Burdur Ticaret Borsası yönetim kurulu başkanı, veteriner hekim Ömer Faruk Gündüzalp, gıda, tarım ve hayvancılık sektörüne yönelik çıkışlarını sürdürüyor. Son zamanlarda konuşmalarıyla, açıklamalarıyla gündem oluşturan, kamuoyunda ses getiren BTB Başkanı Gündüzalp, geçtiğimiz günlerde Kanal 15’te yine üretimi öne çıkaran konuları dile getirdi. BTB Başkanı Gündüzalp, yine üretimin, tarımsal üretimin olmazsa olmaz önemine dikkat çekerken, planlı üretimin, tarımsal planlamanın, çiftçinin önünü görebilmesinin, girdi maliyetleri yükünün azaltılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.

Burdur Gölü kenarında çekimi gerçekleşen Kanal 15’te yayınlanan, Bilal Karasakal’ın hazırlayıp sunduğu “Burdur’un Nabzı” programında Gündüzalp, sorunları ve çözüm önerilerini anlattı. TV ekranından tarım ve hayvancılık hakkında çarpıcı açıklamalarda bulunan BTB başkanı Gündüzalp’ın açıklamalarında öne çıkan pasajlar;

“HAYVANCILIĞIN, BURDUR GÖLÜ’NE ETKİSİ”

Hayvancılık dediğimiz zaman, aslında 2 tane olay var. Biz tarımsal üretimi 1 bitkisel üretim, 2 hayvansal üretim diye ikiye bölüyoruz. Bizim hayvansal üretimi yapabilmemiz için ciddi anlamda bitkisel üretim yapmamız lâzım ve Türkiye’de yaptığımız hayvancılıkta bize iki şey gösterildi. Yani biz mısır silajı ve yonca olmadan hayvancılık yapamayız. Bunlar bizim olmazsa olmazımız. Bize hep bu anlatıldı, bu bağlamda hayvancılık yaptık, bu bağlamda hayvancılığı ilerlettiğimiz için özellikle bizim gibi akarsuyu çok olmayan yer altı su kaynaklarını kullanan ve yağmur suyunu yeterli miktarda top- layamayan illerde ciddi anlamda yer altı kaynaklarının kaybına yol açtık. Çünkü; hayvancılık yapacağımız zaman sulu tarım yapıyoruz. Sulu tarımda bir dekar mısır silajı üretebilmek için 500 ton suya ihtiyacımız var. Bu çok ciddi bir rakam.

Siz, eğer ben bu işi yapacağım, verim alacağım, para kazanacağım diyorsanız hayvan başı günlük ortalama 20 kilo mısır silajı yedirmek zorundasınız. O zaman ciddi anlamda su kullanıyorsunuz. Bu tarımda kullandığınız su miktarı. Diğer tarafta hayvanın günlük su ihtiyacı var, büyükbaşta ortalama 110 litre su tüketim hesabı yaparız biz ve hava sıcaklığında bu rakamında üzerine çıkar. O zaman siz bu işi yapıyorsanız ciddi anlamda suya ihtiyacınız var. Su rejimini çok güzel yönetmeniz lâzım. Bunu yönetemezseniz hayvancılıkta sıkıntılar çekersiniz. Bizim Burdur’un çektiği de bu. Artık bizim ciddi anlamda büyükbaş sayısını sabitle- yerek verim odaklı, verim arttırıcı hay- vancılığa gitmemiz gerek. Bu şekilde bizim büyükbaş sayısını arttırarak bu işi yapabilme şansımız kalmıyor. Bu konuda hepimizin kafa yorması lâzım. Bu konuda üniversitemizdeki bazı hocalarımızın çalıştığını biliyorum. Kıraç arazide, kuru tarımda yetiştirilebilen hayvan yemleri üzerinde ciddi çalışmaları var. Bu çalışmalarda istediğimiz sonuçları alırsak Burdur hayvancılığı ve bu bağlamda da Türkiye hayvancılığının kurtuluşu için de ciddi ışık olacak. Biz umutla bakıyoruz. Daha önceleri de söylediğim gibi, Türk tipi hayvancılığa geçmemiz lazım. Bizim sıkıntımız şu; Avrupa’ya gittiğiniz zaman o ülkeleri gezin onların iklimi çayır, mera hayvancılığına uygun. Yağmurla ilgili bir sıkıntıları olmadığı için çok rahat ürünleri yetiştirebiliyorlar ve çayır silajı ve mısır silajı ile bu işi götürüyorlar. Çünkü; adamların sulamak gibi bir dertleri yok. Amerika’ya gittiğiniz zaman olay çok daha büyük meralarda çok büyük miktarda hayvancılıkla yapılıyor bu iş. Türkiye’ye geldiğimiz zaman bizim coğrafyamızda 7 bölgede her bölgenin kendine bağlı özellikleri var. Her bölgenin arazi yapısı çok farklı ve bizim çok büyük meralarımız yok. Bizim meralarımız dünya standartlarına baktığınız zaman daha küçük. O yüzden bizim buna uygun hayvancılık modelini gelistirmemiz lâzım. Burada hem üniversitelerimize, bu işle uğraşan üreticilerimize, STK’lara tabi aynı zamanda da bu isi yöneten Tarım ve Orman Bakanlığı’na çok ciddi görevler düşüyor.

“ÜRETİCİ BU DEĞİŞİKLİĞİ HEMEN KABULLENEBİLİR Mİ?”

Bu değişim kolay değil, gelenekleri yıkmak zordur, ama hakikaten siz bir işi yapmak istiyorsanız burada geleneklerden de vazgeçmeniz lâzım. Vazgeçin derken, eğer kendinizi yenileyemediyseniz, gelenekler konusunda bunu örf ve adetler anlamında söylemiyorum. Bakım, besleme ve üretimde modern teknolojiyi kullanabiliyor olmamız gerekir. Bunu yaptığınız zaman ayakta kalacaksınız. Bunu yapamazsanız ayakta kalamayacaksınız, kalamazsınız… Çünkü; artık ister köyde yaşayın, ister kentte yaşayın herkesin kendi ailevi masrafları arttı. Ben ilk veteriner hekimliğe başladığım dönemde köylerde bir tane telefon vardı. Herhangi bir hasta olduğu zaman o bizi arıyordu, oraya gidiyorduk. Ama şimdi geldiğimiz nokta ev telefonu değil her kişinin cebinde telefon olur hale geldi. Telefon yetmedi internet girdi. Bu bile sizin ailenizin sabit giderlerinin ne kadar yükseldiğini gösteriyor. Biz burada teknolojiye uyum sağladık mı? Sağladık. Bunu kullanıyor muyuz? Kullanıyoruz. O zaman diğer taraflarda da teknolojiyi aktif şekilde kullanmamız lâzım. Cep telefonunda yenilikleri nasıl çok hızlı bir şekilde takip edebiliyorsak hayvanları bakım, besleme konusunda da çok hızlı takip ediyor olmamız lâzım. Ki Burdur hayvancılık kenti olduğu için, yani ekonomisinin çoğunu süt üzerinden sağladığı için bunu söylüyorum.

“Burdur coğrafi açıdan büyükbaş hayvancılığa uygun mu?”

Olması gereken küçükbaş hayvancılığı daha ön plana çıkarmamız lâzım. Büyükbaşı hiçbir zaman geriye götürmeyeceğiz, onu sabitleyeceğiz, büyükbaş canlı hayvan sayısını sabit tutup verimlilik üzerine oynayacağız. Verimliliği arttıracağız, sağlayacağız, ama bundan sonra yatırımlar konusunda büyükbaş sayısını sabit tutarak küçükbaş sayısını artırarak bu işi götürmemiz lâzım. Bu heyecanı oluşturmak, zor ama imkânsız değil. Bu heyecanı kesinlikle oluşturabiliriz. Burada da yine Bakanlığımızın özellikle gençleri köye çekmek için uyguladığı küçükbaş hayvancılığa yönelik projelerde olumlu sonuçlar aldık. Yine burada Küçükbaş Yetiştiriciler Birliği, Tarım İl Müdürlüğü, Üniversitemiz ve İl Özel İdaresi’nin ortak bir projesinde hem küçükbaş sayısını artırıp hem de o ürünleri üniversitemizde mamul hale getirerek üreticinin kârlılığını artırma konusunda da çalışmalar var. Bu çalışmalar istediğimiz hızda ilerleyip üretici bundan beklediği katma değerli ürünleri elde ederse buradaki gelişmemiz, büyümemiz daha hızlı olur.

“Hayvancılık, bir meslek olarak kabul edilmeli”

Hayvancılık bir meslek olarak kabul edilmeli. Aslında ciddi anlamda gerekli destekler yapıldığı zaman, önü açıldığı zaman hayvancılık bizim üreticimize para kazandırır. Ama, ne yazık ki bazı yapılan hatalar sonucunda hem insanımızı bundan uzaklaştırdık hem de işi para kazanılmaz noktaya götürdük. Bunun bir tane çözümü var; gerçekten bu işten para kazanıldığını göstermek ve dilimize pelesenk olan çobana kız verilmiyor deniyor ‘ya burada bir şey geliştirmemiz lâzım.’ Tarımsal üretimin devam etmesini istiyoruz, küçükbaş yetiştiriciliğini istiyoruz ve bunu köyde yapacağız, şehirde yapabilme şansımız yok. O zaman köydeki yaşam şartlarını yükseltmemiz lâzım. Hani çobana kız verilmiyor diyoruz. Burada çobana kız verilmesi için şunu yapabilir miyiz? Köyde oturmak şartıyla, tarımsal üretim yapmak şartıyla biz köyde evlenen çiftlerden kadının sigortasını devlet olarak ödesek, onların köyde yaşaması için ve üretimin devam etmesi için teşvik olabilir mi? Yani bunun üzerinde ciddi çalışılması gerek…

“Üreticimizin para kazanması lâzım”

Hayvansal üretimde bir sıkıntımız var. Eğer; bu sıkıntıda bizim anlattıklarımız, üreticilerin feryadı gerçek anlamda karşılık bulmazsa üretimin iyice azalması olarak karşımıza çıkar. Artık bu saatten sonra bu sadece üreticinin sorunu değil aynı zamanda tüketicinin de sorunu. Yani ülkenin sorunu. Pandemi bize gıdanın değerini öğretti. Biz her şeyden vazgeçebiliyoruz, ama gıdadan vazgeçemiyoruz. Hani sokağa çıkıp dolaşma özgürlüğümüzden de vazgeçtik ama beslenmeden vazgeçmedik. En önemli şey gıda, beslenme! Beslenme olmadan diğer şeyleri yapabilme şansımız kalmıyor. Beslenmeyi de bitkisel ve hayvansal üretimle yapacağız. üretici para kazanıyorsa, mutlu oluyoruz. Benim üreticimin de yaptığı işten para kazanması lâzım. Biz son yıllarda yaptığımız hatalarla üreticinin para kazanmasının önüne geçtik.

Bu şartlarda üretim yapılır mı? Bu dönemde bu iş yapılır. Niye yapılır; çünkü önümüzdeki süreçte iki tane şey çok değerli olacak. Birincisi gıda, ikincisi de su. Yani gıda.. Gıdayı üreten de ayakta kalacak. Bunu ister köy bazında düşünün ister ülkeler bazında düşünün. Dünya geneline de baktığınız zaman sizin sanayide bir numara dediğiniz, teknolojide bir numara dediğiniz ülkelerin hepsi tarımsal üretimde lider ülkelerdir. Bugün Amerika dediğiniz zaman aklınıza teknoloji gelir, ama Amerika dünyanın en iddialı tarım ülkelerinden bir tanesidir. Almanya, Fransa’yı biz hep teknolojik ülke olarak görürüz ama bunlar tarımda ciddi anlamda dünyanın iddialı ülkeleridir. Eğer; biz de ülke olarak artık biz oyun kurucuyuz diyorsak biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ciddi anlamda iddialı bir ülkeyiz diyorsak tarımsal üretimden vazgeçmemeliyiz… Tarımda kendi kendine yetebilen, tarımda dışa bağımlı olmayan, tarımın tüm taraflarında kendi tohumunu, kendi spermini, ilacını üreten bir ülke olduğumuz zaman bu ülkeyi hiç kimse yıkamaz.”

M. FATİH BAŞCI,