçekten çok zor bir süreçti. Onlara yardımcı oldum, olmaya da devam ediyorum. Şu günlerde de aşı çalışmaları var. Aşı olacak olan yaşlılarımızı belirleme de yardımcı olmaya çalışıyorum. Zor durumda olan, yardıma ihtiyacı olan vatandaşlarımıza da muhtarlık olarak ve yardımseverlerimiz ile birlikte yardımcı olmaya çalışıyoruz.

“Muhtarlık zor ama…”

Muhtarlık zor ama, bu mahallede yapmak güzel… Burada oturan herkes beni tanıyor. Dolayısıyla bana ulaşmaları da kolay oluyor. Üç evden ikisinde beni tanıyan insan muhakkak ki çıkıyor. O yüzden gece gündüz biz her şekilde mahallemize daha iyi hizmet verebilmek için çaba sarf ediyoruz. Bende bir anne, bir eş, bir evlat ve bir kadın olarak, analarımız, bacılarımız, hayatımızın yarısı hatta çok daha fazla değerlerimizi ifade eden kadınlarımızın Kadınlar Günü”nü kutluyorum.”

-Muhammet Fatih Başcı