1954 'ten bugüne BURDUR'DA    e-posta : yenigungazete@ttmail.com

Yeni Gün’den özel ‘Sakarya Savaşı’ dosyası; “GERİ ÇEKİLMEYE SON VEREN SAVAŞ, SAKARYA ZAFERİ”

13 Eylül 2018, Perşembe, 7:25 | Gündem, Manşet, Sürmanşet | 220 kere okundu | Bu haberi Facebook'ta Paylaş

Milli Mücadele döneminde, kurtuluş sürecinde Sakarya Savaşı’nın çok ayrı, özel bir yeri var… Sakarya Meydan Muharebesini sadece Kurtuluş Savaşları içinde kazanılan bir zafer, 30 Ağustos Büyük Taarruz’a giden, Anadolu’yu Yunan işgalinden kurtaran bir süreç olarak değerlendirmekten ziyade, çok daha geniş bir tarihi perspektifte ele almak gerekiyor.

Çünkü; Sakarya Savaşı, bir milletin yaklaşık 300 senelik geri çekilme dönemi savunma pozisyonundan, yeniden hücuma, aksiyona geçişin adıdır aynı zamanda…

İkinci Viyana bozgunu, Osmalı İmparatorluğunun Avrupa coğrafyasında, Batı karşısında gerileme sürecinin başlangıcı olarak kabul edilir. 1683’teki Viyana bozgunu ile başlayan geri çekilme, savunma anlayışı tam 238 yıl sonra Anadolu topraklarında Eylül 1921’de Sakarya cephesinde 22 gün sürede kazanılan zafer ile sona ermiş, yeniden hücum aşamasına geçilmiştir.

Yakın tarihimizde Çanakkale direnişi, destanından sonra Anadolu coğrafyasındaki ikinci büyük kırılma, dönüm noktası Sakarya Savaşı’dır… Dünya harp tarihine “en uzun Meydan Muharebesi”, Türk İstiklâl Harbi Tarihi’ne de “Subay Muharebesi” olarak geçen Sakarya Meydan Muharebesi, nedense biz de 30 Ağustos Büyük Zafer’in biraz gölgesinde kalmıştır. Oysa çok önemli bir savaştır ve sonuçları da çok muazzam olmuştur; özellikle ezilen dünyada birçok millete ilham kaynağı olmuştur…

13 Eylül 1921 sabahı Türklerin galibiyetiyle noktalanan Sakarya Savaşı’nı günümüzde çok daha iyi anlamak, yorumlamak gerekiyor. Sakarya Zaferi’nin hak ettiği değeri görmesi için Sakarya Savaşı’nın yıl dönümleri çok büyük bir fırsat…

İşte; bir 13 Eylül’ü daha geride bıraktık. Sakarya Savaşı’nın 97’inci yıl dönümünde Yeni Gün, Sakarya Savaşı’nı anlatan özel bir dosya ile karşınızda…

Sakarya Meydan Muharebesi’nin 97. yıl dönümü

Atatürk’ün söylediği “Hatt-ı müdafa yoktur; sath-ı müdafa vardır. O satıh bütün vatandır” sözlerini bizlere hatırlatan savaştır, Sakarya Meydan Muharebesi! Anadolu Türk tarihinde son derece önemli bir yere sahip olan, Kurtuluş Savaşımızın dönüm noktası sayılan Sakarya Meydan Muharebesi’nden 97 yıl geçti.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin ismi, Atatürk’ün söylemi ile en kanlı ve büyük savaş anlamına gelen Melhame-i Kübra ibaresinden gelir. Uzun zaman süren Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası denebilecek kadar ciddi bir öneme sahiptir. Savaşın kaybedilmesi halinde, Sevr Antlaşması’nı anında uygulamaya geçirmek üzere hazır bekleyen onlarca millet bulunuyordu.

Kütahya -Eskişehir Savaşı’nın ardın- dan ciddi hasarlar gören TBMM Ordusu, mecburi olarak geri çekilme kararı almıştır. Bu tahribatın ardından Mustafa Kemal, ordunun başına geçerek; savaş alanına gelmiş ve savunmanın Sakarya Nehri doğu kıyısı tarafından yapılmasına karar vermiştir. “Hatt-ı müdafa yoktur; sath-ı müdafa vardır. O satıh bütün vatandır” söylemini bu savaş esnasında kuran Mustafa Kemal, savaş ruhunu tüm alanlara yaymış ve böylece Yunan Ordularını bölmeyi hedeflemiştir.

14 Ağustos günü büyük bir taazura geçen Yunan Ordusu, Haymana ve Mangal Dağı çevrelerinde ilerlemeye başladı, ancak Yunan askerleri bu taarruzda etkin olamadıkları için başarısız oldular. Türk Ordusu, Mustafa Kemal’in ince düşüncesi ile hazırlandı ve 10 Eylül tarihinde yapılan atak ile Yunan Ordusunun toparlanıp; savunmaya geçmesi engellenmiş oldu. 10 Eylül tarihi içerisinde Türk ordusu, Çal Dağı’nı geri aldı ve bu geri alınan ilk toprak oldu. 10 Eylülde başlayan bu taarruz 13 Eylül’e kadar sürerek; Yunan Ordularının oldukça büyük bir alanda geri çekilmesi sağlanmış oldu.

Yunan Ordusu geri çekilme sırasında, arkalarında Türklerin kullanabilecekleri, faydalı olan her şeyi imha ettiler. Birçok demiryolu ağı, köprü ve köyler bu şekilde ziyan oldu.

5.000 şehit, 18.000 yaralı, 14.000 kayıp ve 1000’e yakın esirle birlikte Türk Ordusunun toplam zayiatı, 39 binler civarındadır. Savaş esnasında hayatını kaybedenlerin çoğu subay olduğu için bu savaşa Subay Muharebesi de denmiştir. Yunan ordusu Türk halkına ciddi zararlar vererek geri çekilmiştir. Binlerce Türk ailesi evsiz kaldı. Mustafa Kemal’e Gazi unvanı bu savaştan sonra verilmiştir.

Bu savaş Türk Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olmuştur.

Sakarya Meydan Muharebesi ‘Klasik savaş kurallarını hiçe sayan Mustafa Kemal’

Tarih 1921, Kütahya-Eskişehir Muharebesinde yenilen Türkler Sakarya’nın doğusuna çekildi. Mustafa Kemal ordunun başına geçti. Türkleri yenip “Küçük Asya” dedikleri Anadolu’dan atmak isteyen 120 bin kişilik Yunan Ordusu, 22 Ağustos sabahı Sakarya önlerine geldi.Yunan Ordusu savaşı kazanırsa, Ankara basılır ve Meclis dağıtılırdı. Türkler, Sevr’i imzalamak zorunda kalırdı. Hayat memat meselesiydi.

23 Ağustos’un ilk ışıklarıyla Yunan Ordusu taarruza kalktı. Taarruzunun amacı, Türk mevzilerini kuşatmaktan ibaretti. Başarısız oldu. Kuşatma başarısız olunca Yunan Ordusu ikinci plana geçti. Bu çok klasik bir plandı, Türk savunma hattı yarılacak ve dağıtılacaktı.

Asırlardır uygulanan klasik savaş doktrinine göre; bir ordunun ip gibi dizilmiş savunma hattı yarılırsa, ordu geri çekilmek zorunda kalır. Çünkü ordu geri çekilmezse, yarılan hattan içeri giren düşman, orduyu çevreler ve imha eder. Yani, imha edilmemek için çekilmek şart. Hattı yarılan bir ordu, büyüklüğüne oranla geri çekilmek zorundadır. Aksi halde düşman, orduyu yeni bir hat kuramadan yakalar. Yunan Ordu Komutanı Papulas, Türk hattını yarıp, ordunun Ankara’nın gerisine çekileceğini hesapladı. Böylece Meclis basılabilecekti. Papulas’ın ordusu, Türk hattını Haymana mevkiinden yarıp Çal Dağını ele geçirmek için taarruza kalktı. Çatışma saatlerce sürdü. Çal Dağını koruyan 190. Alay kahraman gibi direniyordu. Fakat Yunan taarruzu çok güçlüydü. 30 Ağustos’ta Duatepe ve Kartaldağ düştü. Yunan topları artık Polatlı’ya düşmeye başladı. Kent boşaltıldı. Ertesi gün 31 Ağustos’ta Karadağ da düştü. Moraller bozuktu. Yunan Ordusu bitirici vuruşu yapmak için 1 Eylül’de koca bir tümenle Çaldağı’na saldırdı. Çaldağı düşerse, hat kırılırdı.

2 Eylül’de çatışmalar tüm gün sürdü. Ve Çal Dağı, gece vakti düştü. Haber Papulas’ın çadırında coşkuyla kutlandı. Türk hattı yarılmıştı. Şimdi Türk Ordusunun Ankara’nın doğusuna çekilmesi gerekiyordu. Asırlardır uygulanan mu- harebe doktrini bunu gerektiriyordu.

Fakat, Çal Dağı’nı ele geçiren Yunan kuvvetleri Türklerin çekilmediğini gördüler. Çünkü, Mustafa Kemal sahnedeydi! Mustafa Kemal oyunu klasik harp doktrini ile oynamayı reddetti. Ve tarihi emrini verdi: ‘HATTI MÜDAFAA YOKTUR SATHI MÜDAFAA VARDIR!’

O meşhur emir.. Peki şimdi ne olacaktı? Hattı kırılan Türkler topyekün geri çekilmeyecekti. Kırılan her hat, çok kısa mesafe çekilecekti.

Yani Türk Ordusu tek bir hat üzerinde kalmayacak, onlarca asimetrik hatlar, tüm satha yani alana yayılacaktı. Denenmemiş şey…Bu, denenmemiş olduğu kadar, riskli bir hamleydi.. Her birlik sağı ve solu düşmanla çevrelenerek imha olmak tehdidiyle karşı karşıyaydı. Mustafa Kemal bir kumar oynamıştı. Ya yok olacaktı ya kazanacaktı. Askere güveniyordu. Askere büyük iş düşüyordu. Peki asker ne yaptı?

Kısaca: “Vatan, millet, Sakarya…” Askerin yaptığı buydu. Neyi varsa, ölmek ve yok olmak pahasına saldırdı. Haber Papulas’ın çadırında şok etkisi yarattı. Ankara’nın doğusuna çekilmesi gereken Türkler, Çal Dağı’na saldırıyordu. Bu delilikti. Bütün planı hattı kırmak ve Türkleri çekilmeye zorlamak üzerine kurulu Yunan Ordusu, bu hamle ile ne yapacağını şaşırdı. Türkler kısa süre içerisinde Çal Dağı’nı geri aldı. Papulas yine taarruz emri verdi. Çal Dağı yeniden düştü. Fakat Türkler yine çekilmedi. Klasik savaş doktrininde bu noktadan sonrası yoktu. Papulas bunun şaşkınlığı içerisindeydi. Ne yapacağını bilemeyecek duruma düştü. Yunan askeri, düşmanı yendiğini düşünüyordu, ama Türkler çekilmemişti. Papulas hararetle Atina’ya ulaşmaya çalıştı. Günler geçiyor ama sonuç değişmiyordu. Bir hat kırılınca, kısa mesafe çekilip savaşmaya devam ediyordu. 10 Eylül’de Yunan taarruzu durdu. Artık planı bir savaş değil, doğaçlama bir mücadele vardı. Yunan askerleri daha ne kadar savaşmaları gerektiğini bilmiyordu. Mustafa Kemal’in emri çok netti: ‘Vatanın her karış toprağı şehit kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz…’ Yunan Ordusu Çal Dağı’nı elinde tutuyor, ama ilerleyemiyordu. Türkler de çekilmiyordu. Muharebenin 14. günüydü. Bu bir dünya rekoruydu. Hattı kırılan bir ordu, 8 gündür çekilmeden direniyordu. Bu tarifi olmayan bir iş’ti. İşte, ‘VATAN, MİLLET, SAKARYA’ tam olarak budur…

Hava iki gündür yağmurlu.. Yerler çamur.. Savaşın ne kadar süreceği belirsiz.. Papulas orduyu Sakarya’nın batısına çekmeye karar verdi. Karar orduda şaşkınlık yarattı. Kazanmışlardı, ama çekiliyorlardı. Casuslar son defa Türkleri gözetledi. Hepsi yerindeydi.10 Eylül sabahı bir otomobil, Yunan elindeki Duatepe’ye yakın bir mevziye doğru ilerliyordu. Askerlerde aynı tepki: Mustafa Kemal mi o? Bölgedeki asker Başkomutan’ı yanlarında, mevzilerin içinde görünce heyecanlandı. Mustafa Kemal boşuna gelmemişti. Planı hazırdı. Yunan taarruzunun durması ve çekilme belirtileri görünce Papulas’ın hakimiyeti kaybettiğini anlamıştı. Şimdi sıra ondaydı. Önce kısa bir top atışı ve ardından 1, 15 ve 23. tümenlerin taarruzu… Yunan Ordusu Duatepe’yi kısa sürede kaybetti. Tepeyi kaybeden Yunan birlikleri Beylik Köprüsü’ne çekilip mevzilenmeye başladılar. Düşmanı doğudan bekliyorlardı, ama şaşkına uğradılar. Mustafa Kemal boşu boşuna Duatepe’ye gitmemişti. Amacı, düşmanı yanıltmaktı. Düşman, başkomutanı doğuda görünce, diğer yönleri unutttu. Güneye sızan süvariler düşmana hissettirmeden Mangal Köyü’ne kadar ulaşmıştı. Yunan ordusu doğu ve güneyden hilal biçiminde çevrildi. Papulas acil bir kararla 11 Eylül’de çekilme emri verdi. Fakat Türk, Yunan’ın ensesindeydi. Güneş batıyordu, gece sıcak geçecekti. Papulas gece karanlığında çekilmeye başlarken Mustafa Kemal taarruz emri verdi, çekilen Yunan Ordusu gafil yakalandı. Yunan Ordusu, Türk Ordusu’nun yaptığı gibi satıh müdafaasına cüret edemedi. Böylece, Afyon’a kadar çekildiler. Papulas istifa etti.

22 gün süren meydan muharebesi bitti. Türkler düşmanı kovmuştu. İstanbul bayram yeriydi. Tüm Anadolu’da şenlik vardı. Mağlup Yunan Ordusu Eskişehir-Afyon hattına yerleşip yeni bir savunma hattı kurdu. Artık sıra Türklerdeydi. Ufukta yeni bir savaş vardı…

Mustafa Kemal kırık kaburgasıyla, kör bir lambanın aydınlattığı ufak bir odada savaş kurallarını değiştirmişti. Ve kazanmıştı…

YORUM YAZ

  • Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
  • Henüz yorum yapılmamış.