Burdur Gölü denilince son yıllarda öne çıkan gönüllü kuruluşlardan biri olan Ekosistemi Koruma ve Burdur Gölüne Hayat Verelim Derneği yönetim kurulu başkanı Burhan Cahit Karakurt gazetemize konuştu. Burdur Gölü hakkında çarpıcı açıklamalarda bulunan Karakurt, göl’deki çekilme nedenlerinden gölü kurtarma önerilerine kadar geniş yelpazede gazetemiz muhabiri Muhammet Fatih Başcı’ya açıklamalarda bulundu. Burdur Gölü’nün Burdur’daki en öncelikli sorun olduğunu vurgulayan Burhan C. Karakurt, göl’e verilecek önceliğin Burdur anayasasına konulması benzetmesinde bulundu. Karakurt’un açıklamaları şöyle:

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen geniş katılımlı Burdur Gölü’ne ilişkin dijital toplantı değerlendirmesi

“Çözüm önerilerinin geliştirilmesi bundan sonra atılacak somut adımlar için gösterge niteliğinde olacak”

Öncelikle Sayın Vali Ali Arslantaş’ın konuya duyarlılığının çok sevindirici olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar görev alan Valilerimizin hepsi, Burdur Gölü ile ilgili mutlaka iyi niyetler beslemişlerdir ve Göl’ün kurtarılması amacıyla yapılan çalışmalara az çok mutlaka bir katkı koymuşlardır. Ama Sayın Arslantaş geldiği günden bu yana benim Burdur Gölü ile ilgili kendisi ile üçüncü görüşmemdi. Notlarını alıyor, çözüm önerilerini dikkatle takip ediyor, kurumlara gönderiyor ve sonuçları da mutlaka değerlendiriyor. Bunu STK’larında katıldığı, Muhtarlarımızın bulunduğu, Burdur’u yöneten tüm değerli katılımcıların da bulunduğu bir online toplantı da yapması da ayrıyeten güzeldi. Herkes birbirini dinledi, birbirine katkı sağladı, birbirinin eleştirisini dinledi ve Sayın Arslantaş bunların hepsini dinledi. Ne söz kesti, ne yarıda bıraktırdı. Bu davranış bence çok güzel bir şeydi. Aykırı sesler de çıktı, ama bunların da olmasının demokrasinin bir gereği olduğunu bir kere toplantının yöneticisi olarak Sayın Vali’nin çok güzel idare ettiğini düşünüyorum. Kendisine de teşekkür ederim.

Böyle bir toplantının olmasının en önemli sebeplerinden biri bugüne kadar daha az dinlenen kesimlerin de toplantıda bulunmasıydı. Buradan çıkarttığım kasıt şu; mesela bir köy muhtarımız çok somut ifadelerle kaçak suyun kullanımıyla ilgili bazı iddialarda bulundu. Belki akademik çevreler veya biz bu konuda çok vakıf değildik olaya, ama Sayın Muhtardan bunu dinlediğimiz zaman olayın vehametinin daha da farklı olduğu noktasına geldik. O nedenle bizim de söylemlerimizi, muhtarlarımızın, diğer STK’ların, Burdur’daki idarecilerin duymuş olması, bunları not etmesi ve bunlara karşı da farklı çözüm önerilerinin geliştirilmesi bence bundan sonra atılacak somut adımlar için gösterge niteliğinde olacaktır.

“Yer altı sularının çekiliyor olması Burdur Gölü’nün hacminin azalmasında doğrudan bir etken”

Toplantıda önce DSİ Bölge Müdürümüz bir sunum yaptı ki sunumu güncel verilere dayalıydı. Yalnız Sayın Bölge Müdürü’nün yaptığı bu sunumun özellikle yer altı sularının Burdur Gölü ile bağlantısı ve yer altı sularındaki azalmanın Burdur Gölü ile olan azalmaya ilgisinin olmadığı noktasına katılmak mümkün değildi.

Çünkü; hem akademik çevrelerden toplantıya katılan hocalarımız hem daha önceki elimizdeki veriler bize gösteriyorki, göl’ü besleyen en büyük kaynaklardan biri yer altı suları. Yer altı sularının çekiliyor olması Burdur Gölü’nün debisinin ya da hacminin azalmasında doğrudan bir etken. Bu nedenle sunumun verimli olduğunu söylemekle beraber sunumda kullanılan dilin ben daha açık, daha cesur topluma ve kamuoyunu daha bilgilendirici olması gerektiğini düşünüyorum.

“Burdur Gölü’nü korumak için radikal tedbirler alınması gerektiği konusunda herkes hemfikir”

Bugünden sonra Burdur Gölü ile ilgili yapılması gereken en büyük çözümün Göl’ün şu andaki durumunu korumak olduğu yönünde herkes hemfikir. Akademik çevreler hemfikir, idarecilerimiz hemfikir, STK’lar ve muhtarlarımız hemfikirler. Bunun 1970’li yılların başındaki o geniş hacmini yeniden kazanmasının artık çok zor olduğunu, bunun kolay olmadığını ya da artık pek de mümkün olmadığını herkes biliyor ve kabul ediyor. Yapılması gerekenin bugünün koşullarında Burdur Gölü’nü korumak için radikal tedbirler alınması gerektiği konusunda da herkes hemfikir.

“Burdur Gölü ve çevresinde kaçak su kullanımının hiçbir müsamahaya yer verilmeyecek şekilde kesilmesi gerekiyor”

Bu radikal tedbirlerin en başı kaçak su kullanımını kesinlikle önlemek. DSİ Bölge Müdürü kendisi de toplantı esnasında yaklaşık 2000’e yakın kaçak sondaj olduğunu dile getirdi, Sayın Milletvekilimiz Bayram Özçelik’te dile getirdi. Bu iki görüşü de bugünün yani idari ve politik iktidardaki iki görüşün yanında diğer kesimler de bu kaçak su kullanımının daha çok olduğu yönünde iddiada bulundular ki bende buna katılıyorum. Bu rakam daha da fazla. Bir an önce Burdur Gölü ve hinterlandında, çevresinde kaçak su kullanımının hiçbir müsamahaya yer verilmeyecek şekilde kesilmesi gerekiyor. Çünkü, göl’ün etrafında 21 tane baraj, gölet, diğer insan eliyle yapılmış sulama tesisi var. Bunların tamamı zaten göl’e su bırakmıyorlar. Akabinde göl’ün etrafında bir de kaçak su kullanımı sebebiyle yer altı sularının alınıyor olması gölün hiçbir şekilde beslenmemesine yol açıyor. En önemli konu buydu…

“Göl ve etrafında havza yönetiminin en kısa sürede sağlanması gerekiyor”

İkincisi göl ve etrafında havza yönetiminin en kısa sürede sağlanması gerekiyor. Havza yönetimi derken şunu kastediyorum, Burdur Gölü havzası Gölhisar sınırlarından doğan sulardan itibaren geliyor. Yani havzanın bir kolu veya bir yönü Gölhisar’a kadar inen bir sahada bu sahanın tamamı koruma alanı olarak artık belki ilan edilmesi, belki de bu havzanın bir bütün olarak görüldüğü politikalar üretilmesi gerekiyor.

“Umarım faydalı bir belgeye ulaşırız ve Eldere kaynağından Burdur Gölü ile ilgili faydalı bir sonuç alırız”

Sayın Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı’mız tarafından Başpınar’dan gelen bir su olduğu söylendi. Bu su’yun getirilip getirilemeyeceğinin tartışılması gerektiği söylendi. Doğrudur. Yapılması gerekenlerden biri belki de budur. Taşkapı bölgesinde yer altı suları olarak zengin bir bölgenin olduğu, buradan su alınıp alınamayacağı aynı şekilde Ticaret Odası Başkanımız tarafından zikredildi. Doğrudur, incelenmesi gerekiyor.

Sayın Cumhurbaşkanının 2019’da Eldere kaynağından Burdur’a su verilmesiyle ilgili Burdur halkına verdiği bir söz var. Sayın Milletvekili Bayram Özçelik’te bu sözün ardında elinden geldiğince koşturuyor, bunu da biliyoruz. Ama bugün DSİ Genel Müdürlüğü’nün politikaları için de ne yazık ki Eldere kaynağından Burdur’a su verilmesi yok. Fakat, Sayın Özçelik toplantı esnasında bir ayrıntı verdi. Bu ayrıntı bence de çok önemliydi ki toplantıdan sonra kendim de tarihsel olarak yaptığım araştırmalar da gördüm ki, iddia doğru. ‘Eldere kaynağından tarihte Burdur Gölü’ne doğru akan da bir dere var. Eğer bu derenin varlığı ve Burdur Gölü’ne doğru akan bir su olduğu belgelerle kanıtlanabilirse’ dedi Sayın Özçelik ‘Eldere kaynağından su almamız konusunda bir ışığımız olacak’ dedi. Bu güzel bir haberdi ve bunun çalışmalarını halen daha Sayın Milletvekilimiz götürüyor. Umarım faydalı bir belgeye ulaşırız ve Eldere kaynağından Burdur Gölü ile ilgili faydalı bir sonuç alırız.

“Önerim kurutulan Kestel Gölü’nün kendi havzasının altında bir su kütlesi varsa bu kütlenin Burdur Gölü’ne akıtılması”

Bu arada ben de toplantı esnasında bir öneri getirdim. 1970’lerde Bucak bölgesinde tarım alanlarının oluşturulması için kurutulan bir gölümüz var. Kestel Gölü. Bu gölün altından zaman zaman Kırkgöz’e su basılıyor. Benim de önerim kurutulan Kestel Gölü’nün kendi havzasının altında bir su kütlesi varsa bu kütlenin Burdur Gölü’ne akıtılması. Yani sorunun il’in kendi kaynakları içinde çözülebilmesi için, Burdur Gölü’ne bir can suyu olması bakımından. Bu önerilerin tamamını Sayın Valimizin dikkate alacağını ve araştırtacağını söyledi. Hepsini de not aldı. Bununla beraber ürün motiflerimizin ve sektörel motiflerimizin değişmesi gerektiği konusunda da hemfikir olundu. Şöyle ki, Burdur Gölü’nün bir havza yönetimine geçmesi gerektiğiyle ilgili söylenenlerin, somut bir göstergesi ilk olarak Burdur Gölü ve etrafında özellikle namlulu bitkiler dediğimiz mısır ve mısır özelliği gösteren, mısırla aynı sınıftaki bitkilerin yetiştirilmemesi.

Çünkü; mısır ve mısır özelliği gösteren buna benzer bitkiler çok su tüketen bitkiler. Bu kaçak su’yun kullanımında bu bitkilerin yetiştirilmesinin de payı olduğu düşünülüyor. Bununla ilgili Sayın MAKÜ Rektörü göl’ün karşı tarafında İlyas Köyü sınırlarındaki Lisinia Tabiat Parkı’nın sahibi olan sayın Öztürk Sarıca ile beraber geliştirdikleri su istemeyen bitkiler ile ilgili MAKÜ sınırları içindeki kendi tarım alanlarını örnek gösterdi. Orada yapılan çalışmanın havzanın tamamına yayılabileceği ve bununla ilgili de ellerinde artık bir veri oluşmaya başladığını söyledi, ki bence de bu güzel bir çalışma. Yapılması gereken de bu.

“Büyükbaş hayvan yetiştiricilerinin hemen hemen tamamının hayvan yetiştiriciliği için kullandıkları suyu da Burdur Gölü’ne doğru akan yer altı sularından aldıklarını biliyoruz”

Aynı şekilde tarımsal ürün motiflerinin değiştirilmesi ile beraber hayvancılık sektöründe de ürün motiflerinin değiştirilmesi konusunda neredeyse bir fikir birliği çıktı diyebilirim. Ama tabi bu yine de uzun vadeli bir öneri oldu. Çünkü; büyükbaş hayvan yetiştiriciliği Burdur’da şu anda en geçerli sektörlerden biri. Ama bir büyükbaş hayvanın günde 80 litre su tükettiğini de hepimiz biliyoruz. Havzanın içindeki büyükbaş hayvan yetiştiricilerinin hemen hemen tamamının hayvan yetiştiriciliği için kullandıkları suyu da Burdur Gölü’ne doğru akan yer altı sularından aldıklarını biliyoruz. Bunun da önüne geçmek için mesela Sayın Prof. Dr. İskender Gülle ‘Burdur Göl havzasında tavuk üreticiliğinin özendirilmesi gerektiği’ konusunu önerdi. STK’lar küçükbaş hayvancılık konusunda özendirici çalışmalar yapılması gerektiğini söylediler. Sayın MAKÜ Rektörü özellikle honamlı keçisi ile ilgili kendi üniversiteleri içinde çalışmaların olduğunu söyledi. İdarecilerimiz de bunların hepsini not ettiler. Ben bir eklemeyi de burada şöyle yaptım, doğal olarak büyükbaş üreticilerimizin sektörel olarak farklı sektörlere özendirilmesi hem uzun süreç olacak hem de onlara bir finansman desteği sağlanmak zorunda. Bu finansman desteğini bugün Burdur Gölü’nün çekildiği özellikle Senir tarafındaki büyük alanların kooperatifsel yolda tarımsal işletmeye açılmasıyla onlara bir finansman geliri edilebileceğini iddia ediyorum. Daha da açmam gerekirse böyle bir kooperatif işletmesi mesela o bölge de kenevir üretimi yapabilir. Hem devlet gözetiminde hem de ekonomiye çok çabuk katkı sağlayabilecek ve üreticilerimize doğrudan bir finansman sağlayabileceğimiz bir ürün olarak keneviri öneriyorum.         

Ya da susuz tarımla ilgili anason gibi veya tıbbi aromatik bitkiler de olabilir bu bitkilerin kullanılmasıyla ilgili orada bir kooperatif  işletmesi yapılarak o işletmeden elde edilecek gelir büyükbaş hayvancılıktan farklı sektörlere geçecek üreticilerimiz için kullanılabilir. Onları özendirici bir finansman desteği sağlayabilir. Bu önerilerimizin en kısa zamanda dikkate alınmasını idarecilerimizden rica ediyoruz.

“Burdur Gölü’nün yıl içinde yağışlarla elde ettiği su miktarı, yıl içinde buharlaşan su miktarının neredeyse 4’de 1’i civarında”

Tabi Burdur Gölü’nün bununla beraber en büyük sıntılarından biri de kuraklık. Kuraklık, son 10 yıldır Burdur ve bölgesini çok etkiliyor. Burdur Gölü’nün yıl içinde yağışlarla elde ettiği su miktarı, yıl içinde buharlaşan su miktarının neredeyse 4’de 1’i civarında. Bu da çok üzücü bir durum. Bununla ilgili Burdur Gölü’nün üstünde DSİ Genel Müdürlüğü 1 yıl once bir çalışmaya başladı. Bu çalışma da çeşitli havuzlar oluşturuldu. Bu havuzların birine güneş enerjisi panelleri, birine yansıtma topları, birine de buharlaşmayı önleyici kimyasallar verildi ve bu deneyde en verimli olan havuzun yansıtmayı önleyici toplarla sağlandığı ortaya çıkmış. DSİ Bölge Müdürü’nün verdiği sunumdan aldığımız bilgidir. Ama bu üç deneyde de Burdur Gölü’nün ekolojik durumunun ne olacağı bugüne kadar net olarak araştırılmamış durumda.

Öncelikle Burdur Gölü ile ilgili  kamuoyunun ya da sivil toplum örgütleri olarak bizlerin bu tedirginliğinin bir an önce giderilmesi gerekiyor. Evet oraya güneş yansıtma topları konularak belki buharlaşmanın bir kısmı önlenebilir. Fakat bu göl’ün ekolojik dengesini tahrip edecek bir boyutta ise eğer astarı yüzünden pahalıya gelme durumu var bu sefer. Ya da ekolojik dengenin hani bozulması dediğimiz olgunun ne kadar olabileceği ve göl’ün kendisinin bir yaşam organizması olarak bunu tolere edip edemeyeceğinin kamuoyuna açıklanması gerekiyor. Kamuoyunun bunu bilmeye hakkı olduğunu düşünüyorum.

“36 yılda göl yaklaşık olarak 700-800 metre çekilmiş durumda. Ben bunu çok rahat iliklerimde hissedebiliyorum”

Burdur’da yaşayan herkes artık Burdur Gölü ile ilgili sorunun farkında ve herkes her gün gözünün önünde gölün biraz daha çekildiğini görebiliyor. Bunu hissediyor. Belki genç kuşağımız hani Z kuşağı dediğimiz kuşak bunun şu anda çok anlayabilecek kıstaslara veya donelere sahip değiller. Yani bizim gibi düşünmeyebilirler. Bu örneği hep veririm. Bugün Kuş Gözlem Evi’nin olduğu yerdeki Akkaya’dan göle atlayıp boy verdiğim yıl 1985’di. 2021’deyim yani 36 yıl geçmiş. 36 yıl da göl yaklaşık olarak 700-800 metre çekilmiş durumda. Ben bunu çok rahat iliklerimde hissedebiliyorum. Belki siz hissedebiliyorsunuz. Ama Z kuşağı dediğim 2000’li yıllardan sonra doğan kuşak bunu çok rahat idrak edemeyebilir.

“Z kuşağının ilgisini çekecek, tanıtıcı haberler yapılması gerekiyor”

Ben Burdur basınının özellikle bu Z kuşağı dediğimiz 2000’li yıllardan sonra doğan ve Burdur’da yaşayan kuşağına Burdur Gölü’nün daha fazla tanıtıcı, onların daha fazla ilgisini çekecek haberler yapması gerektiğine inanıyorum. Ünlü bir kızıldereli atasözünde olduğu gibi; ‘biz yaşadığımız çevre veya doğa babalarımızdan bize miras kalmadı. Bu çevre, doğa bize çocuklarımızın emaneti. Biz çocuklarımıza nasıl bırakacağız.’ Onlar Burdur’da nasıl yaşayacaklar? Emin olun Burdur Gölü 2050-2060’lı yıllarda küçük bir su birikintisi olarak kaldığında Burdur’da genç nüfus’ta kalmaz. Bunun çalışmalarını da şimdiden yapmak zorundayız. Bu konuda genç kuşağı bilgilendirici en önemli çalışmaların silahının da basın olduğunu düşünüyorum. Biliyorum yerel basın olarak sizler bu konuya gerçekten duyarlısınız. Duyarlı olmasanız zaten burada olmazsınız.

Ama özellikle Z kuşağını daha çok Burdur Gölü’ne iticek, Burdur Gölü’nün onları etkileyeceği veya çevrenin, doğanın insanla etkileşimde bulunacağı haberlerin daha çok yapılması, ulusal, yerel ba- sında daha çok paylaşılması, sosyal mecralarda, sos- yal paylaşım sitelerinde insanların bu haberleri daha fazla paylaşarak genç kuşağı daha fazla bilgilenmesi için önem göstermesi gerektiğine inanıyorum.

Burdur-Isparta-Antalya-Denizli bölgelerindeki 36 gölden son 30 yılda yalnızca 16 göl kaldığı söyleniyor bu konu hakkında düşünceleriniz?

Doğrudur. Ben buraya Konya’yı da eklerim. Meke Gölü mesela. Yani dünyanın nazar boncuğu diye geçiyordu. Kayboluyor ve hiçbir şey yapılamıyor maalesef. Seydişehir Gölü, inanılmaz çekildi. Eğiridir Gölü, eğer bu hızla çekilmeye devam ederse 10 yıl içinde özellikle Barla tarafında karşıya doğru bir yol açılacağı ve gölün ikiye ayrılacağı söyleniyor.

Göllerdeki çekilme ya da havza olarak mesela Burdur Gölü havzasındaki kuruma, kuraklık, sadece bizim kendi yaşadığımız bölgeye has bir olgu değil. Şu anda daha büyük bir alanı kapsıyor. Bu alanın içine Isparta’da giriyor, Antalya’nın belli bir bölgesi de giriyor, Denizli’de giriyor, Afyon’da giriyor hatta Konya’da giriyor. Bu bölgenin tamamını etkiliyor kuraklık ve merkezi iktidarın bu bölgesel olarak saydığımız illerin tamamına yönelik bir çalışma yapmasının da artık elzem haline geldiği açıkça her yaşayan Türk vatandaşı tarafından görülüyor. Bu şehirlerde yaşayan her vatandaş gözleriyle görüyor çünkü kuraklığı…

“Kuraklık nedeniyle çevresel olarak daha fazla toz tabakasına maruz kalmamız bu sefer daha fazla su kullanmamıza sebep oluyor”

Daha geçtiğimiz günlerde 27 Ocak 2021 sabahı Burdur’da yağmur yağıyor diye insanlar mutlu oluyor. Çünkü, son 1 yıldır yağmur alamıyoruz. Yani hani 1 saat yağmur yağıyor insanlar bundan mutlu oluyorlar. Eskiden böyle miydi? Ben 1990’lı yıllarda kar yağışından dolayı en az 3-4 gün okulların tatil olduğunu hatırlıyorum. Burdur’da maalesef artık öyle kar görmüyoruz. Yaşayamıyoruz bunu. Su’yu hoyrat kullanıyoruz. Burdurlular olarakta su’yu hoyrat kullanıyoruz. Su’yu hoyrat kullanmamız hem biraz umutsuzluğumuzdan, umarsızlığımızdan hem de biraz gereksinmemizden. Neden?

Kuraklık nedeniyle çevresel olarak daha fazla toz tabakasına maruz kalmamız bu sefer daha fazla su kullanmamıza sebep oluyor. Biz daha fazla su kullandıkça su’yumuz azalıyor. O da bizim daha fazla kuraklık içinde kalmamıza yol açıyor. Bir kısır döngünün de içine giriyoruz. Basının biraz once genç kuşağa yönelik haberlerle daha fazla rol alması gerektiğini anlatmakla beraber ikinci bir görevinin de su kullanımına yönelik daha fazla haber yapması gerektiğine inanıyorum. Burdurluların, hatta sadece Burdurluların değil biraz önce saydığım illerin tamamında yaşayan insanları ilgilendirecek şekilde ulusal ve yerel basının, her kanalın su kullanmıyla ilgili daha duyarlı haberlerde bulunması gerektiğine inanıyorum. Biz bunu çocuklarımızdan emanet aldıysak onlara daha az kaynakla değil, en azından kullandığımız kaynakların miktarı kadar kaynakla bırakmak zorundayız.

“Bu Göl, Burdur’un Anayasası Olmalı”

Kaybettiğimiz zaman farkediyoruz her şeyi. Hani bugün daha ulusal bakımdan dikkat çekici olan Salda Gölü için kaybetmeden önce fark edelim. Kaybetmeden önce bir şeyler yapalım. Yoksa çocuklarımız soracaklar bize niye hiçbir şey yapmadınız diye! Mutlaka haberini okumuşsunuzdur, görselini seyretmişsinizdir, 1960’larda dünyanın en büyük göllerinden biri sayılan Aral Gölü’nün iki büyük kaynağının Seyhun ve Ceyhun’un pamuk üretimi için tarım alanlarına yönlendirdi o zamanki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği hükümeti. Bugün Aral Gölü yok!.

Bu göl dünyanın en büyük göllerinden biriydi. Sadece 50 yılda ya da 60 yılda koca göl  öldü!.. Karşımızda böyle bir musibet varken, böyle bir kötü örnek varken kendimizde sahip olduğumuz gölümüzü öldürmeyelim. Bütün amacımız bu olmalı. Bu göl Burdur’un anayasası olmalı.

Her yapılacak çalışma, her Burdur’a gelicek hizmet göl ile ilgili olarak düşünülmeli. Bu çalışma da göl herhangi bir şekilde zarar görür mü? diye tartılıp ondan sonra Burdur için kullanılmalı. Burdur’un ana parolası da, mottosu da ne derseniz deyin Burdur Gölü olmalı. Hem idarecilerimiz hem insanlarımız bunu düşünerek hareket etmeli.”

-MUHAMMET FATİH BAŞCI