1954 'ten bugüne BURDUR'DA    e-posta : yenigungazete@ttmail.com

Üretici para kazanamadığı için göç ediyor

20 Şubat 2018, Salı, 5:30 | Ekonomi, İlçe, Manşet, Sürmanşet | 1.478 kere okundu | Bu haberi Facebook'ta Paylaş

Geçtiğimiz Ocak ayının sonunda Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2017 yılı adrese dayalı nüfus kayıt sonuçlarını açıklamıştı. Yeni Gün peş peşe yayımlanan analiz haberlerle, Burdur nüfusu ile ilgili demografik (nüfus bilimi) bilgileri kamuoyu ile paylaşmıştı…

Burdur’da il geneli nüfusu 2017 sonu itibariyle 264 bin 779’a yükselirken, kır nüfusunun azalma eğilimi, köyden kente göç olgusu, en çarpıcı sonuçlardan biri olarak karşımıza çıkıyordu…. Burdur’da köylerde yaşayan insan sayısının (85 bin 974) bir önceki yıla göre 2 bin 225 kişi daha azalarak 83 bin 749’a düşmesi, tarım ve hayvancılık kenti Burdur’da alarm veren bir gelişme… Ekonomisinin, temel geçim kaynağının hayvancılığa dayandığı bir il’de kır nüfusunun azalması, üretim kaygılarının artmasını yakın mercek altına alan gazetemiz Muhabiri Filiz Eryılmaz, ilimizdeki çiftçi kuruluşları temsilcileri ile görüşerek, Burdur’da kır nüfusu kaybının nedenlerini araştırdı.

Köy’den kente göç’ün en öncelikli nedeni: Ekonomik sorunlar

Burdur Ticaret Borsası Başkanı Yılmaz Başar, Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği (TDSYMB) Yönetim Kurulu başkanı ve Burdur Yetiştiriciler Birliği Başkanı Kamil Özcan, Köy-Koop Genel Başkanı ve Burdur Kooperatifler Birliği Başkanı Yakup Yıldız, gazetemize yaptıkları açıklamalarda, kır nüfusunun azalmasını değerlendirdiler, üreticinin sorunlarını dile getirerek, önerilerini kamuoyu ile paylaştılar.

Yapısal sorunlar çözülmeli

Üreticinin zor günler yaşadığına dikkat çeken başkanlar, ekonomik sıkıntılardan dolayı çiftçinin göç etmek zorunda kaldığının altını çiziyor. “Üretici para kazanamıyor. Arayışı şehirlerde asgari ücretle de olsa bir iş’te çalışmakta buluyor” diyen sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri, tarım ve hayvancılık sektöründeki başta girdi maliyetleri olmak üzere sektörün yapısal sorunlarının köklü bir şekilde çözüme kavuşması gerektiğini dile getiriyorlar.

Kır’da yaşam kalitesi yükseltilmeli, Şehirdeki imkanlar köylerde de olmalı

Kır nüfusundaki kan kaybını önlemek için öncelikle kır’daki imkânları geliştirmek gerektiğini söyleyen başkanlar, köylerde yaşam kalitesinin yükseldikçe, şehirdeki imkanların köylerde de olduğunda kırsalda yaşayan insanların şehirde yaşıyor gibi yaşadığında, göç’ün önleneceğine, tarım ve hayvancılıktan para kazandığı sürece de köylerinde kalacaklarına inanıyorlar…

İŞTE; BAŞKANLARIN GÖRÜŞLERİ

Burdur Ticaret Borsası Başkanı YILMAZ BAŞAR: 

“Özellikle baktığımızda biraz sevindirici bir haber gibi gözüküyor. Burdur’un nüfusunun 80 binlerden 85 binlere çıkması. Tabi bunun farklı algıları var. Bizim nüfusumuzun 85 bin olmasının beni çok mutlu ettiğini söyleyemem. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesine 20 bin öğrencinin gelmesi elbette nüfusu pozitif etkileyecektir. Belediyenin yaptığı bazı inisiyatiflerin de buna katkısı olacaktır. Ama bizim nüfusumuzun bu şekilde değil de daha çok istihdamla artmasını bekliyoruz. Yani ilimizin sanayi, endüstri ve ekonomik anlamda refah seviyesine ulaşması, ayrıca yaşanabilir bir şehir olması gerekir. Özellikle gelen insanların Sosyal alanda doygunluğa ulaşabileceği bir il olmasından sonra kaliteli bir nüfus artışını bekliyoruz.

Şu saydığım özelliklerin hiçbir daha tam anlamıyla rayına oturmadı. Bu tür inişler, çıkışlar sadece bizi anlık mutlu ediyor. Ekonomik olarak esnaf kesimine baktığımız da bu net bir şekilde ortada. Kimse halinden memnun değil. Halen nüfusumuzun birçoğu çevre illere hafta sonu kaçmakta. Dolayısı ile ivedilikle bizim bunlara çözüm üretmemiz lazım. Hastanenin yerini bile tartıştığımız bir ortamda yani halkın sağlığını tartışabiliyorsak çok saçma işler yapıyoruz demek. Bu hengâmelerden Burdur’un bir an önce kurtulması lazım. Artık emin adımlar atması lazım. Eğer; o emin adımları atarsak bir daha nüfus sorununu Burdur merkezde tartışmayız.

Burdur merkezdeki artışın suni artış olduğunu söyledim. Asıl tartışılması gerekenş özellikle kırsalda nüfusunda azaldığı gözüküyor. Yaman bir çelişki var burada. Yaman çelişkiden kastımız tarım ve hayvancılık şehri Burdur’un özellikle gıda, protein ve karbonhidrat üretiminde zirvede olan bir il’in köy nüfusunun azalması tehlike çanlarının çalıyor olması…

Üretici para kazanamıyor. Makas daralıyor. Değirmen taşının altında kalan üretici artık un ufak oluyor. Artık arayışı asgari ücretle çalışmakta buluyorlar. Ondan dolayı da köyden kente doğru bir kayma var. Merkezdeki artış da köylerden göç edenlerle de arttı. Defalarca dediğimiz bir şey. İthalatla üretici terbiye ediliyor. Süt, yem kalitesi, dengesizlikler dedik. Bu ülkede insanlar artık üretimden kaçıyor. Gelinen nokta bu işte. Bir önceki belde ve köyler nüfusu 85 bin 974 iken 2017’de 83 bin 749’a düşmüş. 2.200 civarında bir düşüş var. Bu da 550 haneye tekabül eder. Yani 550 kişi daha tarım, hayvancılık ve üretimden kaçmış anlamına geliyor.

Çözüm önce Tarım Bakanlığının ‘hadi gel köyümüze geri dönelim’ projesi başta kulağa çok hoş gelen güzel bir proje idi, ama tam anlamıyla yansıtamadığımız bir proje oldu aslında. Bunun devam etmesi gerekiyor. İstihdam sadece şehirde olmuyor. Köylerdeki istihdamı da artırmamız gerekiyor. Oradaki insanları kamçılamamız, üretim yaptırmamız lazım. Hızla büyüyen bir genç nüfusumuz var. İnsanların doyması gerekiyor. Gıda temel ihtiyaç. Su ne kadar lazımsa, gıda da o kadar lazım. Biz bunları sağlayabilmek için de tarım ve hayvancılığı desteklemek zorundayız. Desteklemekte; ‘biz 14 milyon TL tarıma destek veriyoruz’ demekle de olmuyor. Destekleri nasıl verdiğimiz, üretimi nasıl arttırdığımız önemli. Bugün yem‘den KDV’yi kaldırıyoruz üreticinin eline hiçbir şey geçmiyor. Devlet orada % 8 oranında belki daha fazla oranda zarar ediyor ama bunun üretici boyutuna yansıyan hiçbir şey yok. Belki yemden, gübreden, sütten KDV’yi ilk öneren Oda bizdik.

Ekonomi Bakanımıza önermiştik yıllar önce. Türkiye’de en büyük eksiklik fizibilite çalışması olmadan değişiklik yapmak. Bunu paydaşlarla akıl toplantıları, fikir toplantıları yapmıyoruz. Yüzde 8’lik KDV’nin kalkması demek bir yıllık çalışmanın eseri olması gerekirken biz seçim programına koyduk Kasım’da seçim oldu. 1 Ocak 2016’da KDV’yi sıfırladık. Yani tamamen omurgasız bir yapı ile karşı karşıyayız. Dolayısı ile bizim öncelikle bu işleri net yoluna sokmamız lazım. Masa başında ve saha da bol tetkikler yapmamız ve neyin faydalı olacağına karar vermemiz gerekiyor. Tarım ve hayvancılık politikalarını eleştirmekten dilimde tüy bitti. Bizim eleştirilerimiz yapıcı da. Sadece eleştirmekle olmuyor.

Gerçekten bu ülkeye mutlak şartla, ithal hayvan, ithal et, süt, ithal bakliyat, tahıl ürünleri değil, ithal tarım politikaları gerekiyor. Demek ki biz bir şey yapamıyoruz. Ya da biz bir şeyi yanlış yapıyoruz. Bakınız Yeni Zelenda’ya. Yeni Zelenda birkaç değişiklikle şu anda dünya pazarına hakim olan bir ülke. Hayvancılıkta bir Fransa’yı, Avustralya’yı geçmiş durumdalar. Onlar neyi doğru yaptılar, biz neyi yanlış yaptık? Biraz da etrafımıza iyi bakmamız gerekiyor. Sonuç ortada. Baktığınız zaman sadece Burdur kırsal nüfusunun alarm vermesinden bahsetmiyoruz.

Tüm Türkiye’de kırsal kesimde sıkıntılar var. İddia ediyoruz, bu sene saman ithal edecek bu ülke. Çünkü gerek yağışların azalması, gerek kurak ve don olayları bu ülkenin tekrar üretim noktasında ciddi sıkıntılara gireceğini gösteriyor. Bir şey olmaması fiyatının yükselmesi anlamına geliyor. Tamam, ama bunun ne üreticime ne de tüketicime faydası var. Bunun tamamen Merkez Bankasındaki dolarlara zararı var. Onun için herkesin biraz daha şapkayı önüne koyarak düşünmesi gerekiyor. Bizim de Odalar olarak üzerimize düşen belli görevler var. Tarım ve hayvancılıkla ilgili biraz daha sesimizi yükseltip, biraz daha pasta payının Burdur’a çekilmesini sağlamak zorundayız.

Yoksa bugün 2. 200 kaybımız gelecek yıl 5 bin’e çıkar. 10 bin derken 2030’da Burdur’da yaklaşık 5-6 köy kalması gerekiyor. Köylerde genelde 40 yaş üzeri insanlar kalıyor. Bu da kırsalın yaşlandığını gösteriyor. İnsanların önünü görmesi lazım. Genç nüfusun köylerde kalması için bu sene ne kazanıyorsa gelecek yılda onu kazanması lazım.

Geçen yıl süt’e verilen destek 8 kuruştu. Bu sene 4 kuruşa düştü. Benim üreticim bu şartlar altında nasıl üretir? 2017 yılında 8 kuruş alan üretici 2018 yılında 4 kuruş almaya başladı. 2019’da ne olacağı belli değil. İstediklerimizin başında da stabil sabit destekler var. Bu tür değişkenlikler insanların kafasını da karıştırıyor.

Asgari ücreti bile kazanamayan işletmeler, üreticiler var. Bu gelinen nokta da asgari ücret için köyünü terk ediyor üretici. Biz Cumhurbaşkanlığımızın çağrısı ile TOBB olarak istihdam seferberliği düzenlemiştik. İşletmelere en az bir sigortalı işçi çalıştırsın hedefi ile yola çıkmıştık. Bir buçuk milyon insan istihdam olacaktı, bu da yüzde 10-15 işsizlik oranını aşağıya çekmiş olacaktı. Devlette dedi ki; ‘sigorta ücretinin yarısını biz verelim’ dedi. İşte; tarım da bu yapılabilir. Şehirde çalışan insanlar sigortalı oluyor da köydeki üreticileri neden bu sıfata sokmuyoruz.

Tarım Bağ-kur’u var ama, mutlaka daha değişik bir şey yapabiliriz. Burada SGK’nın da devreye girerek bu insanların emeklilik döneminde ne yapabileceğini düşündürmek gerekiyor. Aslında ülkemizde yapabileceğimiz o kadar çok şey var ki. Biz artık veri tabanına hakim bir ülkeyiz. Her şey otomasyona bağlanmış bir düğmeye basmaya bakıyor. O düğmeye basalım artık. Tarım ve Hayvancılıkla uğraşan insanları pekala sigortalı hale getirebiliriz. Köylerde biliyorsunuz genelde kadınlar çalışıyor. Kadınları sigortalı hale getirelim. Onlara da bir emeklilik imkanı sağlayalım. Böylece hem ezilen bir kadın nüfusunun önüne geçmiş oluruz, hem de kırsal kesim de nüfus azalmasına engel olabilir.”

TDSYMB Genel Başkanı KAMİL ÖZCAN:

Kırsal kesimde nüfusun azalması aslında bizim istemediğimiz bir şey. Kırsal nüfusun azalması demek, üretimin azalması demek. Kırsal nüfusun şehre göçmesi demek, şehirde çarpık yapılaşmanın başlaması demek. Kırsalda yaşayan insanların, kır’da istihdam edilirken, geçimini sağlayabildiği ortamda, şehre göç ederek işsizler ordusuna yeni bir katılım oluyor ve tabiiki burada vasıfsız bir işçi olup, sigortalı bir işe girmeye çalışıyor.

Bunu önlemek için aslında basit şeyler yapılabilir. Bir Hükümet, bir devlet politikası olarak benimsenmesi gerekir öncelikle. Kırsal’daki insanın yaşam kalitesini yükseltmekten geçiyor. Kırsal yaşayan insanlar şehirde yaşıyor gibi yaşayacak, tarımdan, hayvancılıktan para kazanacak, para kazandığı sürece köyünde kalır diye düşünüyorum.

Onlar para kazandığı sürece, elektrik maliyetlerinin düşürülmesi, giderlerinin ne ise onların maliyetlerinin düşürülmesi üreticinin para kazanması demektir. Bunu yaptığımız ölçüde biz kırsalda insanımızı tutarız, şehirdeki çarpık yapılanmanın da önüne geçeriz, insanlarımız köyünde mutlu olur.

Burdur’un bir sözü; ‘doğduğum yerde doymak istiyorum.’ Doğduğu yerde doyurabilmek bizim bir devlet politikası haline getirilmeli ve kırsalın göç etmesi önlenmeli. Bir de tehlikeli olan bir durum var, üretici kesimi yaşlanıyor. Genç nesil üretim yapmıyor. Dünyadaki gelişimlere baktığımızda Katar örneğini verebiliriz. Katar’ın parasının ve petrolünün yetmediğini geçtiğimiz günlerde gördük. Uçaklarla Katar’a gıda maddesi gönderdik. Üretim mutlaka önemli. Stratejik bir önemi var. Ülkelerin güçlü olması gereken bir sektörü özellikle Türkiye gibi kırsal nüfusu çok olan bir ülkede bizim Milli Savunmamız kadar, Dışişlerimiz kadar, eğitimimiz kadar bizim tarım ve hayvancılığımızın üretim boyutu stratejik özelliğe sahip. Onun için kırsal kesimin üretici boyutunun mutlaka gençleştirilmesi lazım. Gençlerin üretimde kalmasını sağlamak lazım. Önce kırsal kesimi biz azaltacak mıyız, yoksa çoğaltacak mıyız?

Bunu bir Devlet politikası haline getirmemiz lazım. Öncelikle Burdur gibi sanayisi olmayan bir il’de şehre gelen insanlar neye geliyor. Köylerde yaşam kalitesini artırdığımız sürece, ben kimsenin köyden şehre geleceğini düşünmüyorum. Kırsal kesimdeki insanları geçinebilir bir hale getirmemiz, sosyal yaşamını devam ettirebilir bir hale getirmemiz, bu göçü önleyecektir diye düşünüyorum. Önce oradaki yaşam kalitesini yükseltmek, şehirde olan her imkânın köyde de olmasını sağlamak, kısa zaman içerisinde şehre gelip gitme mesafesini kullanabilen bir köylü şehre gelmez. Doğduğu yerde doymak bizim felsefemiz…”

Köy-Koop Merkez Birliği Genel Başkanı YAKUP YILDIZ:

“Kırsal kesimden göç, günümüzün en önemli konularından bir tanesi. Ülke genelinde kırsalda yaşayan insanlarımızın birçoğu tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. O kişi ürettiğini sattıktan sonra aile ekonomisine katkı sağlayabiliyorsa elbette şehre veya bir başka yere göç etme gibi bir eğilimi olmaz.

Burada tarımsal girdilere baktığınız zaman maliyetler çok yüksek. Bugün ilimiz tarım ve hayvancılık kenti bununda neredeyse %9 0 hayvancılığa dayalı olarak faaliyet gösteriyor. Şimdi hayvan beslemek için ekim yapmak lazım. Bugün ekiyorsunuz, mazot, gübre, ilaç son günlerde çok fiyat artışları var. Köylü üretmiş olduğu ürünü satarken özellikle tahıl ve hububatlarda çok fazla bir fiyat artışı olmadığını görüyoruz. Süt hayvancılığında da bu böyle. Peki, bunu ne tetikliyor? Eğer; kişiler köyde para kazanmazsa, üretim yapmazsa üretilen ürün miktarı azalır ve aşırı bir değer kazanmaya başlar. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız zaman zaman çok projeler uyguladılar. Yanlış projeler de vardı, ama son zamanlarda doğru projelerde uygulanmaya başlandı. Yanlış projeler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından 100×2 yani yüz aileye 2’şer adet süt hayvanı verme idi. Ama bireysel olarak baktığınız zaman bir aileyi iki hayvan geçindirir mi bu çok yanlış bir projeydi. Biz bunu yıllarca söyledik ve en sonunda bu projeden vaz geçildi. Şimdi en az 50×4, 30×10 projeleri var. Olması gerekende 30×10 projesi. Yani 30 aileye 10”ar tane süt hayvanı verirseniz 2 yıl sonra bu hayvan sayısının 20’ye çıktığını göreceğiz. Dolayısı ile bu üretimi ciddi anlamda tetikleyecek ve kişinin ekonomik geliri artacak dolayısıyla da o kişinin köyden kente göç etme gibi bir eğilimi de olmayacak. Bakanlığımız gençlerimizi köyde tutabilmek için genç projeleri gündeme koydu. 30 bin lira bir limit belirlendi burada. Burada bildiğim kadarıyla çok yanlış şeylerde oluyor. Kişi zaten şehirde duruyor, ikametgâhını şehre taşımamış bir köyde yaşıyorum diyor hayvanları alıyor belki belli bir dönem sonra bu hayvanları elden çıkarıyor, ama sonuçta bu projeden haksız yere faydalanmış oluyor.

Burada analizler yapılırken, kişiler tespit edilirken, o genç kardeşlerimiz belirlenirken ciddi anlamda bir komisyon olması ve incelenmesi lazım. Hatta hiç hayvanı olmayana vermeyeceksin. En az 3 tane hayvanı olan, en azından ahıra giren işleyen, o işi fiilen yapan kişiye takviye edelim. Nüfusu bu şekilde tutabilir. Yine en son bakanlığımız Tarım Kredi Kooperatifleri vasıtasıyla 100 bin lira bir olay çıkardı. Gerek büyük, gerek küçükbaş olsun bunların desteklenmesi konusunda. Bana göre çok güzel bir proje. Sıfır faizli 2 yıl ödemesiz, beş yıl geri ödemeli. Kişi iyi niyetli olduktan sonra bunda başarısız olma gibi bir lüksü yok. Zaten ödemesiz. Üçüncü yılda başlayacak ödemesi.

Dolayısı ile 100 bin lira ile bugün kişi 5 ham düve, 5 sağmal alabilir. 10 tane hayvan alabilir. Bu projenin burada iyi araştırılması lazım, alt yapıyı sıkı tutmak lazım. Gerçekten kişiler kırsalda bunu yapacaksa, yapacak kişiye vermek lazım. 50 yaş ve üzerine biz bu projeyi uygulasak, birkaç yıl daha yapar bu işi ondan sonra tamamen biter. Ama askerden gelmiş, yeni evli yada bekar da olabilir başka bir yere göç etme imkânı yoksa bu gençler bu işi yapar. Bunlar o zaman hayvan beslemek için bir şekilde ekip dikmek zorunda kalacaklar. Toprakların işlenmesi olacak. Eğer; bunu işlemezse zaten hayvanları aç kalır. Dolayısı ile hem tarıma katkı sağlayacak, hem kendi ekonomisine katkı sağlayacak. Bizim istediğimiz olay bu. Burada gerçek hak edene verilmesi gerekiyor. Biz tarım arazilerinin boş kalmasını hiç istemiyoruz. İstiyoruz ki; bütün arazilerimiz sulansın. Bunun için yağmurlama, damlama sulama sitemine geçilsin. Artık vahşi sulama zamanı geçti. Burada tarımsal sulamada kullanılan elektriğin birim fiyatı çok pahalı. İşçiliği de saydığınız zaman tamamen zarar söz konusu. Tarımsal sulamada bugün elektriğin fiyatı düşse üretici 10 dekar ekecekmiş, 20 dekar eker. Elektrik parası çok yüksek. Biz yurt dışından gelen her türlü tarım ürününe karşıyız. Bizim arazimiz yok mu da başka ülkelerden tarım ürünü getiriyoruz. Burada hem üreticiyi hem tüketiciyi korumak lazım. Küçükbaş beslemede ise orman yasak, sit alanı mera yasak. Nerde otlatacak üretici hayvanını. Küçükbaş Türkiye’de et açığını kapatan en büyük sektör. Buna bir çözüm bulunması. Belli bir dönem sonunda ormanlık alanların serbest bırakılması lazım. Bütün bunlar kırsal kesimin şehre kaymasına sebep oluyor. En azından bir sosyal güvenliğim olur diye düşünüyor üretici. Üreticinin sosyal güvenliği olursa, girdi maliyetleri düşerse ve para kazanırsa kırsaldan kente göç yaşanmaz.”

 

 

Anahtar Kelimeler: , ,

YORUM YAZ

  • Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
  • Henüz yorum yapılmamış.