Bucak Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkanı Bilal Özel'in yaptığı açıklama şu şekilde;
"Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından 2 Haziran 2026 tarihi itibarıyla açıklanan 2026 yılı hububat alım fiyatları, tarımsal üretimin kalbi olan Bucak ilçemiz ve tüm bölge çiftçilerimizin beklentilerini karşılamaktan uzak kalmış, derin bir endişeye neden olmuştur. İlan edilen rakamlara göre ekmeklik ve makarnalık buğday alım fiyatı ton başına 16.500 TL, arpa alım fiyatı ise ton başına 12.750 TL olarak belirlenmiştir. Bu durum, bir önceki yıla kıyasla buğdayda %22,22, arpada ise %15,91’lik bir artışa tekabül etmektedir.
Bucak Ziraat Odası olarak, çiftçimizin anayasal örgütü olmanın verdiği sorumlulukla, sahadan ve toprağın içinden gelen somut ekonomik verileri üreticimizin varlık mücadelesini ortaya koymak adına kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.
Girdi Enflasyonu ile Alım Fiyatları Arasındaki Makas Sürdürülemez Boyuttadır
Üreticimizin en büyük ve kaçınılmaz girdi maliyetlerinin başında gelen taban gübrelerinde geçen yıla oranla yıllık ortalama %63,6, üst gübrelerde ise %44,9 düzeyinde net bir fiyat artışı yaşanmıştır. Mahsulü hastalıktan ve zararlıdan korumak için kullanılan zirai ilaç fiyatları ile çiftçimizin bir yıllık emeğini tarladan kaldıracağı biçerdöver hasat ücretleri ise geçtiğimiz yıla oranla neredeyse iki katına (%100) çıkmıştır. Akaryakıt, tohum ve işçilik maliyetlerindeki artışlar da bu ağır tablonun tuzu biberi olmuştur. Gece gündüz demeden, eli nasırlı, alnı terli çiftçimizin ana girdileri bu denli yüksek bir ivmeyle katlanırken, hububat alım fiyatlarının resmi enflasyonun ve tarımsal girdi fiyat artışlarının çok altında kalması, sahanın ekonomik gerçekleriyle bağdaşmamaktadır.
Karşımızdaki Tablo Acıdır ve Akıl Almaz Bir Tezat Barındırmaktadır:
Bugün geldiğimiz noktada; tarlada gece gündüz direksiyon sallayan, çoluğunun çocuğunun rızkını toprağa emanet eden eli nasırlı çiftçimizin onca emek çekerek büyüttüğü, gözünün içine baktığı kocaman bir üretim sezonunun feryadıdır bu! Koskoca bir sezonun, dökülen helal alın terinin karşılığı olan bir kilogram buğday veya arpa, ne yazık ki bugün kahvehanede içilen bir bardak çaydan, marketten satın alınan hazır bir su şişesinden bile daha ucuz kalmıştır! Doğanın her türlü zorluğuna göğüs gererek sofralarımıza ekmek ulaştıran çiftçimizin onca emeği, hazır bir su şişesinin değerinin altında ezilmektedir. Enflasyonun altında ezilen bu fiyat politikası sürdürülebilir değildir.
Kesintiler ve 45 Günlük Vade Kıskacı Çiftçinin Gelirini Eritmektedir
TMO tarafından ilan edilen bu fiyatların brüt rakamlar olduğu unutulmamalıdır. Bu tutarlardan daha ilk aşamada stopaj kesintisi, müstahsil vergisi, borsa tescil masrafları ve ürün boşaltma ücretleri gibi zorunlu giderler düşüldüğünde, çiftçimizin eline geçecek net miktar zaten otomatik olarak gerileyecektir.
Fakat mağduriyet bununla da sınırlı kalmamaktadır; bu kesintilerle kuşa dönen ürün bedelinin bir de 45 gün vade ile ödenecek olması, üreticimizi tam bir mali kıskaca almaktadır. Paranın aylık maliyetinin %4 seviyelerinde seyrettiği mevcut ortamda, 45 günlük bekleme süresi paranın değerinde %6’lık net bir erime demektir. Dolayısıyla, hem zorunlu masrafların peşinen kesilmesi hem de kalan paranın 1,5 ay sonra enflasyon karşısında değer kaybederek hesaba yatması, helal kazancıyla ayakta kalmaya çalışan çiftçimizin eline geçen reel rakamı maliyetlerin bile çok altına düşürmektedir.
Hasat döneminde kapıya dayanan biçerdöver ücretlerini, ilaç, gübre ve banka ödemelerini peşin olarak yapmak zorunda olan acil nakit ihtiyacındaki çiftçimiz, bu vadeli sistem yüzünden çok ciddi bir çıkmaza sürüklenecektir. Parasına hemen ulaşamayacağını bilen üretici, borcunu kapatabilmek adına malını piyasada değerinin çok altında acilen nakde çevirmeye zorlanacaktır. Bu finansal sıkışmışlık, borçlu durumdaki üreticimizi serbest piyasada peşin para veren ama malı ucuza kapatmak isteyen tüccarın insafına mahkum edecek; bu da piyasa fiyatlarını TMO'nun belirlediği taban fiyatın bile altına çekecektir. Çiftçimizin aylarca gözünün içine baktığı, göz nuru döktüğü mahsulü, daha tarladan kalkarken eriyip gidecektir.
Daha da dikkat çekici olanı; Temmuz ayı itibarıyla başlayacak olan Bucak ve Burdur hububat hasadının ardından TMO’nun 1 Ekim tarihi itibarıyla uygulayacağını ilan ettiği satış fiyatlarıdır. TMO, ekim ayında buğdayı 18.500 TL’den, arpayı ise 14.000 TL’den satacağını açıklamıştır. Yani kurum, alım ve satış arasındaki 3 aylık kısa zaman dilimi için %12’lik bir fiyat farkı uygulamaktadır. Kurumun kendi finansal dengelerini korumak adına 3 ay için öngördüğü bu %12’lik artış payı, çiftçimize 12 aylık koca bir üretim sezonunun emeği karşılığında verilen %15-%22’lik yıllık artış oranları ile ciddi bir çelişki oluşturmaktadır.
Dünyada Olmayan Bir Ticaret Modeli: Dayatmacı Fiyat Politikası Sektöre Zarar Vermektedir
Dünyanın hiçbir ticari sektöründe, hiçbir sanayi kolunda, "üretim maliyetini ya da başa baş noktasını" bilmeden veya bu maliyetlerin altında kalacak bir fiyatla satış yapma politikası yoktur ve kabul edilemez. Ancak ne yazık ki tarımsal ürünlerde fiyatların sahadaki reel maliyetlerden uzak belirlenmesi, çiftçimizi bu sürdürülemez döngüye mahkum etmektedir. Tarım sektöründe "Fiyatı tek taraflı olarak ben belirledim; bu rakamdan satın alınacak, şu tarihte de bu rakamdan pazarlanacak" mantığı, ekonomik gerçeklerle asla bağdaşmayan, doğru olmayan bir yaklaşımdır. Üretimin dinamiklerini, alın terini ve bölge dinamiklerini hiçe sayan bu dayatmacı fiyatlama mantığı karşısında sadece çiftçimiz değil, zincirleme olarak tüm tarım sektörü ve üretim ekosistemi çok büyük bir zarar görecektir.
Küresel piyasalarda hububat fiyatlarının şu an bizim fiyatlarımızın bir tık altında olduğu iddia edilebilir; ancak gözden kaçırılmaması gereken acı gerçek, bizim girdi maliyetlerimizin dünya ortalamasının çok ama çok üstünde olmasıdır. Bu yüksek maliyet kamburu sırtımızdayken bizim dünya fiyatlarıyla rekabet etmemiz matematiksel olarak mümkün değildir. Üstelik sahada kuraklık, verim kaybı ve doğal afetler yaşandığında çiftçiye ekstradan hiçbir ilave telafi ödemesi yapılmazken veya fiyatlar bölgesel risk bazlı belirlenemezken; bu yıl genelinde yağışlarla birlikte "verim iyi, ürün çok" denilerek fiyatların baskılanması ve stabil tutulmaya çalışılması hiçbir akılcı mantıkla açıklanamaz. Bu yanlış politikalar, çiftçinin para kazanamamasına, borç batağına saplanmasına ve en acısı da gelecek nesillerin, yani tarımı sürdürecek genç nüfusun topraktan tamamen kopmasına yol açacaktır. Gençlerin üretimden çekilmesi, tarımımızın geleceğine vurulan en büyük darbedir.
Üretici Kaybederse Tüketici De Aç Kalır: Gıda Güvenliği Tehlikededir
Bizler burada sadece üreticimizin değil, aynı zamanda vatandaşımızın, yani tüketicinin de hak ve menfaatlerini savunuyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz ki; tarımsal üretim sekteye uğrar ve sürdürülebilirlik ortadan kalkarsa, bunun faturasını önümüzdeki yıllarda şehirdeki tüketici de çok ağır ödeyecektir. Üreticinin tarladan çekildiği bir senaryoda gıda arzı azalacak, ithalata bağımlılık artacak ve neticede tüketici de ürüne uygun fiyatla ulaşamayacaktır. Eğer gerçek bir gıda güvenliğinden ve gıda geleceğinden bahsetmek istiyorsak, öncelikle üreticinin tarlada kalmasını ve kazanmasını sağlamak zorundayız.
Hububat Üretimi Stratejiktir: TMO ve Tarım Bakanlığı Çiftçiyi Koruma Misyonuna Dönmelidir
Sonraki yıllarda, ülkemizin gıda arzında ve egemenliğinde stratejik bir rolü olan arpa ve buğday üretiminin kesintisiz devam etmesini istiyorsak, çiftçimizin ürettiğinden para kazanması bu işin tek ve mutlak şartıdır. Bu minvalde, üreticiye hububat için 2026 yılında açıklanan fiyatların acilen gözden geçirilerek yeniden para kazandıracak bir seviyeye getirilmesi gerekmektedir.
Tarihsel misyonu "Çiftçinin Kara Gün Dostu" olmak olan Toprak Mahsulleri Ofisi'nin, bu zorlu süreçte yeniden özüne dönerek tam manasıyla çiftçimizin yanında saf tutmasını bekliyoruz. TMO'nun fiyatları revize etmesi ya da Tarım ve Orman Bakanlığı'nın yapacağı acil bir düzenleme ile "Hububat Fark Primi Ödemesi" üzerinden bu mağduriyeti gidermesi artık kaçınılmazdır. Üreticimizin hububat üretiminden vazgeçmemesi, üretimden tamamen kopmaması ve en önemlisi de yıllardır canıyla dişiyle işlediği toprağına küsmemesi için devletimizin ilgili tüm kurumlarından gerekli çalışmaları ivedilikle yapmasını talep ediyor ve bekliyoruz.
Çiftçimizin Üretimde Kalması İçin Somut Çözüm Önerilerimiz
* Fiyatların Güncellenmesi: TMO’nun ilan ettiği taban alım fiyatları; sahadaki reel gübre, mazot, ilaç maliyetleri, biçerdöver ücretleri ve üretim maliyetleri gözetilerek çiftçinin refahını koruyacak, üretimi sürdürülebilir kılacak seviyeye çıkarılmalıdır.
* Hububat Fark Primi Ödemesi Desteklemesi: Mevcut yeni destekleme modelinde planlı üretime veya temel kriterlere dayandırılan kat sayılı destek kalemleri, ne yazık ki sahada doğrudan karşılık bulmamakta ve kilogram başına çiftçinin cebine giren net bir fayda üretmemektedir. Çiftçimizin önünü görebilmesi için devletimiz tarafından geçmiş yıllarda başarıyla uygulanan "Hububat Fark Primi Ödemesi Desteklemesi" modeli bu üretim sezonunda da ivedilikle devreye alınmalıdır. TMO'nun düşük kalan fiyat artışını telafi edecek şekilde, borsa tescilli veya faturalı olarak teslim edilen her kilogram buğday ve arpa için net, somut bir nakdi prim miktarı ilan edilmeli; bu ödemeler bir sonraki yıla aktarılmadan, hasat dönemi bitiminde doğrudan üreticinin hesabına yatırılmalıdır.
* Vade Süresinin Kısaltılması: Çiftçinin enflasyon karşısında finansal olarak erimesini engellemek, onu hasat döneminde tüccarın insafına bırakmamak adına 45 günlük ödeme vadesi daha makul ve çok daha kısa bir süreye çekilmelidir.
Tarımsal üretim bir ülkenin geleceğidir. Üretici yoksa ürün yoktur, ürün yoksa sürdürülebilir bir ekonomiden ve gıda geleceğinden bahsetmek mümkün değildir. Bucak Ziraat Odası olarak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her şart altında çiftçimizin yanında duracak, onların gür sesi olmaya, anayasal haklarını ve kutsal alın terini sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur."




