1954 'ten bugüne BURDUR'DA    e-posta : yenigungazete@ttmail.com

NEŞET ERTAŞ OKULU’NUN BURDURLU ÖĞRENCİLERİNDEN HACI ALİ YILMAZ: ‘TÜRKÜLERİMİZ BİZİ ANLATIR’

19 Aralık 2015, Cumartesi, 5:20 | Kültür, Manşet, Sürmanşet | 700 kere okundu | Bu haberi Facebook'ta Paylaş

Hacı Ali Yılmaz Gazetemiz Muhabiri Hacer Zeren’e konuştu

Burdur’un halk ozanlarından, çok küçük yaşlarda babası saz çaldığı için müziğe ilgi duymaya başlayan Hacı Ali Yılmaz, tam bir Neşet Ertaş hayranı. Kırşehirli, ünlü halk ozanıyla tanışma imkanı da bulan ve zamanla dost olan Hacı Ali Yılmaz, Neşet Ertaş’la yaşadıklarını, sohbetlerini anlatırken hala duygulanıyor. Neşet Ertaş’ın türkülerinde ‘dostluğu, hoşgörüyü, paylaşmayı’ anlattığını söyleyen Hacı Ali Yılmaz, “Neşet Usta kendisi garibanlığı, yoksulluğu, gurbeti, hasretliği çektiği için aynı acıları yaşayan insanlara karşı daha bir hoşgörülü, daha bir anlayışlıydı. Ben kendisiyle daha sonra tanışma fırsatı da buldum ve o zaman anladım ki Neşet Usta’nın en değer verdiği olgulardan birisi; tevazu. Üstat meğer, tevazu sahibi olmayan, halka inemeyen ya da insanları o, bu diye ayrıştıran, diğer insanları dışlayan, ötekileştiren siyasetçilere, bürokratlara randevu vermezmiş. Bir bahane bulurmuş. ‘Toplantıdayım’ dermiş. Kendisi de bu acıları çektiği için, garibana, yoksula daha bir yakın davranır, onları sahiplenirmiş. Bunu öğrendikten sonra üstattan daha da etkilendim. O bizim için yalnızca bir halk ozanı değil, bir abi, bir baba, bir öğretici gibiydi’ diyor.

9 yaşında, ortaokula giderken saz çalmaya merak salan Hacı Ali Yılmaz, Gazetemiz Muhabiri Hacer Zeren’in, Üstat Neşet Ertaş ile tanışma hikayesi, Burdur ve civar illerdeki yörük kültürü, yörük Türkmenlerinin izlerini taşıyan türküler, Burdur’un göç vermeyen eski hali ve göç veren şimdiki durumu ile ilgili sorularını yanıtladı.

Önce kendinizi biraz tanıtır mısınız?

Hacı Ali Yılmaz: Ben 1956 Burdur Merkez köyü doğumlu. İlkokulu köyde bitirdim. İlkokulu bitirdikten sonra ortaokulu bitirmek için Burdur’a geldim. Babam hobi olarak saz çalar, türkü söylerdi. 9 yaşımda sazı öğrenmeye çalışıyordum. Müzik bende ağır bastı.18 yaşlarımda liseyi bıraktım. Bizim yöremize özgü üstatlar vardı. Onlarla tanıştım. İçimde de müzik aşkı olduğu için, onlarla düğünlere gitmeye başladım. Düğünlerden para da kazanmaya başladık. 1982 yılında evlendim. Burdur’dan dükkan kiraladım. Dükkanda saz, tel satmaya da başladım.

BANA TÜRKÜYÜ SEVDİREN  NEŞET ERTAŞ’TIR

‘Kaç yaşında Neşet Ertaş’ı keşfettiniz?

Hacı Ali Yılmaz: 11 yaşlarımda köyde radyodan dinlerken Neşet Ertaş’ı keşfettim. Kim olduğu bilmiyoruz ama biri bir saz çalıyor, bir türkü söylüyor herkes mest oluyor. ‘Mühür Gözlüm Seni Elden Sakınırım Kıskanırım’, ‘Hapishanelere Güneş Doğmuyor’, ‘Neredesin Sen’, ‘Köprüden Geçti Gelin’, ‘Kendim Ettim Kendim Buldum’ ‘Zahidem’, ‘Ahu Gözlerini Sevdiğim Dilber’ Bu türküler aldı başını gitti. Neşet Usta ne söylerse söylesin en güzel şeklinde söylediği için herkes radyonun karşısında kitleniyor. Ben de 82 yılından itibaren Neşet Usta’nın türkülerini söylemeye başladım ve 87 yılında ilk kasetimi çıkardım. Ben çok azimliydim. Kaset yapma nedenim de toplumun bizim mesleğimizi, türkü söyleyip saz çalanları ‘çalgıcı, buna kız vermezler’ diye küçümsemeleriydi. Bana türküyü sevdiren Neşet Ertaş’tır. Ne varsa bizim türkülerimizde var. Hani şair Bedri Rahmi Eyüboğlu; ‘Karanlıkta gelse şiirini hasını tanırım, nerede bir köy türküsü duysam şairliğimden utanırım’ diyor ya…

‘TÜRKÜLER BİZİM ÖZÜMÜZ, AVAZIMIZ, SESİMİZ, ANLATAMADIKLARIMIZ…

Shakespeare’de; ‘Bir ulusun türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür’ diyor. Söze bakın. Çünkü Karacaoğlan’ın, Pir Sultan Abdal’ın, Aşık Veysel’in türküleri hala söyleniyor, değişmedi ama o zamandan bugüne kadar birçok yasa değişti. O türküler bizim özümüz, sözümüz, avazımız, sesimiz, eğlenmemiz, gülmemiz. Anadolu’nun zenginliği mükemmel. Mevlana; ‘sevgide güneş gibi, dostluk ve kardeşlikte akar su gibi, hataları örtmede gece gibi, tevazu da toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’ diyor. Bunlar bizim Anadolu’muzun değerleri.

ÜSTATLA İLK TANIŞMA…

88 yılında kasetim çıktı. Abim 1969 yılında Almanya’ya gitti. Neşet Ertaş’ta o sırada Almanya’da idi. Abim, üstadın hayranı olduğumu bildiği için, beni ustayla tanıştırabileceğini söyledi. O sırada Almanya’daki gazeteler, Neşet Ertaş düğünlere çıktığı için reklamlarını yayınlıyor, altına da telefon numarasını yazıyorlardı. Abim bana üstadın telefon numarasını verdi. Aradım, hiç kendisinin direkt telefona çıkacağını beklemiyordum. Telefonu kendisi açtı. Şaşırdım. Çok heyecanlandım. Aptallaştım. Dilim tutuldu, konuşamadım. Neşet Ertaş ile 89 yılında başladı dostluğumuz. Önce sadece telefonla konuştuk. 11 yıl sonra, Burdurlu Sanatçı kardeşimiz Sümer Ezgü TGRT’de program yapıyordu. Beni aradı. Programa Neşet Ertaş’ı ve beni davet ettiğini söyledi. İstanbul’a gidecek param yoktu. Anam, iki tane Kurban Bayramı için kurbanlık parası ayırmış. Kurban parasını yol parası yaptım, yola koyuldum. Orada Neşet Ertaş ile ilk kez yüzyüze görüştüm. Orada beraber fotoğraf çektirdik. O sırada üstadın hayatını anlatan bir kitap çıkmıştı, o kitabı bana imzaladı. 2001 yılında abim bana Almanya’ya gel dedi. Bu arada ben, üstadın iktidarda olup kendisini büyük gören, halkı ayrıştıran, halka inemeyen, tevazu sahibi olamayan insanlara randevu vermediğine şahit oldum ama bana bir kere bile böyle davranmadı. Neyse Almanya’ya gittim. O sırada Neşet Usta’da oradaymış. Onunla bir kez daha görüştük. 2000 yılından sonra usta İstanbul’a konserlere geldi. Daha sonra, 2008 yılında da Burdur’a konsere geldi. Serenler Otel’de görüştük.

Neşet Ertaş 2012 yılında öldüğünde, öldüğünü öğrendiğinizde ne hissettiniz?

Hacı Ali Yılmaz: Ölmeden bir önce, Neşet Usta’nın solunum cihazına bağlı olduğunu öğrendim. Kurtuluşu biraz zor olur denildi. Umudumuz yaşaması yönündeydi. 25 Eylül 2012 yılında vefat etti. Üzüntümü anlatamam. Birçok kişi bana bile başsağlığı diledi. Çok ağladım.

‘İNSAN KENDİ İŞİNİ KENDİSİ YAPMALI’

Hacer Zeren: Neşet Ertaş ile olan dostluğunuz size neler kattı?

Hacı Ali Yılmaz: Aslında kimse kimseye bir şey öğretmez. Öğrenilir. Az önce Mevlana’nın 7 öğüdünden örnek verdim. Ben Mevlana’yı tanımam, tanımam da gerekmiyor. ‘Benim mezarımı yerde arayamayın, benim mezarım ariflerin gönlündedir’ diyor. Şu söze bakar mısınız? Ben Neşet Usta’dan ne öğrenebilirim ona baktım. O’nun bütün programlarını, türkülerini, sözlerini takip ettim. Hiçbir zaman ceketinin düğmesinin açık olduğunu görmedim. Bu, üstadın halka, insana olan saygısındandır. Bir keresinde sigara uzattım, ‘ben ikram edeyim’ dedi. ‘Sigaranızı ben yakayım’ dedim. ‘Hacı, Allah bana 10 tane parmak vermiş, bana hizmet etsin diye’ dedi. Yani, ‘insan kendi işini kendisi görmeli, başkasına yaptırıp, oradan nemalanmamalı. Başkasına işini yaptırıp, buradan şöhreti kapmamalı. Ben kendi işimi kendim görürüm’ demeye getirdi. Bu felsefi bir yaklaşımdır. Neşet Ertaş felsefi bir okuldur.

Hacer Zeren: Biraz Burdur’un türkü kültürüne gelelim. Siz neticede Burdur’da yıllarca düğünlerde saz çalıp, türkü söylediniz. Burdur’un kültürü nasıldır?

AVŞARLAR YÖRÜK TÜRKMENLERİNDENDİR

Hacı Ali Yılmaz: Bizim türkülerimiz yörük kültüründen gelir. Antalya, Bucak, Burdur, bu yöre yörük Türkmenlerinin kültürünün yansımasıdır. Mesela, bir türkümüzde; ‘Çekemedim Akça Kızın Göçünü’ der. ‘Çubuk Beli’ bir yörük türküsüdür. Hemşehrimiz Sümer Ezgü’de söylemişti. ‘Sarı Yaylam Seni Yaylayamadım.’ Yörük türküsüdür. ‘Bağlamam var üç telli, gitti de borcum var 550, kocaya da vardı yörük kızı’. Yani bu yöre yörük Türkmenlerinin kültürünü yansıtır. Yörükler sıcağı pek sevmezler, yayla insanı oldukları için. Osmanlı’nın son zamanlarında, Türkiye’nin çeşitli yerlerine yörükler dağılmış. 19. yüzyılda yaşayan Şair Dadaloğlu, yine Yörük Türkmenlerinden olan Avşar Beyliği’nden bir kız için ‘Yine göç edermiş Avşar Elleri, Aşıp giden eller bizimdir’ diyor. Bir yörük Türkmen türküsüdür. Çukurova’dan yörükleri Anadolu’ya dağıtırken, her yörede bir Avşar Türkmeni varmış. Kırşehir’de de var. Mersin, Silifke, Adana o bölgeden gelmişler. Bizim Toroslar komple yörük Türkmeni’dir. Her yerde bir Avşar vardır; Avşar Köyü, Avşar Yörüğü der. Burdur yöresinde de var. Burdur’un halk ozanları bu nedenle Avşar türkülerini, yörük türkülerini çok söylerler.

YÖRÜĞÜN ENSTRÜMANI CURADIR, SİPSİDİR

Yörüğün dağda enstrümanı sipsidir, curadır, kavaldır. Torbasındaki ekmeğin yanında bir de sipsisi mutlaka vardır. İnsan bedenen beslenir ama bir de ruhen beslenmesi gerekir ki bu yörük Türkmenleri’nin has özelliklerinden birisidir. İnsanın ruhunun beslenmesi için öncelikli olan sevgi, ikincisi ise müziktir bence.

Hacer Zeren: Neşet Ertaş bir televizyon programına katılmıştı. Orada sigara mevzuu açıldı ve Üstat dedi ki’ zengin ise bıraksın sigarayı, fakir ise cigarayı içmezse ne yapacak? Hepimiz çok etkilenmiştik. Hatırlıyor musunuz?

Hacı Ali Yılmaz: Sigaranın zararlı olduğunu tabiki herkes biliyor ama garibin bir sigarası var. Ayrıca üstat o programda, şu arabalardan çıkan egzoz gazlarının çaresine bakılsa çok iyi olur’ diyor. Yani, sigara dumanı, egzoz dumanından daha çok kirletmiyor çevreyi demeye getiriyor.

Hacer Zeren: Sayın Yılmaz eski Burdur, yörük kültürünü yansıtan Burdur, göç vermeyen Burdur ve şimdiki göç veren Burdur… Neden bu durumdayız?

Hacı Ali Yılmaz: Sanayimiz yok. İstihdam yok. Tabiattaki ilk kural; önce insanın karnı doyacak. Sanatsal faaliyetler daha sonra. İnsan sanatsal aktivitelere ne zaman katılabilir? Parası olursa. Bizim burada Albay bir abimiz vardı. Fransa’ya Üstteğmen olarak gitmiş. Fransa’da bir albay ‘sana sürprizim var’ demiş. Restorana gitmişler, müzik yapan bir grup varmış. Sürprizi ise sahnede viyolonsel çalanın üstteğmenin kayınbiraderi olmasıymış.   Şaşırmış bizim Burdurlu Albay. Orada insanların sanata daha önem verdiğini görmüş olmuş. Az önce dedim ya, ne demiş Shakespeare; ‘Bir ulusun türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür.’ Kişinin karnı doymazsa, sanata vakit ayıramaz. Kişinin sizi anlatırken, tanıtırken ne söylediği, aslında sizin değil o kişinin kapasitesini gösterir. Yani kişi diyelim ki benimle ilgili ‘ya o çalgıcıdır’ derse o kişinin kapasitesidir. ‘Sanatçıdır’ derse, o kişinin bakış açısıdır. ‘Yahu bu adam çok menen bir adamdır, bundan bir şey olmaz’ derse, yine bu yorumu yapanın kendisini bağlar. O’nun bakış açısıdır. Başkalarının benim hakkımda ne söylediği, o kişinin kendi bakış açısını, kapasitesini gösterir.

Hacer Zeren: Sayın Yılmaz, söyleşi için çok teşekkür ederiz.

 

YORUM YAZ

  • Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
  • Henüz yorum yapılmamış.