1954 'ten bugüne BURDUR'DA    e-posta : yenigungazete@ttmail.com

Fakir Baykurt kavşağında, yazarın kitapları yaşatılıyor

16 Kasım 2015, Pazartesi, 6:34 | Kültür, Manşet, Sürmanşet | 459 kere okundu | Bu haberi Facebook'ta Paylaş

FAKİR’İN ADINA VE ESERLERİNE YAKIŞAN KAVŞAK, Burdur Belediyesi’nin Fakir Baykurt Kavşağı’nda başlattığı çalışmalar kapsamında, kavşağa, yazarın kitaplarının isimlerinin yazılı olduğu banklar yerleştirildi.

Eğitimci-Heykeltraş Altan Demir’in, Fakir Baykurt’un büstünü yapma çalışmaları bir taraftan devam ederken, Belediye Fen İşleri ekipleri de Fakir-Der’in de girişimleriyle başlatılan çalışmalara bir yenisini daha ekledi. Kavşakta bulunan banklara, Fakir Baykurt’un dünya çapında bilinen bazı kitaplarının isimleri yazıldı. Fakir’in banklara yazılan eserleri arasında; ‘Amerikan Sargısı’, ‘Irazca’nın Dirliği’, ‘Yarım Ekmek’ ve kitaptan sinemaya da uyarlanan,  yazarın memleketi Akçaköy’de çekilen ‘Yılanların Öcü’ adlı kitapları yer aldı.

Fakir Baykurt Kavşağı, çiçeklendirme çalışmaları, havuz yapımı, anıt çalışmaları ve Fakir Baykurt’un büstünün de yapılmasıyla, özellikle yeni neslin Yazar-Sendikacı Fakir Baykurt’u tanımalarını, eserlerini bilmelerine de vesile olacak.

KİTAPLAR NEYİ ANLATIYOR?

AMERİKAN SARGISI

Amerikan yardımlarının kendini “süttozu ve balıkyağı”yla gösterdiği yıllarda, Amerika’yla iş yapan bazı Türk girişimcilerle bir grup Amerikalı, Ankara’ya yakın bir köyde, bir pilot proje uygulamaya karar verir. Uzun tartışmalar sonucunda, Kızılöz köyünde karar kılınır. Gümrah yeşillikleri, bereketli toprakları, şırıl şırıl akan sularıyla, hem güzel hem de kimseye muhtaç olmadan geçinip giden bir köydür, Kızılöz. Okulu yetersizdir her köy gibi ama öğretmeni yamandır. Her köy gibi eksikleri ganidir köyün ama köylünün umutları tamdır: “Bir gün hükümet buraya da mutlaka el atacaktır.”

Proje sahipleri köye gelip anlatırlar düşündüklerini ama köylüler anlamaz pek; yardım isteğine de sıcak bakmazlar. Ne var ki, Amerikalılar ısrarcıdır bu konuda. Sonunda köyün kır bekçisi Temeloş bir fikir atıverir ortaya öylesine. “Köyün rüzgârını kesen şu tepeyi kaldırın” deyiverir. Amerikalılar beğenir bu fikri! Başlarlar çalışmaya. Tepe yerle yeksan edilir; yerini geniş bir ovaya bırakır. Buraya köylülerin deyişiyle “Faynapıl” ağaçları diker Amerikalılar. Ayrıca Amerika’dan tavuk, dana getirip köyde cins hayvan yetiştirmeye kalkışırlar. Köye bir gazino açarlar, eğitime de el atarlar. Ama işler pek umdukları gibi gitmez. Ağaçlar koftur, meyve vermezler; hayvanlar da birer birer telef olurlar. Velhasıl, örnek proje köylüyü sıkan, yoran bir boyunduruğa dönüşmüş, yardım eziyet olup çıkmıştır. Tüm bunlardan kurtulmak gerekmektedir ama nasıl? Çözümü yine köyün akıllısı, gün görmüş Temeloş bulacaktır…

Fakir Baykurt bu romanında, diğer romanlarından farklı bir anlatım tekniği kullanmış ve daha hızlı bir tempo yakalayarak, gözlemleriyle memleket sınırlarının dışına uzanmıştır.
YILANLARIN ÖCÜ

Yılanların Öcü’nde; Kara Bayram’ın ve anası Irazca’nın hikayesini dinliyoruz. Kara Bayram satın aldığı toprağın, yıllarca zorla ödediği borçlarından yeni kurtulmuştur. Artık eşi Haçça ile hayaller kurabiliyordur; öküzün yanına bir öküz daha alıp ineği sabandan kurtarabilecek, anası ve çocukları ile yattığı tek göz odadan kurtulup eve bir oda daha ekleyebilecek, Haçça’ya Şalkuşak, oğluna çizme alabilecektir…
Bu hayaller muhtarın, kurul üyesi Haceli’ye Kara Bayram’ın evinin önüne ev yapmasına izin vermesiyle suya düşecektir. Kara Bayram ve Irazca evlerinin önüne ev yapılmasına karşı çıkmaktadır, olaylar büyür ve iş sadece bir ev meselesinden bir şeref, bir namus meselesine dönüşmeye başlar.
Kara Bayram ve Irazca, muhtar ve Haceli’ye karşı direnebilecekler midir? Yoksa köy yerinin otoritesi olan muhtar istediğini yaptıracak mıdır? Varsılların dünyasında, yoksul Kara Bayram’ın şansı ne kadardır?

IRAZCA’NIN DİRLİĞİ

Irazca şu dünyaya geldi geleli gün yüzü görmemiştir. Dertli mi dertli bir kadındır; üstelik genç yaşta dul kaldığından kadınlığını da bilememiştir. Geçimdi, çocuktu, sonra torundu derken sırtı doğru düzgün yumuşak bir yatağa değmemiştir. Yetmezmiş gibi, köyün muhtarı Cımbıldak Hüsnü ile Haceliyi ev yeri yüzünden düşman beller kendine. Ev işi halloldu, sular duruldu derken, anlar ki, su uyurmuş ama düşman uyumazmış. Bu sefer torunu Ahmete kötülük eder düşmanlar; oğlu Bayram ölümlerden döner. Yitirir bir bir dayanaklarını… ve zavallı Irazcanın ne dirliği kalır ne düzeni.

YARIM EKMEK

Bu dünyada, evlenip de Kezik Acar kadar mutlu olan kaç kişi vardır acaba? Daha dalında gonca iken, kendine eş seçer onu Demiryolcu Mustafa. Her şeyleriyle birbirinin dengidirler. Öyle iyi anlaşırlar ki, mutluluk eksik olmaz evlerinden. İyilerin iyisi, melek kocasından üç çocuğu olur Kezik’in; mutlulukları daha da perçinlenir. Ama feleğin oyunları çoktur. Bir oyun da Kezik için oynar. Bir kazayla alıverir Mustafa’sını, aşkını, erini, can yoldaşını Kezik’in elinden. Zavallı kadın, daha kaybına yanamadan, çocuklarıyla hayatta kalmanın derdine düşer. Almanya’ya işçi alıyorlardır o yıllarda. Yazdırır ismini çaresiz. Almanya’nın Duisburg şehrinde bir yaşlılar yurdunda bulaşıkçı olarak çalışmaya başlar. Hiç yakınmadan çalışır yıllarca, hatta gözlerini bulaşık sularının pirillerine feda eder. Ama emekleri boşa değildir; üç katlı bir ev alır, üç çocuğunu da gül gibi büyütür. İyiden iyiye yeni yurtlarına yerleşip, çocuklarının hepsi de hayatlarını burada kurunca, anlar Kezik artık köye asla dönemeyeceğini. Bundan böyle, onların vatanı Almanya’dır. Tek sorun, yıllardır hasretinden yanıp durduğu kocasının kabridir; o da Almanya’da olsun ister Kezik. Kafasına koyar bunu. Önce Almanya’da bir Türk gömütlüğünün oluşturulması, sonra da köyde kalan hısım akrabanın gönlünü kırmadan ve onca sınırı hiç sorun çıkmadan geçerek kocasının kemiklerinin getirilmesi gerekmektedir… Ama nasıl? Fakir Baykurt bu kitabında, Kezik’i ve ailesini eksene yerleştirerek Almanya’daki Türklerin nasıl yaşadıklarını, sorunlarının neler olduğunu anlatıyor, üstelik aşkı, sevgiyi her satırda hissettirerek. Ayrıca, 80 İhtilali’nin Türkiye’de yarattığı çalkantılara, hiç yoktan verilen ölüm cezalarına, o dönemde yaşanan sosyoekonomik sıkıntılara da gerçekçi ve içten bir yaklaşımla değiniyor.

Hacer ZEREN

 

YORUM YAZ

  • Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
  • Henüz yorum yapılmamış.