Burdur’da, Zafer Bayramı’nın 100’üncü yıl dönümü dolayısıyla Vali Ali Arslantaş tarafından resepsiyon verildi.

Göl Polis Tesisleri’nde düzenlenen resepsiyona, AK Parti Burdur Milletvekilleri Bayram Özçelik ve Yasin Uğur, Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, Garnizon Komutanı Albay Yavuz Çankaya, İl Emniyet Müdürü Ümit Bitirik, İl Genel Meclisi Başkanı Murat Akbıyık, İlçe ve Belde Belediye Başkanları, siyasi parti il başkanları, daire müdürleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar, şehit yakınları, gaziler ve öğrenciler katıldı.

Resepsiyona gelenleri eşi Hatice Arslantaş ile karşılayan Vali Arslantaş, 30 Ağustos’un bir olma ruhuyla yazılan muhteşem bir destan olduğunu söyledi. Arslantaş; “30 Ağustos 6 yüzyılın yorgunluğuyla artık doğal ömrünü tamamlayan Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zümrüdü Anka misali küllerinden yeniden doğmasının tarihidir” diye konuştu.

Vali Arslantaş, üzerinde ’30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun ‘yazılı pastayı, protokol üyeleri ile birlikte kesti.

Resepsiyonda konuşan Vali Arslantaş, şunları söyledi;

30 Ağustos bir olma ruhuyla yazılan büyük bir destandır”

“Bu latif Ağustos akşamında, özgürlüğümüzün perçinlendiği 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın seneyi devriyesinde siz değerli konuklarla birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Türk’ün bilge başbuğu Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, kahraman milletimizin ve onun bağrından kopan pervasız ordumuzun, hiçbir koşul lehine olmadığı halde elde ettiği bu zaferin ehemmiyeti, yeni bir devletin kuruluşunun doğum sancıları olmasında gizlidir. Çanakkale mağlubiyetinden millet olma bilinci çıkarmaya çalışan Anzaklar yahut tarihlerindeki tek zaferlerini Kalavela’ya işleyerek ulusal birliktelik sağlamaya çalışan Finliler böyle bir zafere sahip olsalardı sanırım ellerindeki tüm imkanlarla muzafferiyetlerini tüm dünyaya duyurmaya gayret ederlerdi. Tarih boyunca on altı devlet kuran ve tarihinde binlerce zafer bulunan bir millet olmanın alışkanlığıyla olsa gerek milletçe 30 Ağustos’u olması gerekenden az bir coşkuyla kutlamanın mahcubiyetini duyuyorum. Zira 30 Ağustos bir olma ruhuyla yazılan büyük bir destandır. Simurg, Anka, Kaknüs adlarıyla anılan ve küllerinden yeniden doğduğuna inanılan efsanevi bir kuş vardır. 30 Ağustos altı yüz yılın yorgunluğuyla artık doğal ömrünü tamamlayan Osmanlı Devletinden, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Zümrüd-ü Anka misali küllerinden yeniden doğmasının tarihidir. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri ve stratejik dehasının şekillendirdiği bu yeniden doğuş destanındaki paydaşlar Türk ulusunun vatan sevgisi, bağımsızlık tutkusu, şanlı ordumuzun kahramanlığı ve cesaretidir.

“Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebelerinde toprağa düşen tohum 30 Ağustos Zaferi’yle birlikte filizlenmiştir”

Otuz Ağustos, milli marşının adını “İstiklal Marşı” olarak seçen bir milletin muvakkaten bile boyunduruk altına girmeyeceğinin ispatıdır.  Atatürk’ün ifadesiyle: “Şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit” etme hainliğini gösterenlere bu milletin haddini bildirişinin adıdır. Fakr-u zaruret içinde türlü imkansızlıklarla çevriliyken bile yılmayan bir ırkın, bir arada olduğu müddetçe en zorlu badireleri atlatacağının vesikasıdır. İlelebet serazat yaşayamama düşüncesini “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” düsturuyla karşılayan bir ulusun, hür yaşama iradesini ortaya koyduğu kilometre taşıdır. Dünya durdukça Anadolu’nun Türk yurdu olacağının ilanıdır. Her ne kadar kader devasa bir network olsa da yüce yaratıcı kendi kaderini seçmek noktasında tıpkı insanlarda olduğu gibi milletlere de seçme hakkı tanımıştır. Alçak harici düşmanlardan tutunda dahili hainlere, manda/himaye tarafgirlerinden, şahsi menfaati uğruna bir milletin bileğine pranga vurulmasında beis görmeyen şakilere kadar, türlü güç odaklarının karşısında Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ya İstiklal Ya Ölüm” sancağı altında toplanan Türk milleti, 30 Ağustos’ta kendi kaderini öz elleriyle çizmiştir. Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebelerinde toprağa düşen tohum 30 Ağustos Zaferi’yle birlikte filizlenmiştir. Kökleri eşitlik, laiklik ve demokrasiye dayanan Türkiye Cumhuriyeti, bir çınar misali gün geçtikçe serpilmiş, on altı devlet kurmuş bir millet olmanın irfanıyla 99 yılı geride bırakmıştır.

“Milli ruh ve milli şuuru daima teyakkuz halinde tutarsak gelecek bizim olacaktır”

Asırlık bir çınar olmamızın arifesindeyiz. Bu ağacın gövdesinin daha kalın, köklerinin daha derin olması, ata yadigârının boyunun arşa ulaşması için bizlere düşen çok mühim görevler, erişmemiz gereken azim hedefler bulunmaktadır. Maziden tevârüs eden özgüvenle, daha uygar ve gelişmiş bir Türkiye Cumhuriyeti için var gücümüzle gayret göstermeliyiz. Topyekûn başarılar için topyekûn çalışmak gerekir. Torunlarımıza daha güzel bir Türkiye bırakarak atalarımızın ruhlarını gururlandırmak bizim elimizdedir. Milli ruh ve milli şuuru daima teyakkuz halinde tutarsak gelecek bizim olacaktır. Farklılıklarımız aynı zamanda zenginliğimizdir. Aramıza tefrika sokmaya çalışanların gayelerini boşa çıkarmalı, neredeyse bin yıldır bu topraklarda birlikte yaşamanın tecrübesiyle hareket etmeliyiz. Müşterek değerler etrafında kenetlenen Türk çağlayanını hiçbir bent tutamayacak, hiçbir set engelleyemeyecektir. Küresel ekonomik ve siyasi krizlerle şekillenen, kartların biteviye yeniden karıldığı günümüzde, dünyada söz sahibi olmaya namzet birkaç milletten biri olduğumuzun bilincindeyiz. Hoşgörü ve empatiyle çözülemeyecek sıkıntımız, el ele verince aşılamayacak derdimiz olmadığını bilerek yaşamalı ve yarınlardan ümit var olmalıyız. Sözlerimi nihayete erdirirken başta Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, kara toprağı vatan yapan tüm aziz şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyor, Tüm Burdurluların Zafer Bayramı’nı en içten duygularımla kutluyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.”