ManşetSiyasetBurdur’da konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu: “EKONOMİ KÖTÜ GİDİYOR!”

8 ay ago

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 24 Mart 2018 Cumartesi günü şehrimize geldi. Burdur’da sabahleyin Saadet Partisi Burdur İl Teşkilatının düzenlediği geniş katılımlı kahvaltılı etkinliği, ‘Burdur Buluşması’nda konuşan Saadet Partisi Lideri Karamollaoğlu, çarrpıcı açıklamalarla güncel sorunları, ekonomideki gelişmeleri değerlendirdi.

İlimizdeki sivil toplum kuruluşları yöneticileri, iş adamları, siyasi parti yöneticilerinin katıldığı geniş katılımlı toplantıya Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, CHP Burdur Milletvekili Mehmet Göker de katıldı.

Karamollaoğlu, toplumdaki gerilim, kutuplaşma tehlikesi, seçim güvenliğine ilişkin kaygılar, güncel ekonomi meseleleri, Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesi hakkında görüşlerini dile getirirken, AK Parti iktidarlarının uygulamalarını eleştirdi, katılımcıların sorularını cevaplandırdı.

Konuşmasının başında, toplumdaki gerilime işaret ederek, kutuplaşma ortamının tehlikeli boyutlara ulaştığının altını çizen Temel Karamollaoğlu, iktidarın ise bu bölünmeyi çözmek yerine, aksine gerilimden beslenerek, seçim başarılarının peşinde koştuğunu öne sürdü.

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kökenli politikacılardan biri olan, Planlamacı Karamollaoğlu, konuşmasının büyük bir bölümünü ekonomide yaşanan gelişmelere ayırdı. Ekonomide işlerin iyi gitmediğini, borç sarmalının içinde Türkiye ekonomisinin alarm verdiğini belirten Karamollaoğlu, “iktisaden ülkemiz çok ama çok bir dar boğazın içine sürüklenmiştir. Bugüne kadar sürdürülen yanlış politikalardan, ekonomik politikalardan dolayı ekonomi kötü gidiyor. İşsizlik şu an en büyük problem. İkinicisi ise borçlar. Bizim dış borcumuz kamu-özel sektörde toplam 500 milyar dolara yaklaştı. Hakikaten zor durumdayız. Şu an Türkiye’nin faizlenme borcu % 13.5 geçti %14’ü oldu. Niye faizler bu kadar yüksek. Çünkü; insanlar güven duymuyor borç verirken. Verdiği parayı daha kısa zamanda almaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Şeker Fabrikalarının satışı konusunda yaptıkları açıklamalar, sergiledikleri tavırla en öne çıkan siyasi partilerden biri olan Saadet Partisi’nin Burdur’daki toplantısında da başta Burdur Şeker Fabrikası olmak üzere satışa çıkarılan Şeker Fabrikaları yine öne çıkan konu başlıklarından biri oldu.

Şeker Fabrikalarının bu şekilde, varlık yoluyla satışına karşı olduklarını net bir şekilde yineleyen Karamollaoğlu, “Şeker Fabrikası özelleştirilemez. Siz Burdurlular olarak şekeri en iyi bilenlerdensiniz. Şeker sadece şeker fabrikasında çalışan insanlar manasına gelmiyor. Şekerin esas özelliği tarıma verdiği ehemmiyettir. Pancar üretimi, pancar çiftçisinin gelir kaynağıdır ve Türkiye’de en iyi çiftçilik yaparak para kazanan sektör bu kısımdadır. Bir zamanlar 500 bin dönüme yakın arazi ekilip biçiliyordu Türkiye’de. Şuan 125 bin dönüme düştü. Eğer bu özelleştirmeler yapılırsa birkaç sene sonra göreceğiz ki bunlar belki 35-40 dönüme düşecek ve onun arkasından da yok olamaya gidecek” şeklinde konuştu.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun kahvaltılı Burdur Buluşmasında konuşmasında öne çıkan pasajlar şöyle:

“Ülkemiz daha seçim olmadan seçim atmosferine girdi gibi bir hava içerisinde… Seçimler güzel şeyler aslında. Milletin tercihinin, iradesinin belirlendiği zamanlar. Fakat öyle bir tempoya girdik ki seçimlerle de ilgili olarak milletin iradesi tecelli eder mi?, sandığa yansır mı?, acaba bir takım sıkıntılar doğabilir mi? gibi endişelerimiz de var. Meclis’ten yeni bir kanun geçti. Demokrasinin temeli seçim. Seçim olmadan halkın kanaatleri bilinmez. Seçimin mutlaka emniyet ve güven içerisinde yapılması icap eder.

Seçimlerin arkasından iktidara gelenler kendilerini ancak icraatları ile ortaya koyarlar. Bir takım vaatlerde bulunulur ve arkasından da icraata gelir ve arkasından da iktidarlar yaptıkları icraatlardan sorgulanırlar. Biz ülkemizin şu an geldiği noktayı çok endişeli buluyoruz. Bu sadece iktidarı tenkit etmek için değil bazen böyle ifadeler kullanılıyor. İktidar bir tane de ondan. İki tane olsa bir ona bir diğerine söyleriz. İktidarın dışında muhalefete dönüp bunu niye yapmadınız? dememiz doğru olmaz.

Şu an bizim memleketimizde her zaman ısrarla söylediğimiz birinci meselemiz hakikaten siyasette ve toplumda meydana gelen gerilim. Öyle bir hava meydana getiriliyor ki, herkes endişe içerisinde. Farklı düşünenler birbirlerine husumetle bakar hale geldiler. Elbette farklı düşünceler olacak. Farklı düşünceler olmasa farklı siyasi partiler olmaz. Bizim bu farklılıklarımızı zenginlik olarak görme mecburiyetimiz var. Bu farklılıklar insan tabiatı gereği mutlaka olacak ve biz bu farklılıkları zenginlik olarak göreceğiz, beğenip beğenmesek bile. Onun için bu havanın mutlaka kırılmaya ihtiyacı var. Bir toplum böyle uzun süre devam ettirilemez. Bu içerde kırılganlıklara sebep olur. Beklemediğimiz patlamalar meydana gelebilir.

Ama ne yazık ki iktidar partisi bu konuda gerilimden istifade ederek kendisine bugüne kadar oy veren destekleyen, kendisini taşıyan kitleleri kendisine bağlı tutmaya çalışıyor. Bizin siyasi tarihimizde çok azdır % 50 oy alarak iktidara gelenler. Ama artık bu işin böyle gitmeyeceği kanaati doğduğu için problemler artığı için bir arayış başladı. Bu arayışı gerginlikle çözmek fayda sağlamaz. İktidara da bir fayda sağlamaz.

Bizim ikinci olarak üzerinde durduğumuz husus doğrudan doğruya problemlerimiz olmalı bizim. Biz bu problemlerin üstesinden nasıl geleceğiz, hangi dertlerimiz problemlerimiz var, işte; bunlara baktığımız zaman biz hemen bu gerginliğin arkasından gördüğümüz iktisaden ülkemiz çok ama çok bir darboğazın içine sürüklenmiştir. Bugüne kadar sürdürülen yanlış politikalardan, ekonomik politikalardan dolayı, hayali bir şeyler söylemeyi doğru bulmuyorum. Somut Hükümetin bütçede getirdiği, Maliye Bakanlığının, Kalkınma Bakanlığının kendi sitelerinde yayınladıkları rakamların üzerinden giderek fikrimi arz ediyorum. İşsizlik şu an en büyük problem, ki ülkemizde geçen ayki son rakam 3 milyon 250 bin insan işsizdi. İş arıyor ama bulamıyor. Aslında fiziki olarak işsizlik rakamı bunun üzerinde. Çünkü; devlet bir takım sosyal yardımlar yapıyor. Bu güzel bir yardım. Ama bu yardımı alırken birisi ben işsizim diye müracaat etmiyorsa o yardım kesilmeli. Cebimde 400-500 lira param kalsın diyen insan ben işsizim demiyor kendisine sorulduğu zaman, müracaat etmiyor. Bu sefer onun işi varmış gibi gözüküyor. Hâlbuki bunlar işsiz. En az bir milyona yakın insan var.

Dünyada okuma yaşı biraz daha aşağıya çekiliyor. Bugünkü teknikle, okulların çokluğuyla, öğrenci durumu ve öğretmenlerin âdeti ile bakıldığı zaman siz bir insanı lise seviyesinde bilgiyi 17 yaşında bile verebilirsiniz. Ama bu arkadaşlar 18’i de bıraktı, 19 yaşına çıkardılar okuma yaşını. Bu ister istemez bir sene, birçok insanın hayata atılmasını geriletti. Bunlar işsiz değil. Yine üniversitelerde mezuniyet yılları sürekli olarak değiştiriliyor. Bunun da çok etkisi var. En az bir milyon insan işsiz. Yani hayata atılmıyor okuduğu için. Yani işsizlik bizim ciddi bir derdimiz.

İkincisi ise; bizim dışarıya bağlı olan her devletin, her ülkenin borcu. Bugün devletin iç piyasaya olan borcu geçen ay 892 milyar liraydı. Onun karşılığında da bu senenin bütçesine 71,7 milyar lira faiz kondu. Bunu devletin borcu kalmadı, bunu nerden çıkarıyorsunuz? diyenler için söylüyorum. Yani bilenler yanlarına bir hesap uzmanı alıp gitsinler. Bu rakamlar devletin kendi sitelerinde var. Bütçe gizli değil ki. Gelecek sene konacak olan 86 milyar lira. Hemen yanımızda Isparta 200 milyon liralık Coca Cola Fabrikası kurdu. Bu bizim kalkınmamızın işareti ise hapı yuttuk. Coca Cola ile kalkınacağız, ilerleyeceğiz, mücadele edeceğiz. Bu aslında bizim geldiğimiz noktanın ne kadar üzüntü verici olduğunu gösterir. Hakikaten zor durumdayız. Bizim dış borcumuz 500 milyar dolara yaklaştı.

Dillerine pelesenk ettiler iftiharla. ‘Bizim IMF’ye borcumuz yok’ diye… Hay Allah razı olsun. Ben de dedim ki; ‘Ya IMF’ye borcunuz yok da, aldığınız başka yerlerden olan borçların faizleri aldı başını gidiyor. Eminim siz IMF’den almış olsaydınız daha az faiz öderdiniz. Ben diyorum ki; borç almayın. Borcu şu bankadan değil bu bankadan almış olsaydınız, faizi daha düşük olurdu diyorum ondan rahatsız oluyorlar. Şu an Türkiye’nin faizlenme borcu % 13.5’u geçti %14 oldu. Allah’tan korkmak lazım. Niye faizler bu kadar yüksek. Çünkü; insanlar güven duymuyor borç verirken. Verdiği parayı daha kısa zamanda almaya çalışıyor.

Türkiye’de Hükümet, vergileri, maaş artımlarını, yatırımları IMF’nin direktiflerine göre yapıyor şu anda. Hem borç alıyoruz hem dayak yiyoruz. İkisi birden niye olsun ki. Ekonomi iyi idare edilmiyor. Yatırım yapılmıyor. Biz bu Hükümet zamanında 64 milyar dolarlık özelleştirme yapmışız. Sattığımız fabrikaların hiçbirinin yerine yenisini kurmamışız.

Şeker Fabrikası özelleştirilemez. Siz Burdurlular olarak şekeri en iyi bilenlerdensiniz. Şeker sadece şeker fabrikasında çalışan insanlar manasına gelmiyor. Şekerin esas özelliği tarıma verdiği ehemmiyettir. Pancar üretimi, pancar çiftçisinin gelir kaynağıdır ve Türkiye’de en iyi çiftçilik yaparak para kazanan sektör bu kısımdadır. Bir zamanlar pancar için 500 bin dönüme yakın arazi ekilip biçiliyordu Türkiye’de. Şu anda 125 bin dönüme düştü. Eğer; bu özelleştirmeler yapılırsa birkaç sene sonra göreceğiz ki bunlar belki 35-40 bin dönüme düşecek ve onun arkasından da yok olamaya gidecek.

Bu bölgede zamanında tütün üretiliyormuş. Biz tütün üretimini de mahvettik. Tütün üretiminde Amerika’ya mahkûm olduk. Tütün üreten bölgelerdeki fabrikalar kapandı. Orada işçiler mağdur olurken, tütün üreten çiftçisi de mağdur oldu. Çiftçi mağdur olursa Türkiye ayakta duramaz. Şeker sektörü sağlık açısından da önemli bir sektördür. Tarımı da ithal edemezsiniz. Bu bir şeylerin yanlış gittiğini gösterir. Mutlaka hükümetin bu konu da tedbir alması gerekir. Bu millet böyle ayağa kalkamaz ki. Türkiye boşalıyor. İki buçuk milyon insan Batı’ya göç etti. Tarlaya destek verilir mi? Bu da bize getirilen IMF’nin dayatmalarından bir tanesi. Destek üretime, üretimi yapana verilir.

Biz her noktada ekonomi de hakikaten çok zor şartlar altındayız. Özellikle cari açığımız, dış ticaret açığımız çok büyüdü. Geçen seneki dış ticaret açığımız 77 milyar dolar, cari açık 47 milyar dolar. Şubat ayında yapılan dış ticaret açığı 7 milyar doları geçti. Bununla biz nereye kadar gideceğiz? Sürekli açık veriyoruz. Son 17 sene içerisinde dışarıdan aldığımız kısa ve orta vadeli borçlar bir trilyon 650 milyar lira. Bunun karşılığında ödediğimiz faiz 708 milyar lira. Daha da ödemeye devam ediyoruz. Bu rakamlarla, borçlarla ne üretime yönelik kalkınabiliriz, ne işsizlik problemimiz çözülür ne de ticari olarak itibarımız artar. Ekonomi şu anda en önemli konu. Çünkü; ekonomi bir ülkenin gıdası gibidir. Asgari ücret 1600 TL. Bir de yoksulluk sınırı var. Bu da 5500 TL. Bu kadar parayı memur bile almıyor. Sayılı insan alıyor. Milli Gelirin adil dağılımı için devletin bir planı olacak. Bu sağlandığı an Türkiye’de kalkınma emin olun % 3-4 daha hızlı olur. Çünkü; insanların eline fazla para geçtiği zaman pazara çıkar alış veriş yapar. O pazar zenginleşir canlanır. Esnaf bu defa üreticiden daha fazla ürün ister. O daha fazla istihdam sağlayarak üretimi artırır. Yetmedi yeni yatırım yapar, yeni istihdam meydana gelir. Bunlar meydana gelince Türkiye’de işsizlik problemi, dış ticaret problemi de kalmaz. Bu çark böyle dönerse biz büyür güçleniriz.

Bu sıkıntıları sadece tarım, sanayi, ekonomi de değil eğitimde de aynı sıkıntıları yaşıyoruz. Maalesef vasıflı insan yetiştiremiyoruz. Böyle giderse bizim insanımız dışarıda da iş bulamaz. Belli üniversitelerde yetişen gençlerimiz Türkiye’de kalmak istemiyor ve hep yurt dışına gidiyor. İş bulamıyor ya da bulduğu iş kendisini tatmin etmiyor.

Sağlık sektörümüze gelince dünyada herhalde sağlığı bir rant meselesi gören en nadide ülkelerden birisi biziz. Tam Deli Dumrul misali. Yeni yapılan Şehir Hastanelerinde % 70 doluluk oranı olmazsa Hazine’den karşılayacağız bunu. Böyle bir mantık dünyanın neresine giderseniz gidin kapışırlar. Bir yatırım özel sektör bile olsa fizibilite etüdü olmadan yapılamaz, yapılmamalıdır. Ben bu güne kadar yapılan köprülerin, tünellerin hele de şuan yapılan Çanakkale Köprüsünün fizibilite etüdünü görmek istiyorum. Buradan kaç araç geçiyor şu anda, kaç araç bekleniyor ve bu köprü kaça mal olacak? Biz işte; bu köprü yapıldıktan sonra neyi garanti edeceğiz? Bu geçen araçlar buranın borcunu ödeyecek mi? Emin olun ödenmesi mümkün değil. Allah’tan korkun. Ya böyle bir yatırım yapılmaz? Onun için ne yaptıklarını bilmiyorlar. Dış politikada dost ve düşmanı ayırt edemiyorlar. Onun için her şey keşmekeş içerisinde…”

Filiz ERYILMAZ

Kodlama : SadeMedia Interactive