Dünya, bölgemiz çok zorlu günlerden geçiyoruz, etrafımız ateş çemberi!
Böylesine olağanüstü süreçten geçtiğimiz şu günlerde, ülkemizin de bir hayli sıkıntılı ekonomik koşullarında, geçim derdinin en öncelikli sorun olduğu bir atmosferde, ilimizde de yerel gündeme olumsuz konular eklendiğinde, tablo iyice çekilmez, karmaşık bir hal alıyor, psikolojik yükler giderek ağırlaşıyor!..
30 yılı aşkın bir süredir Burdur’da yerel gündemi aktif olarak takip eden, yorumlamaya çalışan gazeteciyim. 2016 yılından beri de son 10 yıldır, Burdur basınının örgütlü gücü Burdur Gazeteciler Cemiyeti başkanlığını sürdürüyorum.
İşte; bu yazıyı da bu refleksle kaleme alma gereği hasıl oldu, biraz dertleşme biraz sitem, biraz da özeleştiri...
Büyük bir değişim sürecinden geçiyoruz, hele teknolojik gelişmeler köklü dönüşümlere yol açarak, herkesi dönüştürmeye devam ediyor. Medya sektörü de bu değişimden en çok etkilenen alanların en başında geliyor. Klasik, geleneksel haberciliğin yerini dijitalleşmeye bıraktığı, sosyal medyanın iletişim araçları içinde en geniş yeri kapladığı bir dönemdeyiz. Ve; bu süreç hepimizi derinden etkilemeye devam ediyor. Bilgiye, habere bu kadar çok kolay erişilebildiği günümüz dünyasında dijitalleşmenin getirdiği kolaylıklar kadar zorluklarını, olumsuzluklarını da yaşayarak tecrübe ediyoruz, hele Burdur’da.
Burdur gibi gelişme, ilerleme iddiası , arzusu taşıyan bir il’de, yerel gündemin oluşmasında, şekillenmesinde internetin o büyülü gücünün, sosyal medyanın etkisinin, algı yönetiminin yararları, sağladığı kolaylıklar kadar bir yandan da olumsuz yönlerine de tanık oluyoruz. Halbuki; dijitalleşme ortamı Burdur gibi bir il’e artılar sağlaması gerekirken, maalesef dijital zeminde, internet haberleri, sosyal medya mecraları üzerinden verilen mesajların, kutuplaşma, çatışma iklimini daha da artırdığını, kentteki birlik, huzur ve iç barış ortamına, zarar verdiği bir süreçten geçiyoruz...
Bu işin içinde, mutfağında olan biri olarak, bu durumu uzun bir süredir üzülerek şaşkınlıkla (!) izliyorum.
Evet; Burdur, zaten çok önceden de bir araya gelme, birlikte olma kültürü zayıf olan bir il iken, şimdi de dijitalleşme ile birlikte sanal alemin verdiği coşkuyla yarılmaya, çatırdamaya, birbirimizden giderek uzaklaşmaya başladık! Günlük, basit hesapların, çekişmelerin, sahte yerel gündemlerin esiri olmaya başladık. Burdur’da en başta biz medya camiası, özellikle de internet haber siteleri, sosyal ağlar olmak üzere, siyaset dünyası ve toplumun diğer kesimleri, hepimiz bu yıpratıcı ortamın içinde, birbirimize zarar vermeye devam ediyoruz. En kötüsü de olan bu il’e, Burdur’umuza oluyor, umutlarımız, şehre olan inancımız yara alıyor!
Burdur’da kişisel çekişmeler, siyasi rekabetler daha önceden de vardı. Hatta; Burdur’da biraraya gelemediğimiz, ortak idealler etrafında kenetlenemediğimiz için yeterince gelişemediğimiz, geri kaldığımız tespitleri yapılırdı. Ama bir şekilde bu büyük eksikliğe rağmen, o günlerin koşullarında 70’li, 80’li, 90’lı ve 2000’li yıllarda Burdur’a bir şekilde hizmetler kazandırıldı.
Ama; kitle iletişim araçlarının gelişmesi, günümüzdeki başdöndürücü hızı, dönüştürücü etkisiyle birlikte Burdur’daki çekişmeler artık yönetilemez bir hal aldı. Sosyal medya üzerinden geniş kitlelere ulaşabilme konforunu, bu rahatlığı, gücü, etkileşim alabilme, yorumlarda alkış alma, tribünlere oynama uğruna heba ediyoruz! Maalesef; internet medyası da tık alma, daha çok okunma uğruna, bu ego çatışmalarına aracılık ediyor!..
Dünyanın, bölgemizin ve ülkemizin çok zor dönemden geçtiği şu ortamda, hele ekonominin bu denli hepimizi zorladığı şu günlerde, Burdur’da enerjimizi birbirimizle kavga etmeye harcıyor, ‘olgular değil algılar üzerinden’ kamuoyunu yönlendirmeye, yaratılmaya çalışılan suni gündem üzerinden de, gerilimlere anlamlar yükleyerek, güya doğru pozisyon almaya çalışıyoruz! Halbuki; bu kentin tam tersine hem de şiddetle ihtiyacı var, bir olmaya, birlikte olmaya, kenetlenmeye...
Bu kadar potansiyeli olan, pek çok değere sahip olan bu il’de neyi paylaşamıyoruz?
Çatışmanın neye faydası var? Çatışmaları körüklemekle, krizler çıkararak ne elde ediyoruz?
Böyle mi ilerleyeceğiz, bölgedeki diğer illere yetişeceğiz?
“Bürokrasi, siyaset, yerel yönetimler, üniversite - akademi, sivil toplum kuruluşları, medya ve daha pek çok bileşen” toplumun geniş kesimleri, birlikte olmanın, birlikte hareket etmenin, makulde buluşmanın sinerjisini, ‘büyük Burdur’ idealini, hedefini oluşturacağına, herkes kendi dünyasında, sosyal medya hesaplarına, takipçilerine, taraftarlarına hapsetmiş durumda kendini, sanal alemde gerçeklerden uzak yaşıyoruz!..
Oluşturduğumuz o sosyal mecraların dışına bir çıkın bakalım, şehir nereye gidiyor? Sonrasında da “Burdur’dan bir şey olmaz, bu şehir gelişmez” repliğine takılarak, sanki bu duruma gelmek te hiçbirimizin rolü, sorumluluğu yokmuş gibi ahkam kesiyoruz, kendi kişisel çıkarlarımıza geri dönüyoruz! Burdur’da kısırdöngü gibi, çark böyle işliyor. Ve; bunu hepimiz yapıyoruz, yeterki kişisel menfaatlerimize dokunulmasın!...
Gerilimleri, içi boş çekişmeleri bir kenara bırakacağımıza, Burdur gündeminde herkes oluşturulmaya çalışılan bu yapay gündemlerden, pay kapma derdinde! Burdur’da tam bir “akıl tutulması!” yaşıyoruz. Sadece şu son birkaç ay bile, Burdur’daki yerel gündeme bakın, öne çıkan tartışmaları hatırlayın, sanki bir boşlukta yaşıyoruz. Kağıt üzerinde herkesin rolü, tanımı belli iken, her şey birbirine karışmış gibi! Herkesin sadece kendini haklı gördüğü bir şehir gündemine sıkışıp kaldık!
Son krizimiz de resmi törenlerdeki protokol kuralları, Milletvekillerinin çelenk koyma törenlerindeki yeri oldu. '6 Mart etkinliği, Atatürk’ün Burdur’a gelişinin 96. yıl dönümü' dolayısıyla düzenlenen çelenk koyma töreninde yaşananlar...
“Resmi Törenler, Mahalli Kurtuluş Günleri” ile Valilik programlarının icrası, usülü ve protokol kuralları belli iken, bu kuralların teamüle de dönüştüğü gerçeği ortada iken Burdur’da yine acaba ‘suni bir gerilim’ kurgusuna tanıklık ediyoruz. Asıl konu, “vekillerin saygınlığı, milli iradenin önemi” ise, tabiiki bu mevzu, çok değerli bir konu başlığı. Ama, bu konu üzerinden başka hesaplaşmaların zemini mi planlanıyor, kurumlar, makamlar mı yıpratılmak isteniyor?
Mevzuat ile tanımlanan, düzenleyici işlemlerle de belirlenen çoğunlukla teamüle dönüşen kurallar ve bunun yanı sıra nezaket kurallarının geçerli olduğu bir çelenk koyma töreninden öndegelim sırasından kriz çıkartma başarısı ancak herhalde Burdur’da olur? Çevre illere ve ülkemizdeki genel uygulamalara bakılarak da yıllardır uygulanan protokol kuralından, başka anlamlar çıkarmak, siyasetçinin saygınlığını sorgulamak, bu şehre hiçbir şey kazandırmaz.
Vekillerin; temsil güçlerini, TBMM üyeliklerini, halkın oylarıyla seçilmiş olduklarını vurgulamaları, milli irade kavramını öne çıkarmaları, elbette çok kıymetli. Kurtuluş Savaşı mücadelesi veren, devlet kuran Gazi Meclisimizde, vekil olmak, Burdur’u temsil etmek büyük bir onurdur. “Lakin, bu değerlerin sembolize edildiği yer, il protokolü değildir, hele çelenk sunma törenlerindeki öndegelim dizilimi hiç değildir. Siyasetçinin asıl gücü halkın sevgisidir, gönlüne girmektir, milletin oyları, milletin ta kendisidir...”
Yeri gelmişken şu hususu da belirtmek lazım; üniter devlet yapısında, seçilen vekiller yasama erkini oluşturur, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesidirler, aslında bütün Türkiye’yi temsil ederler. ‘Burdur Milletvekili’ tanımlaması coğrafi anlam taşır, seçildiği seçim çevresini tarif etmek için kullanılır. Elbette; vekiller seçildikleri yere hizmet için yoğun çaba gösterirler. Ama öncelikli görevleri yasama organıdırlar. Yürütme erki ile olan ilişki, işte asıl karmaşa tam bu noktada başlıyor. Uzun yıllar parlamenter sistem modelinde yasama ile yürütme iç içe girdiği için, Milletvekillerinin rolü, hep her ikisi ile de ilişkilendirildi. Türkiye’de 16 Nisan 2017 halk oylamasında kabul edilen, 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan kuvvetler ayrılığına dayalı başkanlık tipi hükümet sisteminde, Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nde vekillerin rolü ile atanmışların rolü, görevleri, aralarındaki sınırlar noktasında, 10 yıldır geçiş sürecindeyiz, halen sancılı bir süreçten geçiyoruz.
Peki; ‘il protokolünde’ TBMM üyeliğini, milli iradenin tecellisini bu kadar öne çıkardığımız bir noktada, Cumhurbaşkanlığı kabinesine dışarıdan Bakan atanmasında, teknokratların, bürokratların Bakan olmasında, siyasetçi duyarlılığı, seçilmişlik hassasiyeti ne oluyor? Devlet kurumlarında, Genel Müdürlüklerde, merkezden çevreye bürokrasi çarkında siyasetin sınırı nereye kadar uzanıyor?
Bu tip soruları uzatmak mümkün olsa da; asıl mevzuya geri dönecek olduğumuzda Milletvekillerimizin itibarını çelenk sunma protokolü belirlemez. İl protokollerinde üçlü yapı öne çıkar; “Vali, Garnizon Komutanı, Belediye Başkanı.” Hadi Burdur’da vekil sayısı üç olduğu için, Vekilleri de öne çıkaralım dendi, 15, 25, 90’ın üzeri vekil sayısı olan illerde nasıl düzenleme yapılacak o zaman?
En önemlisi de; Burdur’un böyle konulara harcayacak vakti, enerjisi olmamalı.
İlimiz, hesaplaşmalar platformuna dönüştü, siyasetin kendi içindeki rekabeti, iktidarından muhalefetine partilerin kendi içindeki rekabet düzeyi, bir de buna dijital cazibe de eklenince, Burdur suni gündemlerin konuşulduğu, tartışıldığı, ego çatışmalarının tavan yaptığı bir il haline geldi. Hem de hiç böyle bir lüksümüz olmadığı halde! Zaten, bir araya gelmekte yıllar öncesinden gelen bir zorluk yaşarken, kutuplaşmayı artırarak ne elde ediyoruz?
Ve; son tahlil de en büyük özeleştiri de kendimize, Burdur medyasına... Elbette; habercilik refleksi çok önemli. Günümüz dünyasında hiçbir şey gizli kalmıyor. Bilgi çabucak yayılıyor, haber değeri taşıyan her konu, herkes haber olabilir. Özellikle yerel basında; yaptığımız haberlerin içeriği kadar şehre faydası da önemli bir parametredir. Hele Burdur gibi; tanıtım, gelişim konusunda dezavantajlar yaşanılan bir il’de yerel basın daha sorumlu, daha duyarlı hareket eder. Ama; bazılarının bu tık alma, internet’te öne çıkma, sosyal ağlarda görünme sevdası, bizim de değerlerimizi aşındırmaya başladı. Farklı olmak, yazılamayanları yazmak dürtüsüyle, bu sahte, suni gündemlerin oluşmasına maalesef aracılık ediyor, zemin hazırlıyoruz. Elbette; sadece haber verme misyonumuz yok, hele yerel gazetecilik’te toplum yararına, kamu menfaati için gündem oluşturmak, kamuoyunu yönlendirmek de bizim temel görevlerimizden biri. Ama; bu işlevimizdeki sınırı, dozu bilmek lazım. Biz; ne siyasetçiyiz, ne teknik eleman, ne hakim, savcı ne de yerel yönetici, ne de hakem.
Bizim ana görevimiz yönetilenler ile yönetenler arasındaki doğru bilgi akışını sağlamak. Hiç merak etmeyin, her zaman en doğru kararı okuyucu verir...





