Burdur’da 20 farklı ülke ve 60 farklı üniversiteden 150’ye yakın akademisyeninde katılım sağladığı İstiklal Marşı’nın kabulünün 100. Yılı temalı 3. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu’nun açılış töreni yapıldı.

Lavanta Tepesi Otel’de gerçekleştirilen açılış törenine AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, Burdur Valisi Ali Arslantaş, Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, Burdur Milletvekilleri Bayram Özçelik, Mehmet Göker, MAKÜ Rektörü Âdem Korkmaz, akademisyenler ve protokol üyeleri katıldı.

Saygı duruşunda bulunulup İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nin tanıtım filminin izlenmesiyle devam etti.

Daha sonra İstiklal Marşı’nın kabulünün 100. Yılı için Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Müdürü Prof. Dr. Zeki Nacakcı tarafından hazırlanan ‘Burdur Suiti’ dinlenildi.

Program açılış konuşmalarıyla devam etti.

Açılış töreninde sırasıyla MAKÜ Rektörü Adem Korkmaz, Burdur Milletvekili Bayram Özçelik, Vali Ali Arslantaş ve AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş konuşma yaptı.

Açılış konuşmalarından pasajlar şöyle;

“Etkinliklerdeki amacımız vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u bir fikir insani olarak daha iyi anlamak ve anlatmak içindi”

MAKÜ Rektörü Adem Korkmaz; “2021 yılı, İstiklal Marşı’nın kabulünün 100. yılı olması sebebiyle 27-31 Ekim tarihlerinde arasında ev sahipliğini yapmakla gurur duyduğumuz “İstiklal Marşı” temalı uluslararası sempozyumumuza hoş geldiniz, şeref verdiniz… Değerli konuklar, Her millet, kendi bağımsızlık destanını anlatan milli marşlarla hürriyet aşkını dünyaya ilan etmeyi bir ritüel haline getirmiştir. Fransız İhtilali’nden sonra yaygınlık gösteren bu eğilim, beka süreciyle sınanmış her milletin, vazgeçilemeyecek en büyük ülküsünün “bağımsızlık” olduğunu gösteren tarihi bir gerçektir. 1918 yılında önce Mütareke yaptırımlarının ardından dayatılan Sevr Antlaşması ve sonrasında İstanbul’un işgaliyle Osmanlı Devleti sarsılmışken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının girişimiyle milli bir devlet kurmanın ilk adımları atılmış, büyük bir zaferle sonuçlanacak destansı mücadelemizin ruhunu aksettirecek milli bir marşa ihtiyaç duyulmuştur.  Hepinizin bildiği üzere İstiklal Marşını belirlemek üzere açılan yarışmada ödül bulunduğu için Mehmet Akif Ersoy, katılma noktasında önce çekimser kalmış, hatırlı dostlarının tavassutuyla Balkan Harplerinden itibaren ruhunda kaynayıp duran istiklal aşkını, ateşli dizelerle kâğıda dökmüştür.  Bu yönüyle Mehmet Akif Ersoy, milletimizin ve devletimizin bekâsıyla sınandığı en buhranlı günlerde millî davamızın ve İslam âleminin dertlerine tercüman olmuş ve maşerî vicdanda haklı bir yer edinmiştir. İmân ve ahlâk timsâli olan Akif,  hepimizin başucu kitabı olması gereken Safahât’ı ve özellikle de istiklal Marşıyla  “millî şâir” olma vasfını hakkıyla kazanmıştır. İstiklal Marşı, sadece ülkemizin değil, 1000 yıldır bu topraklarda at koşturmuş; hak, hukuk, adalet ve huzurun en büyük garantörü olan Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin ve bütün İslam milletlerinin dayandığı milli ve insani değerleri yansıtan bir mutabakat metnidir. Öyle ki, bugün insanlığın en elzem ihtiyaçları olan bağımsızlık, hak, iman, ahlak, vicdan ve “medeniyet” kisvesine bürünmüş emperyalizme karşı topyekûn mücadele ruhu, İstiklal Marşı’mızda en canlı ve en çarpıcı şekilde dile getirilmiştir. Mehmed Akif Ersoy, Safahât’ın, Birinci Kitap’ından başlayarak Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hâtıralar, Âsım ve Gölgeler adlı kitaplarının her birisi millî meselelerimizi terennüm eden, bir ideali ve davası olan eserlerdir. Bütün bu kitapların gayesi birdir: Vatan sevgisi, bağımsızlık sevdası her gayenin üstündedir. Aydın, sadece müspet ilimlerle değil, çalışkanlığı, dürüstlüğü ve güzel ahlâkıyla da içinden çıktığı topluma karşı her zaman sorumludur. Gözünü dünyadaki bilimsel ve teknik gelişmelere kapatmış aydınlar kadar, sadece mahalli kültürden beslenen düşünürler de toplumun dertlerine yönelik sağlıklı reçeteler sunamazlar. O halde yarınımız olan gençlerimiz, evrensel değerlere kayıtsız kalmadan kendi milli ruhundan da kopmadan ancak Akif’in idealize ettiği Âsım neslinin bir ferdi olarak kendini konumlandırmalıdır. Kurulduğumuz günden beri taşıdığımız ismin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğu yerine getirmek için Mehmet Akif Ersoy adını taşıyan bilimsel yayınlar yaptık, kongre ve konferanslar düzenledik, uluslararası düzeyde ödül programlarını hayata geçirdik, onun adını taşıyan müze ve kitaplıklar kurduk, sergiler ve konserler organize ettik ve onun doğduğu coğrafyaya uzanıp Balkan ülkelerinde Akif temalı etkinliklere imza attık Tüm bu etkinlerdeki amacımız vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u bir fikir insani olarak daha iyi anlamak ve anlatmak içindi.Bu yılın İstiklal Marşı yılı olması omuzlarımıza tatlı bir mesuliyet daha yükleyince Mehmet Akif Ersoy eksenli çalışmalarımıza daha da hız verdik. Mart ayında bizzat Sayın Cumhurbaşkanımızca Külliye ’de takdim edilen Uluslararası Mehmet Akif ödülleri başta olmak üzere, onlarca faaliyet içeren hummalı bir çalışmanın içinde olduk. Şu anda da bu çalışmaların önemli bir ürünü olan ve 25 ülkeden katlım sağladığımız “İstiklal Marşı” temalı 3. Uluslararası Sempozyumu gerçekleştirmek amacıyla bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu uluslararası sempozyum, Mehmet Akif Ersoy’u bir kez daha anmamıza, onun sanatını ve eserlerini yeni bir gözle değerlendirmemize, tertemiz ve sarsılmaz ahlâkını gençliğe rol model olarak göstermemize önemli bir fırsat sunacaktır. Bu vesileyle bizleri miras bıraktığı eserleri ve tertemiz ahlakı etrafında bir araya getiren İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle anıyor, sempozyumun verimli ve başarılı geçmesini diliyorum. Teşriflerinizden dolayı şükranlarımı sunuyorum.”

“Etkinliklerin başını Mehmet Akif Ersoy Üniversitemiz çekiyor”

Milletvekili Bayram Özçelik, “Mehmet Akif Ersoy 100. Yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden tüm siyasi partilerin katılımıyla 2021 yılının 100. Yıl ilan edilmesiyle beraber Türkiye’nin dört bir tarafından eğitim camiamız başta olmak üzere, üniversitelerimiz olmak üzere, STK’lar olmak üzere Mehmet Akif Ersoy’umuzu daha yakından tanıma, daha yakından onunla bütünleşme ve akabinde Mehmet Akif Ersoy’un anlattığı, çizdiği yolda yürüme adına İstiklal Marşı yılında tüm etkinlikler yapılıyor. Bu etkinliklerin başını Mehmet Akif Ersoy Üniversitemiz çekiyor. Biliyorsunuz 20 Aralık 1871 Mehmet Akif Ersoy’un doğumu, 27 Aralık 1936 vefat yıl dönümü. Aralık ayının son 20 ve 27’sinde de biz yine Mehmet Akif’imizi anıyoruz. Bu çerçevede Mehmet Akif Ersoy’un Burdur’la bağlantısını hepimiz çok iyi biliyoruz.”

“Mehmet Akif ecdadına sahip çıkan ve milletinin istiklaline marş yazan bir büyüğümüz olarak hafızalarımızda yer ediniyor”

Vali Ali Arslantaş, “3. Uluslararası Mehmet Akif Sempozyumumuzun ilimize, ülkemize, üniversitemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. 25 ülkeden bilgilerini sunacak olan bilim insanlarımıza ilimize ve üniversitemize gösterdikleri ilgiden ötürü teşekkür ediyorum. Mücadele ile geçmiş bir hayatı 1936’da sona erdiriyor ama bizde zulmü alkışlamayan, zalimi sevmeyen, ecdadına sahip çıkan ve milletinin istiklaline marş yazan bir büyüğümüz olarak hafızalarımızda yer ediniyor. Üniversitemizin isminin de Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi olmasından ziyadesiyle mutluyuz. Çünkü bu ismin Ankara’da birçok kapıyı açtığına Rektörümüz şahit. Bu açıdan da şanslıyız diyorum.”

“MAKÜ örnek olacak üniversitelerden birisi olacaktır”

AK Parti Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, “Bugün burada bu güzel Üniversite’de Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı’nı yazışının 100. Yılını idrak ettiğimiz bu yıl içerisinde sizlerle birlikte böylesine önemli bir Uluslararası konferans da bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Mehmet Akif Ersoy Üniversite’sinin kuruluşundan itibaren bütün aşamalarını takip etmiş birisi olarak Üniversite’mizin böylesine önemli bir seviyeye gelmiş olmasını da her türlü takdirin üstünde değerlendirmek gerektiğini ifade ediyorum. Başta Rektör hocamız Âdem bey olmak üzere bu üniversiteye büyük bir şekilde gönül vererek bu mücadeleye destek olan bütün arkadaşlarımıza, milletvekillerimize ve her şeyden önce de üniversiteye ilk günden itibaren ciddi şekilde önemseyerek, destek veren sayın Cumhurbaşkanımıza ve emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Rektör hocamın dediği gibi Mehmet Akif Ersoy’un ismini taşımakta, o yükün altında evet ama belli bir seviyeye gelmiş bir üniversitemiz ve inşallah bundan sonra da gençlerimizin ve burada okuyan uluslararası öğrencilerin de gerçekten değerli ve bilim hayatının içerisinde iyi bir şekilde yetiştirilerek ileriye doğru hazırlanmasında örnek olacak üniversitelerden birisi olacaktır. Tekrar bu sempozyumunda hayırlı, uğurlu, bereketli olmasını temenni ediyorum.  Yurt dışından gelen değerli konuklarımıza hoş geldiniz diyorum. Böylesine güzel bir kampüste, güzel bir sonbahar havasında bir arada oluyorsunuz. İnşallah bu konferanstan da, bu sempozyumdan da güzel sonuçlar çıkacaktır. Tabi Mehmet Akif Ersoy hakkında ne kadar konuşulursa ne kadar yazılırsa yıllarca olduğu gibi bundan sonra da devam edecek Mehmet Akif Ersoy çalışmaları ne söylenirse az kalacaktır, eksik kalacaktır.” dedi.

Kurtulmuş, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi tarafından düzenlenen 3. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu’nun açılışında yaptığı konuşmada, Ersoy’un hayatında karşılaştığı mücadeleleri anlattı.

Mehmet Akif Ersoy’un büyük bir şair olmasının yanı sıra milliyetçi, sağlam bir iman sahibi, entelektüel birikime sahip önemli bir şahsiyet olduğunu ifade eden Kurtulmuş, Ersoy’un, yetiştiği çevrelerden büyük kazanımlar sağladığını ve her zaman kendisini geliştiren bir yapıya sahip olduğunu kaydetti.

Ersoy’un küçük yaşta Arapça, Farsça, Fransızca öğrendiğini ve Anadolu coğrafyasının dışında dünyadaki fikri hareketleri yakından takip ettiğini anlatan Kurtulmuş, camilerde verdiği vaazların da ders niteliğinde olduğunu belirtti.

Mehmet Akif Ersoy’un toplumların kendi değerleri, kökleri üzerinde gelişip büyüyebileceğine inandığını aktaran Kurtulmuş, bir ağacın başka bir gövdede yetişmesinin mümkün olamayacağını, dün olduğu gibi bugün de milletin kendi değerleri üzerinde yükselmesi gerektiğini dile getirdi.

Dönemlerin, siyasi şartların, siyaset figürlerinin, bilim adamlarının, insanların olayları kavrayış şekillerinin değiştiğini ama bu topraklarda yapılan tartışmaların ana mahiyetinin hiç değişmediğini vurgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi:

“Batı karşısında yenildik, bunun birçok sebebi var. Bir kısmı sistemin içindeki aksaklıklardan, bir kısmı dışarıdaki baskılardan, bir kısmı emperyalist ülkelerin çalışmalarından, bir kısmı da sosyal, kültürel hayattaki zorluklarımızdan kaynaklanan onlarca sebep var. Batı ‘niçin galip geldi’ sorusu o dönemin sorusuydu? ‘Nasıl kalkarız, yeneriz’ sorusu önemli bir soruydu. Maalesef bu soruya bir kısım hem de uzun yıllar etkili olmuş bazı çevreler, açık söyleyeyim işin kolayına saparak modernleşmeyi ‘batılı gibi olursak, batılı gibi düşünürsek, batılının yaşadığı tarzlarda yaşarsak, biz de adam oluruz’ zannederek o yolu tercih ettiler.”

“Yüz sene önceki oyunlar devam ediyor”

Mehmet Akif Ersoy’un o dönemde yaptığı tartışmaların bugün de yaşandığını, bunların en başında İslam coğrafyasının parçalanmışlığı, dağınıklığı ve ortak bir dayanışma ruhunda toparlanamaması olduğunu bildiren Kurtulmuş, bu durumun bugünkü siyaseti yakından ilgilendirdiğini, İslam dünyasının kendi meselelerini çözme beceresini kazanamadığı gibi, ortak hedefler noktasında bir toparlanmayı da sağlayamadığını kaydetti.

Yüz yıl önce etnik köken üzerinde insanların ayrışmasının siyasal bir ayrışma sürecine döndüğünü aktaran Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ne yazık ki sen Arnavutsun, sen Boşnaksın, sen Türksün, sen Bulgarsın, sen Romansın, sen Sünnisin, sen Hristiyansın diyerek insanlar birbirlerinden ayrıldılar ve koskoca Balkanlar 20 yıl içerisinde darmadağın haline geldi. Hala Balkanlar aynı dağınıklığa devam ediyor. Aynı şekilde Yemen, Medine isyanlarıyla, kavmiyetçilikleri kışkırtan Arap halkları üzerinden orada da bir ayrıştırma meselesi gündeme getirildi. Ne yazık ki bugün de bu kavmiyetçilik hastalığı devam etmektedir. Oyun hiç değişmemiştir, açık söyleyeyim. Yüz sene evvel Osmanlı cihan devletini yıkmak için milliyetçilikleri, kavmiyetçilikleri nasıl kullandılarsa, o zaman bir takım çeteleri ikna ederek, kışkırtarak, silah vererek onların önünü açarak nasıl Osmanlı Devleti’nin 20 yılda paramparça hale gelmesini sağladılarsa bugün de emperyalistin taktiği aynıdır. Bu sefer adını böyle güzel koydular, ‘proxy wars’ diye bir şey söylediler, yani vekalet savaşları. Vekalet unsurları olarak silahlandırdıkları, siyasi, lojistik destek verdikleri ve sırtlarını sıvazlayarak bir şekilde şımarttıkları terör örgütleri üzerinden bu coğrafyayı bir kere daha bölüp parçalamaya çalışıyorlar. YPG’nin, DEAŞ’ın, PYD’nin, PKK’nın diğer bütün örgütlerin, bir bardak içecek suyu olmayan, temiz suyu olmayan Afrika’daki insanların elinde 10 bin dolarlık, 20 bin dolarlık ölüm silahları ne arıyor. Bu silahları vererek onları Müslüman başına kim bela ediyor. Bir de işin garip tarafı, gel de Akif’in sızlandığı gibi sızlanma, örgütün adı Boko Haram, eğitim haram, yahu Allah’tan korkun.”

“Kavmiyetçilik, etnik milliyetçilik zehirli bir iksirdir”

Emperyalistlerin hem insanların eline silah verip hem de zihnini kirlettiğini söyleyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“PKK’nın, PYD’nin, DEAŞ’ın, Boko Haram’ın kimsenin eline silah vermesinler, desteklerini çeksinler, 15 günde dünyada hiç bir terör örgütü kalmaz. Özellikle bu bölgede. Suriye halkının çektiği yazık günah değil mi? Gariban insanlar, milyonlarca insan öldü, 8-9 milyon insan yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Irak’ın insanlarına yazık değil mi? Şimdi bunlar bu sefer vekalet savaşları üzerinden 100 sene evvelki oyunun ikinci perdesini uygulamaya koyuyorlar. Keşke Akif gelse, o gün söylediklerini bugün de Suriye, Irak halkına ve bütün Afrika halklarına söyleyebilse. Dolayısıyla kavmiyetçiliğin, özellikle etnik milliyetçilik üzerinden kavmiyetçiliğin yeni versiyonlarıyla karşılaştığımız bu dönemde İslam dünyasının en çok mücadele etmesi gereken hususlardan birisinin de bu etnik ayrımcılık olduğunun altını çizmek istiyorum. Aynı şekilde bu coğrafyada insanların asırlardır hiç aklının ucundan geçmeyen mezhep farklılıklarının da bir siyasi bölünme meselesi haline getirilmesi gerçekten coğrafyamızın yaşadığı acı bir kaderdir. Kavmiyetçilik, etnik milliyetçilik, mikro milliyetçilik milletimizi ve bu bölgedeki halkları bölen zehirli bir iksirdir. Buna asla müsaade etmeyeceğiz.”

 “Türkiye’nin teknoloji tarihi, Türkiye’nin ihanet tarihidir”

Numan Kurtulmuş, Mehmet Akif Ersoy’un döneminde tartışılan meselelerden birinin de özgüven eksikliği olduğunu belirterek, Türkiye’nin bu noktada bugün çok iyi konumda olduğuna işaret etti.

Yıllar boyunca Türkiye’de hangi teknolojik ve ilmi gelişme gündeme gelse “Yapamayız, bize yaptırmazlar” diyen bir aşağılık kompleksi ile hareket edildiğini dile getiren Kurtulmuş, artık Türkiye’nin “biz yapabiliriz” noktasına geldiğini bildirdi.

İHA’larla, SİHA’larla, helikopter motorunu üreten mühendislik güç ile Türkiye’nin tıbbi teknolojiden, savunma sanayisine, otomotiv sektöründen uçak sektörüne kadar her alanında büyük güçleri kullanarak ileriye doğru atılım içerisinde olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, bugünkü genç nesilde de büyük bir özgüven patlaması gördüğünü, bunun Türkiye’nin en büyük kazanımı olduğunu belirtti.

Türkiye’ye kendi uçağını, otomobilini yaptırmayan güçlerin yabancı güçler olmadığını ifade eden Kurtulmuş, “Türkiye’nin teknoloji tarihi aynı zamanda Türkiye’nin ihanet tarihidir. Türkiye’deki iç ve dış odakların ihanet tarihidir. Üniversitemizin mühendislik fakültesinin bir vazifesi de Türkiye’nin teknoloji tarihinin ihanet kısmını araştırıp, bunları ortaya koymaktır. Bunlar sadece geçmişle hesaplaşmak değil, geçmişte yaşanan ihanetlerin yarın da karşımıza çıkacağını bilmemiz için hazırlıklı olmamız bakımından önemlidir.” diye konuştu.

Numan Kurtulmuş’a, konuşmasının ardından Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adem Korkmaz tarafından özel işlemeli ipek mendil hediye edildi.

Günün anısına çekilen hatıra fotoğrafının ardından açılış programı sona erdi.