1954 'ten bugüne BURDUR'DA    e-posta : yenigungazete@ttmail.com

’10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü gazetemize değerlendiren Avukat Zafer Erman: “İNSAN HAKLARI, İKTİDARDA UNUTULUYOR!”

10 Aralık 2015, Perşembe, 8:18 | Gündem, Manşet, Sürmanşet | 666 kere okundu | Bu haberi Facebook'ta Paylaş

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü nedeniyle Gazetemize bir açıklama yapan Burdur Barosu İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Zafer Erman ilginç açıklamalarda bulundu.

“10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin insan onuruna ve insanca yaşamaya ilişkin haklar düzenlediğini” hatırlatan Erman, insan hakları ilgili muhalet iken başka konuşanların iktidara geldiklerinde başka davrandıklarına dikkat çekti. Erman, “Çağımızda iktidarı elinde bulunduran tüm güçler muhalefette iken insan hakları ile ilgili söylemlerini ve verdikleri sözleri unutmaktadır. Miting meydanlarında, basın açıklamalarında, açılışlarda, basın ve yayım organlarında söylemleriyle insan haklarını savunur gözüken iktidarlar başkalarının haklarına tecavüz etmeyi kendilerinin bir hakkı olarak görebilmektedirler.” dedi.

 

Muhabirimiz Hacer Zeren’e konuşan Avukat Zafer Erman, şunları söyledi:

“10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi insan onuruna ve insanca yaşamaya ilişkin haklar düzenlemektedir.

Çağımızda iktidarı elinde bulunduran tüm güçler muhalefette iken insan hakları ile ilgili söylemlerini ve verdikleri sözleri unutmaktadır. Miting meydanlarında, basın açıklamalarında, açılışlarda, basın ve yayım organlarında söylemleriyle insan haklarını savunur gözüken iktidarlar başkalarının haklarına tecavüz etmeyi kendilerinin bir hakkı olarak görebilmektedirler.

Her seçim öncesi ve seçim sonrası balkon konuşmalarında daha fazla ileri demokrasi, daha fazla barış diyen AKP iktidarı sindirme, itaat ettirme, kabul ettirme, kanıksatma amacıyla insan haklarını hiçe sayabilmektedir. Özellikle gücünü ve iktidarını kaybetme korkusunu yaşadığı anda barıştan ve demokrasiden yana olmadığını, tek derdinin kendi iktidarını korumak olduğunu açıkça göstermektedir. En temel insan hakkı olan yaşama hakkını bile hiçe sayan iktidar bu hak ihlallerini yandaş basın ve yayım araçlarıyla meşru gösterebilmektedir. İktidarı elinde bulunduran güçler aksine tutum ve davranış içerisinde olan basın ve yayım kuruluşlarına gözdağı vermek ve sindirmek için devletin tüm kurumlarını harekete geçirerek baskı oluşturmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi basın ve yayın kuruluşları devlet eliyle el konabilmektedir. muhalefet eden kişilere ve kuruluşlara gözdağı verilmektedir.

Gazeteciler sudan bahanelerle gözaltına alınabilmekte, gazetecilere ‘kumpas’ kurulmakta, tutuklanmakta ve hatta yargısız infazlarla devlet ajanları tarafından öldürülebilmektedir. ”Milli İstihbarat Teşkilatı’na atılan bu iftiralar, yapılan gayrimeşru operasyon, bir yer de bu ajanlık ve casusluk faaliyetidir. Bu casusluk faaliyetinin içine bu gazete de girmiştir. Orada rakamlar falan veriliyor. Bu rakamların kaynağı nedir? Kimden aldın sen bu rakamları? Paralel Yapı’dan. Bunlarla ilgili avukatıma talimatı verdim, davayı anında açtım. Bu haberi özel haber olarak yapan kişi de öyle zannediyorum ki bunun bedelini ağır ödeyecek” sözleri emir kabul edilerek Can Dündar ve Erdem Gül tutuklanabilmektedir. Tutuklanmakla kalmamakta ‘yazdıklarını fitil fitil burnundan getirebilmek için’ tecrit uygulanmaktadır.

Savaşın, katliamların ve cinayetlerin gitgide arttığı, insan hakları ihlallerinin doruğa ulaştığı bir coğrafyada ve zamanda Reyhanlı’da Suruç’ta, Ankara’da, çocuklara oyuncak götüren, barış için yürüyen halk aslında faili belli olan karanlık güçler tarafından katledilmektedir.

Ülkenin bir bölümünde günlerce abluka ve sokağa çıkma yasağı uygulanmaktadır. Terörle mücadele adı altında insanların yaşam hakkı, seyahat etme hakkı, haber alma hakkı ve anayasaya ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alan tüm haklar ihlal edilmektedir.

Sınırlarımızdaki savaş nedeniyle milyonlarca insan doğduğu, yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalmıştır. Sığınmacı kamplarındaki imkanların yetersizliği her türlü insan hakları ihlal edilmektedir. Çocuklar ve kadınlar köle gibi alınıp satılmakta, cinsel meta olarak kullanılmakta, fuhuş bataklığına sürülmektedir. Kadın ve çocuklara karınlarını dahi doyuramayacak paralara en kötü işler yaptırılmaktadır.

Çocuk işçiliği ve erken yaşta evlendirmeler büyük artış göstermektedir. Ülkemizde kadına yönelik şiddet ise artık olağan gibi görülmeye başlanmıştır. Son oniki yılda ülkemizde işlenen kadın cinayetlerinde yaşamını yitiren kadın sayısı yaklaşık (7.000) yedi bin’dir. Sadece 2015 yılının ilk onbir ayında öldürülen kadın sayısı 180 civarındadır.

Hayatını barışa adamış bir insan hakları savunucusu, Diyarbakır Baro Başkanı meslektaşımız Tahir Elçi, barışın çağrısını yaparken kameralar önünde suikasta uğramış ve hayatını kaybetmiştir. Ve hala ölümüne sebep olan kurşunun hangi silahtan atıldığı tespit edilememiştir. Barış savunucularının öldürülmediği, omuzlarda yükseldiği bir dünya…”

Hacer ZEREN

YORUM YAZ

  • Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
  • Henüz yorum yapılmamış.