BölgeEkonomiGündemManşetBTB Başkanı Gündüzalp: “Radikal önlemler alınmadığı sürece süt ve yem fiyatlarını konuşmaya devam ederiz”

1 ay ago

Ülke, bölge ve ilimiz gündeminde son zamanlarda, hep konuşulan, sürekli öne çıkan, üreticinin sorunlarını, gıda, tarım ve hayvancılık sektörünü, çiftçinin dertlerini, süt fiyatlarını, Burdur Ticaret Borsası (BTB) Başkanı Veteriner Hekim Ömer Faruk Gündüzalp, “Yeni Gün Söyleşi’de” gazetemize değerlendirdi. Gazetemiz Muhabiri Muhammet Fatih Başcı’ya konuşan Gündüzalp, çarpıcı tespitlerde bulunurken, çözüm önerilerini de kamuoyu ile paylaştı.

Bilindiği gibi; Gündüzalp, son dönemlerde sivil toplum kuruluşları arasında ilimizde ilginç çıkışlar yapan, tarım ve hayvancılık sektörüne ilişkin eleştiriler ve değerlendirmeler yapan bir başkan. Mesleği gereği de sektörün içinde olan, süt sektöründe ise; hem süt sanayicisi tarafını hem üretici tarafını çok iyi bilen BTB Başkanı Gündüzalp’in demeçlerini Yeni Gün farkıyla sizlerle paylaşıyoruz: “Bulunduğumuz bölge Türkiye’de süt üretiminin en yoğun yapıldığı yerlerden bir tanesi. İlimizin gerek toprak şartları gerek iklim yapısı aslında bu kadar büyükbaş hayvancılığının yapılacağı bir ortam değil. Yani Burdur’un bu yapısını dikkatli incelediğimizde küçükbaş hayvancılığının daha uygun olduğunu görüyoruz, ama yıllardan beri Burdur köylerinin alışkanlıklarıyla, gelenekleriyle süt inekçiliği halkımızın birinci geçim kaynağı olmuş durumda. Çok zor ve meşakkatli bir sektör hakikaten bu işle uğraşanların alınlarından öpmek gerekiyor.

Çok zor bir işi başarıyorlar, ama şu şartlarda yaptıkları işin karşılıklarını alı- yorlar mı? dersek almıyorlar. Ciddi anlamda sıkıntı var. Biz burada hep sorunları konuştuk aslında, bunların ciddi anlamda çözüm önerileri nedir? Ya da bunun kök nedeni nedir ona inmedik. Burdur’da hep konuştuğumuz süt ve yem fiyatı. İşte süt fiyatı ne olacak? Yem fiyatı ne olacak? Bunun çözüm tarafına çok fazla kimse kafa yormadı. Kafa yorulmadığı sürece de ve burada radikal tedbirler alınmadığı sürece biz süt ve yem fiyatlarını daha çok konuşmaya devam ederiz. Süt fiyatı ve yem fiyatı iki ayrı sektör. İkisi birbirinden ayrı, ama ikisinin birleştiği yer üretici ve üreticinin maliyetleri açısından yem fiyatları onlar için hakikatten dönülmez bir noktaya geldi. Burada alternatif çözüm önerilerini hem üretici hem bu işle ilgilenen tüm kurumlar geliştirmek zorunda. Direkt fiyatları konuşalım dediğimizde şu anda üretici mağdur, ağlıyor! Bu konuda sanayici bu fiyatlarla bu işin sürdürülebilir olmadığını söylüyor. O yüzden de çiğ süte zam yapılmasını söylüyo, fakat bu da olmuyor. O zaman neden olmuyor? derseniz üretici fiyat artışı istiyor, sanayici de fiyat vermek istiyor. Bu nasıl gerçekleşmiyor? dediğinizde süt üretiminin ve satışının sürecine bakmak lazım. Yani bizim ilk kahvelerde pazarlıklarla başladığımız süt ticareti işte ihaleler, pazarlıklar ve en sonda da Ulusal Süt Konseyi’nin belirlediği bir aşamaya gelmişti. Ulusal Süt Konseyi çok büyük umutlarla sektörün tüm paydaşları tarafından kurulan bir yapıydı. Ama yanlış hatırlamıyorsam 2018’de bir yönetmelik değişikliğiyle Ulusal Süt Konseyi’nin süt fiyatını belirleme yetkisi elinden alındı. Şu anda söylediğim tarihten beri Ulusal Süt konseyi, süt fiyatını belirleyemiyor. Süt fiyatını belirleme yetkisi tamamen Gıda Komitesinde. Gıda Komitesi, 3 Bakan’dan oluşuyor. Özellikle Temmuz’dan beri yoğun bir şekilde çıkan süt fiyatı belirlendi, belirlenmedi, süt fiyatıyla ilgili birtakım sıkıntılar olduğunun temel nedeni de budur. Ulusal Süt Konseyi’ne baktığımız zaman 4 ayaklı bir yapısı var. Burada üretici birliklerinin olduğu bir grup var. Bunlar kendi temsilcilerini seçiyorlar ve yönetim kurulundan 3 tane üye geliyor. Sanayici grubu var süt sanayicilerinin olduğu, onlarda kendi aralarında seçim yapıp 3 tane üye belirliyor. Onlar da yönetim kurulunun 2. ayağını oluşturuyorlar. Böylelikle ne yaptı 6 tane üyemiz oldu. Geriye kalan 3 üye Bakanlık tarafından gönderiliyor. 9 yaptı geriye kalan 3 üye’de üniversiteler ve bakanlığın belirlediği bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden geliyor. 12 kişinin oluşturduğu bir yönetim kurulu var. Ama dediğim gibi son 2 yıldır bu yönetim kurulu süt fiyatını belirleyemiyor. Belirleme yetkisi kim de Gıda Komitesinde?

“Üreticiyi rahatlatacak bir kaynak bulmamız lâzım”

Gıda Komitesi’de enflasyondaki süt ve süt ürünlerinin payını düşünerek, işte en son 2019 Kasım’da fiyat açıklanmıştı bu fiyat, o günden beri de fiyat revizyonu konusunda bir çalışma yapmıyor. Geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili Ulusal Süt Konseyi paydaşları toplantıya çağırıldı. Bu toplantıda da Bakanlık yetkililerinin, Gıda Komitesi’nin verdiği kararı yani bundan sonraki 3 aylık uygulama adımlarını Ulusal Süt Konseyi üyelerine bundan sonra böyle böyle olacak, Aralık ayında fiyatı tekrar biz belirlemeye başlayacağız, ama bu aşamada çiğ süt fiyatına zam olmayacak. Kesinlikle bu konuda Bakanlığın talimatı var. Yine ondan önce basına yansıyan görüşmeler var. Üretici birlikleri çağrılmadan bir kısım gruplarla toplantılar ya- pıldı. Bunların tamamına baktığımızda hakikaten sıkıntılı bir süreç yani fiyatın olmadığı yerde, Bakanlık ‘işte süt teşvikini 40 kuruşa çıkardım’ diyor, ama üretici açısından sıkıntı şu; yani devletimiz aslında bu fiyatın yetersiz olduğunu kabul ediyor. Ama enflasyonu düşünerek, başka neler var, onu bilmiyorum. Onu onlar bilecek süt fiyatına zam yapmadan kendi bütçesinden bu işi kurtarmaya çalışıyor, lakin kurtaramıyor. Bizim şu anda üreticiyi rahatlatacak bir kaynak bulmamız lazım, üreticiye bir şekilde para vermemiz lazımdı. Bunun da en iyi verileceği nokta süt fiyatının artışıydı.

“Teknolojiden, eğlenceden vazgeçebiliyoruz, ama gıda‘dan vazgeçemiyoruz”

Burada yem paritelerine bakıyoruz, üretici burada da ciddi anlamda mağdur durumda. Süt fiyatının oluştuğu dönem ile şu anki dönem arasında çok ciddi farklar var. Kasım ayında süt fiyatını oluşturduğumuz yerde süt yem paritesi 1.5’un üzerindeydi. Son zamlardan sonra parite 1.1’lere kadar geriledi. Bu şartlarda üreticinin para kazanma şansı yok. Bunun bir adım daha öteye geçmesi lâzım, artık her üç ayda bir fiyat görüşmekten ziyade belirli paritelere bağlanarak üreticinin süt fiyatının dengeli bir şekilde ayarlanması lâzım. Yani her 3 ayda alıcı ile satıcıyı görüştürerek süt fiyatı oluşturmaktansa iki tarafından kabul edeceği parite üzerinde anlaşarak bu parite rakamlarına bağlı olarak süt fiyatı belirlenebilir. O zaman kimse itiraz etmez. Özellikle üretimde herkes istikrarı gördüğü zamanda büyümemiz çok daha kolay oluyor. Bu üreticinin sadece para kazanıp kazanmamasından ziyade bundan daha önemlisi gıdanın önemi. Kovid-19 bize neyi gösterdi? Hepimiz her türlü alışkanlıklarımızdan taviz verebiliyoruz. Teknolojiden vazgeçebiliyoruz, eğlenceden vazgeçebiliyoruz, ama gıdadan vazgeçemiyoruz. Gıdanın önemini gösterdi. Biz bu güzelim ülkede, güzelim topraklarda, eğer; bu ürünleri üretemiyorsak, yurtdışından getirtiyorsak nerede neyi yanlış yaptığımızı düşünmemiz lâzım?    Bugün marketlere gidip aldığımız ürünlerin arkasında Kanada, İtalya, Bulgaristan yazıyorsa bunun niye olduğunu düşünmemiz lâzım. Biz bu ürünleri niye üretemiyoruz? İnsan gıdasını üretemiyoruz, yurtdışından getiriyoruz, hayvan gıdasını üretemiyoruz, yurtdışından getiriyoruz, üreticimiz sürekli şikâyette bulunuyor. Özellikle yem fiyatlarındaki anormal artışlarda haklılar, ama biz hayvanımıza yedirdiğimiz 50 kilogram yemin 25 kilogramını ithal hammadde kullandığımızı ve bunu azaltmamız gerektiğini ülkemize nasıl anlatacağız.? Burada ciddi anlamda üretim azlığı var. Bana kalırsa ana problem burada. Bu kadar az üretiyorsanız bu kadar çok kesif yem kullanılmaması lazım. Bunun üzerine hep beraber ne yapabiliriz ona kafa yormamız lazım. Ya da biz bu ürünleri Türkiye’de nasıl üretebiliriz, nasıl ürettirebiliriz bunun çalışmasını yapmamız lazım.

“Tarımda yapısal reformlar yapmadığımız sürece sorunları çözemeyiz”

Hakikaten dediğim gibi; çiftçilerimiz bana göre en zor işi yapıyorlar. Bu zor işi yaparken de en büyük maliyetleri girdi maliyetlerinin çok yüksek olması. Çiftçilerin kullandıklarının neredeyse tamamı döviz bağlantılı ve bunlarda sürekli bir artış var… Kullandıkları gübrenin fiyatı artıyor, kullandıkları motorinin fiyatı artıyor, kullandıkları elektriğin fiyatı sürekli artıyor. Ama buna bağlı olarak kendi sattıkları ürünlerde benzer artışı yakalayamıyorlar. Bu ana problemleri…

“Kuraklık, Sulama,  Miras Hukuku  temel problemler”

Bunun dışında şu anda tüm dünyanın özellikle bizim ilimizde yoğun şekilde hissettiğimiz bir iklim değişikliği var. Olay kuraklığa doğru gidiyor. İşte; göletlerde yeterli suyumuz olmadığı için bu dönem basına da yansıdı belirli tarlalara su verilemedi, yani yeterli sulama yapılamadı. Sulama olmadığı zaman bitkisel üretimde yapamıyorsunuz, istediğiniz verimi alamıyorsunuz bu ciddi anlamda büyük bir problem.

Bana göre bunlar kadar önemli bir problem de Türkiye’deki toprak’taki miras hukuku. Yani bölünmüş toprak parçaları ve bunların tekrar eski büyük hale getirilememesi, bizim üreticimizin verimliliğini olumsuz yönde etkiliyor. Çok küçük parçalarda tarımsal üretim yapmaya çalıştığınız zaman maliyetleriniz anormal kat artıyor. Burada ciddi anlamda tüm tarafların çözüm odaklı taşın altına elini değil, kolunu falan koyması gerekiyor. Bunun başka türlü bir çözümü yok. Burdur’da zaten tarımsal anlamda baktığımız zaman çok fazla büyük arazilerimiz yok. Bir de bunlar miras yoluyla parçalanarak gelmiş. İşte; soruyorsunuz “ne kadar ekiyorsun?” ben diyor ‘200 dönüm araziye ekiyorum’ diyor. Kaç parça? dediğimizde ‘10 parça, 20 parça’ diyor. Bu ciddi anlamda verimsizlik ve sonuçta girdi maliyetlerinin artmasına neden oluyor. Biz özellikle tarımda bunların ta- mamını ele alıp ciddi anlamda yapısal reformlar yapmadığımız sürece biz bu sorunları çözemeyiz.

“Ortak akıl ile doğru ürünü, doğru bölgede en uygun maliyetle üretmeyi sağlamamız lâzım”

Tarım ve hayvancılığa yönelik somut çözüm önerilerinden birincisi üreticiyi, üretimde tutmak. Devletimizin ve sivil toplum kurululşlarının (STK’lar) asli görevi budur. Bunun için dediğim gibi miras hukuku, sulama sorunlarının çözülmesi gerekir ve köylümüzün gelir düzeyini arttırmamız lâzım. Bunların hepsi aslında birbiriyle bağlantılı olarak gidecek. Bunları sağladığımız zaman genç nüfusu da köy’de tutuyor olacağız. Bundan sonra bunun şehirdeki ekonomiye katkısını da hep beraber göreceğiz.

Dediğim gibi, sulama işini çözdüğünüzde, toprak’taki bölünmeyi engellediğinizde, bu insanların arazi toplaştırmasını ve sonrasında da kapalı devre sulama yaptığınızda, üreticinin o taraftaki maliyetlerinde azalmaya yol açacaksınız. Bu onların gelirinin artmasını sağlayacak. Biraz önce bahsettiğimiz bu giderler konusunda ciddi anlamda bizim üretim yapan insana destek vermemiz lâzım. Yani gerek sulamada kullandığımız elektriğin gerek tarlada kullandığımız traktörün motorinin fiyatlarını ciddi anlamda gözden geçirmemiz lazım. Bunları üre- ticiyi üretimde tutacak maliyetlere çektiğimiz zaman üretici bu işi daha da severek yapacak. Bu işi severek yapması demek, üretimin artması demek. Üretimin artması demek, Türkiye’de bolluğa doğru gidilmesi demek. O zaman biz yurtdışından biz ürün ithal edeceğimize kendimiz tarımsal ürünleri ihraç eder duruma gelebiliriz. Aslında bu bir zincirin halkaları, baştan düzgün planladığınız zaman ileriye doğru düzgün gidecek. Bir de bunlardan en önemlisi biz bölgesel olarak hangi ürünleri üreteceğiz, o bölgede hangi ürünler üretilmesi gerekli. Bu planlamanın Tarım Bakanlığı tarafından çok düzgün yapılması lâzım. Bu konuda tarımla alakalı tüm STK’ların ortak görüş verip, ortak akıl ile doğru ürünü, doğru bölgede en uygun maliyetle üretmeyi sağlamamız lâzım.

“Bu dönem, bir ülkenin geleceği açısından gıdanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu”

Koronavirüs gıdanın önemini ortaya çıkardı. Gıdacılar olarak biraz daha avantajlıyız. Yani bunu her şekliyle gördük. Sokağa çıkma yasağının olduğu dönemde bile tarımsal üretim yapanların ya da bu işi gerek tarlada bu üretimi yapanların gerek sanayisinde bu üretimi yapanlar bu yasaklardan çok fazla etkilenmedi.  Neden? Çünkü gıda üretiminin devam etmesi lazımdı. Bu dönemden az etkilenenler gıda, emniyet ve sağlık sektörü oldu. Bu dönem bir ülkenin geleceği açısından gıdanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuş oldu. Bu şartlarda Kovid’in pozitif etkilerini biz ne kadar yansıtabildik? Bu konuda ciddi soru işaretlerimiz var. Herkes gıda önemli diyor. İşte; ‘16 Ekim Dünya Gıda Günü’ydü, ama gıdayı üretenler gerçekten mutlu mu? Ciddi anlamda soru işareti var. Bunu vatandaşımızın bildiği çoğu STK başkanının sorunları söylediği ortamda devlet yetkilileri de biliyor mu? Yani artık bilinmeyecek bir şey değil, ama burada ortak akılla doğru çözüm konusunda bir şeyler yapmamız lâzım. Bu konuda herkese görev düşüyor. Kim olursa olsun doğru fikrin, doğru projenin arkasında sonuna kadar gidilmesi, lâzım ki biz ülkemizin üretim açığı olmadan üretim fazlalığını sağlayabilecek bir toplum oluşturabilmek için.

“Üniversitenin çalışmaları sonuna kadar desteklenmeli”

Üniversitemiz, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) bölgenin dinamiklerinden güç alıyor. Onlar da burada özellikle kendi kurdukları deneme çiftliği ve diğer projeleriyle Türkiye’ye örnek olacak işler yapıyorlar. Bunlar birden olacak işler değil. Bir süreç takibinde ve sabırla takip edilmesi gereken işler. İşte, Üniversite’nin küçükbaş hayvancılıkla ilgili yaptığı bir proje var. Yani burası Teke Yöresi ve bunu ilk üniversite başlattı, eline aldı. Honamlı projesi vardı yine Beşkavak Köyü’nde bu projenin devamını uyguluyorlar. Şimdi Tarım Bakanlığı, üniversite’nin bu çalışmasını örnek alarak köylerde küçükbaş hayvancılıkla ilgili tüm Türkiye’de Ziraat Bankası ile anlaşma yaptılar. Özellikle buradaki hayvan sayısını arttırmak için bir çabaları var. Bakıyorsunuz bir yerde üniversite doğru bir iş yaptığı zaman, bunu da çok iyi anlattığı zaman Bakanlığa kadar bunun etkisini görüyoruz. O yüzden üniversitenin şu andaki bu çalışmaları sonuna kadar desteklenmesi lâzım. Biz Burdur Borsa olarak da bu tür olaylarda, hocalarımızla ortak çalışmalar içerisindeyiz. Yani bizim sorunumuz olduğu zaman onlarla beraberiz. Hatta sanal düve projesinde Üniversite ve Damızlık Birliği bizim en önemli iki partnerimiz. Bir de üniversite o kadar bizim yaşamımızın içinde ki, özellikle Rektör Hocamızın konuya özel ilgisi var. Hayvancılık’ta ne yapılabilir sonuna kadar zorluyor. Mesela köylerde verdikleri eğitimler var. Yaklaşık iki, iki buçuk yıldır sürüyor. Bununla ilgili çıkardıkları kitapçıklar var. Farklı köylere tarım teşkilatıyla koordineli olarak gidip üreticiyi bilinçlendirme konusunda çok ciddi eğitimler verdiler. Bu üreticilere sertifikalar verdiler ve halen bu çalışmaları devam ediyor. Yine herhangi bir yerde üretim ile ilgili bir şey duyduklarında bir müddet sonra bakıyoruz, üniversite orada. Onlara teknik bilgi aktarmak için. Şu anda Akören Kooperatif Başkanı’nın köyündeki bayanların peynir üretim projesi var. Üniversite burada daha iyi ne yapabiliriz diye olayın içerisine giriyor, katkı sağlamaya çalışıyor. Çiftlikleri sınıflandırmak için altın, gümüş, bronz diye sınıflandırmalar yaptılar. Bunun bir sonraki aşaması, onun da sonuna geldiler diye biliyorum bilgi aktarımıyla bu şekilde çiftliklerdeki tüm bilgileri tek elden takip ederek doğru yönlendirme bir ‘data bank’ oluşturma çalışmaları var. Dediğim gibi bunların hepsini tüm STK’lar, Üniversite, Tarım Bakanlığı aklınıza ne gelirse, ne kadar kuruluş varsa, hepsi ortak akıl içerisinde aynı noktaya doğru giderlerse, biz aslında çok daha hızlı ilerleriz. Doğru olayları vatandaşımıza çok daha güzel şekilde anlatırız.

“Satış ofis salonu ile üretici ürettiği ürünün gerçek anlamda değerini bilecek”

Bizim Borsaların asıl işi üreticiyle tüketiciyi aynı ortamda buluşturarak, malın eder fiyatında satılmasını sağlamak. Özellikle tahıl grubunda yani arpa, buğday, mısır gibi tüm ürünlerin tamamında alıcı ile satıcıyı buluşturursak, yani burada rekabetle, kaliteli ürünü ortaya koyarak ürünün eder fiyatını hakikaten piyasadaki gerçek fiyatından satılmasını sağlamak. Bizim tek amacımız bu. Bugüne kadar Burdur Borsası bu seans salonu ve benzer olaya girmemiş. Biz bunu BAKA’ya elektronik satış ofisinin fizibilite çalışmasını yaptırdık. Orada genel durum olumlu. Burdur’da böyle bir şey yapılabilir. Şimdi onun kaynaklarını araştırıyoruz. Bir şekilde o kaynakları bulup Burdur’a bu satış ofis salonunu kazandırmamız lazım ki üretici ürettiği ürünün gerçek anlamda hem kalite değerlerini bilsin hem de Türkiye Borsalarında oluşan fiyattan satılacağından emin olsun. Satış salonunun temel amacı budur. Bu yine üretimi arttıracak. Üretici para kazandığı zaman bu işi severek yapmaya devam eder.”

-Muhammet Fatih BAŞCI

 

 

 

Kodlama : SadeMedia Interactive